İran mı ABD mi kazandı?
- GİRİŞ19.06.2026 08:58
- GÜNCELLEME19.06.2026 08:58
ABD - İsrail ittifakının İran’a açtığı savaş yüz günden uzun sürdü. Minab’taki ilkokulda 168 çocuğun öldürülmesi ile başlamıştı, Trump ve Pezeşkiyan’ın yüz yüze gelmeden “dijital olarak” imzaladığı anlaşma ile son buldu.
Kim kazandı? ABD-İsrail ittifakı mı, İran mı?
Bir önceki durumun koşulları açısından bakınca kazanan taraf İran’dır.
Savaşın açık hedefleri açısından bakarsak, kazananın yine İran olduğunu görürüz.
Açalım…
Bir önceki “çatışmasızlık” durumu, 2015 tarihli anlaşmaya dayanıyordu. Viyana’da imzalanan bu anlaşma “P5 + 1 Ülkeleri - İran Nükleer Anlaşması” olarak biliniyor. P5+1, BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi (ABD, Çin, İngiltere, Rusya, Fransa) ve bunlara ek olarak Almanya ve AB’yi kapsıyor.

ABD, -Trump’ın ilk başkanlık döneminde- 2018 yılında bu anlaşmadan çekilmişti.
Trump’ın bugün imzaladığı anlaşma ise, ABD açısından 2015’e göre çok daha geri bir pozisyonu temsil ediyor.
2015’teki anlaşma dondurulmuş İran varlıklarının 1.7 milyarlık bölümünün çözülmesi koşulunu içeriyordu. Şimdiki anlaşma, bu rakamın 100 milyar dolara kadar ulaşmasının yolunu açıyor.
2015’te İran nükleer silah yapmayacağını taahhüt ediyordu. Bugünkü anlaşmada da aynı taahhüdü veriyor. Ancak, 2015’te İran’ın uluslararası bağımsız denetçiler tarafından kontrol edilmesi ve gerekirse cezalandırılması şartı vardı. Şimdi bunlar yok, sadece İran’ın “sözü” var.
2015 anlaşmasında yaptırımlar devam ediyordu, şimdi tüm yaptırımlar kaldırılıyor. 2015’te Hürmüz Boğazı tartışma dışındaydı, şimdi ilk 60 günden sonra İran’ın egemenliği altına giriyor.
Hepsinden önemlisi, 2015 anlaşması imzalandığında ABD’nin elinde savaş kozu vardı, şimdi o koz harcanmış oldu. İran, ABD’nin tehditlerinin bir anlamı olmadığını hem kendi halkına hem de tüm dünyaya gösterdi. Bugünkü anlaşma için ağır kayıplara yol açan bir savaş verilmesi gerekti. Sadece ABD’nin kayıpları (kendi beyanları ile) en az 560 yaralı/ölü personel, milyarlarca dolar değerdeki uçaklar, dronlar ve gemiler. Buna İsrail’in tükenen savunma kapasitesini ve Körfez’deki Arap ülkelerinin gördüğü ekonomik zararı da eklemek lazım. 2015 anlaşması için ise tek kurşun sıkmaya gerek kalmamıştı.
Dolayısı ile bir önceki duruma, yani 2015 anlaşmasına baktığımızda bugün İran’ın önemli kazanımlar elde ettiğini söyleyebiliriz.
Gelelim ikinci noktaya…
Savaşın açık hedefleri üzerinden bakınca da İran’ın zaferinden söz edebiliriz.
Çünkü İran, masada talep ettiği her şeyi almış oldu: Lübnan dahil ateşkes, ABD birliklerinin savaş pozisyonlarından geri çekilmesi, yaptırımların kaldırılması, dondurulan varlıkların serbest bırakılması ve yeniden yapılanma için 300 milyar dolarlık fon.
Peki karşılığında ne verdi dersiniz?
Nükleer silahlardan vazgeçti… Ki zaten savaştan önce de “nükleer silahımız yok” diyordu!
Bir de Hürmüz Boğazı'nı açtı… Ki Boğaz, savaştan önce de kapalı değildi!
Şüphesiz anlaşmanın daha geniş etkileri de olacak. Çünkü bu belge ile küresel hegemonyanın ve tek kutuplu dünyanın bitişi tescillenmiş oluyor.
Bu, ABD’nin uzak diyarlardaki “kaldıraç etkisinin” de sonu demek. Bu etkiye bel bağlayan körfez ülkeleri, müttefikleri ABD’nin onları savunamadığını gördüler. Zaten İran’ın zafer kazanmasının asıl sebebi de (Hürmüz’de içerecek şekilde) bu ülkeler üzerinde kurduğu baskıydı.
İran’a sahada üstünlük kazandıran, üçüncü ülkelerdeki ABD üslerine saldırmaktan çekinmemesi oldu. Nitekim Trump da İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını “savaştaki en büyük sürpriz" olarak nitelendirdi.
Müzakereler bir yerde bozulup yeniden savaş rüzgarları eser mi bilmiyoruz. Ama dünyadaki tüm ülkelerin ABD’ye dair güç hesaplarını revize etmesi gerektiği apaçık görülüyor.
Gaffar Yakınca / Haber7
Yorumlar2