Şu aralar Peygambere ve ashabına hazreti diyemeyişim!

  • GİRİŞ05.08.2012 10:31
  • GÜNCELLEME05.08.2012 10:44

En sade en yalın biçimiyle Allah’ın Resulüyle bir olmak, onu hissetmek, ona daha yakın olmak, O’nu daha çok sevmek arzum; beni onlardan uzaklaştıracak; samimiyetimi ve doğallığımı ortadan kaldıracak ululuk ifade eden titlerini kullanmamı şu aralar imkânsız kılıyor.

Bu bir saygısızlık mı? Asla… Aksine kendi adıma onlarla daha çok yakınlaşma hissiyatımdır.

Sahabesi Peygamberimize ne diyorsa ben de onu demek istiyorum. En yalın haliyle Allah’ın Resulü, Peygamberim Muhammed ya da Muhammed Peygamber

Sahabesine yakın olmak istiyorum. En yalın haliyle Allah’ın Resulü onlara nasıl sesleniyorsa onlara öyle seslenmek…

Onlara böyle hitap etme arzum; geleneğimizi eleştiren, radikal bir söylem ya da davranış adına yapılan bir tutum asla değildir.

Ben kendimi onlara böyle yakın hissediyorum. En yalın halleriyle, en kendiliğinden halleriyle… İsteyen en süslü titlerle geleneksel ifadelerle onlara hitap etsin, etmeye de devam etsin…

Hayata, Kur’an kadar kendi doğallığında yaklaşmak… Bir sivrisineği örnek vermekten dahi çekinmemek…

Hatta şu aralar kendime daha yakın ve yalın olabilmek; kendimi, kendime katmak için gözlerime ince bir çizgi dahi çekmiyorum. 

Allah’ı, Peygamberimi ve ashabını hayatımın içine katmak istiyorum. Tamamen hissi bir durum; akli ya da toplumsal değil…

Bir arayışın hali… Bana ait bir rabıta ediş… Ve hiç kimseyi de kendi ruhumun rabıta ediş hallerine davet etmiyorum…

Gazali’nin dil konusunda yaptığı tespit: “Eğer Tanrı’dan söz ederken kullandığımız dil gündelik hayatımızda kullandığımız dilden tamamen farklı ise, o zaman o sahih bir dil değildir. Çünkü Meşşailerin Tanrı’yı tarif etmek üzere kullandıkları soluk dil, beşer dünyası ve diliyle herhangi bir irtibat kurma noktasında başarısız olduğundan, Meşşai düşünürler Tanrı hakkında konuşmaya hevesli olsalar da, O’na oynayacak bir rol bırakmamışlardır.”

Ne Meşşailerin soyut dili ne de Gazali’nin gündelik hayattan kutsalla kurdukları dil derdim…

Kendi dilimin, ruhumun halleri…

Belki de sebebim; tüm kutsalların, vaazcıların, hazretlerin, hoca efendigillerin pazara düşmüş olması… Tüm bu titlerin çirkinleştirilmeleridir, bilemiyorum…

Belki de; çoğaltılmış ruhsal kargaşalar…

Şimdi istediğiniz gibi yargılayabilirsiniz. Sizi kendi dillerinizin hallerine bırakıyorum. Hal ise bilin ki sürekli değişendir.

Hacer Aydın - Haber 7

aceraydin@hotmail.com

Yorumlar13

  • turgut1 13 yıl önce Şikayet Et
    başlığa eleştiri. şu sıralar değil..bu sıralar denmeliydi...zira bu,şu,o gibi işaret sıfatları merkezden perifere doğru sıralanır..örneğin önümüzde bildik sıralar (okul sıraları) var..elimizin değdiği ulaştığı sıraya;bu sıra denir..ulaşamadığımız biraz ötedeki sıraya;şu sıra deriz...en uzaktaki sıraya da;o sıra deriz...haliyle şu sıralar demekle bu sıralar demek arasında da uzaklık farkı var..şu sıralar demekle daha sırası gelmediği anlamı çıkar..halbu ki sen diyeceklerini önceki yazında demiştin..o halde bu sıralar olur..yani elimizin değdiği bir mesafe,bize en yakın mesafe, bu işaret zamiri ile anlatılmalıydı diye düşünüyorum
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • turgut1 13 yıl önce Şikayet Et
    birde gazetecisiniz. cumhurbaşkanının yanına röportaja gitsen demek kendini yakın hissettiğin için "abdullah bu devletin hali ne olacak"..yada "abdullahcığım seçimlerde hangi partiler meclise girer" ...nasıl ama insan kendini çok samimi hissediyor değil mi..insan kendini doğal hissediyor değil mi...doğallığı ortadan kaldıracak ululuğu ifade eden titler kullanmayacaksın öylemi....peki seni cumhurbaşkanı karşısına alır sana değer verir..ve sırf kendin öyle iyi hissediyormuşun diye senin argolarına tamam deyip devletin yüce bir makamını alaşağı eder mi?...sırf senin gönlün hoş olsun diye örnek muhabbete eyvallah denir mi?...öyleyse peygamber neden desin,ashabı kiram neden desin..senin keyfine göre benim keyfime göre değil..ilkelere göre hareket edilmeli..başka bir yerde başka birinin gönlü ne biliyim afra tafrayla huzur bulur..herkesin gönlüne kalırsa ortada saygın kim kalır??
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • MEHMET ALİ 13 yıl önce Şikayet Et
    saygı saygı saygı. peygamberin(s.a.v) ismi künyesi vs. geçtiği zaman salavat getirmek sünneti seniyedendir. rasulullah (s.a.v.)'in konu hakkındaki hadisi şu şekildedir. “ismimi duyunca salavat getirmeyen insanların en cimrisidir.” ha salavat getirilmese olmaz mı? tabiki olur o biraz saygı ile alakalı bir şeydir. biz kendi aramızda büyüklerimize seslenirken bile hürmeten amca, dayı beyefendi gibi saygı ifadeleri (akrabalık dışında) kullanabiliyorsak peygamberimiz (s.a.v.) için neden kullanmayalım. hazreti kelimesine gelince sevgili anlamındadır. kullanılıp kullanılmamasında sakınca yoktur ki biz gündelik konuşmalarımızda kullanmıyoruz. çünkü salavat getiriyoruz. sahabe kısmıda aynı şekilde saygı saygı saygı. başka bir şey değil. büyükleme ululama değil sadece saygı.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • turgut1 13 yıl önce Şikayet Et
    bedevilerin dilini anımsatırsınız2. müslüman alimler,bilginler her zaman için peygamberin ismiyle beraber salat ve selam getirmişler hemde sahabelere karşı radıyallahu anhum:llah onlardan razı olsun demek suretiyle müminlerin ervahınada dua göndermiştir..mümin kişi kaç mümine dua etmiş ise onların misli sayısıncada dua kendisine sevaplarıyla döner..ezanda "eşhedu enne muhammederasullullah" ifadesi geçince her mümin peygamberimize salat ve selam gönderir yani allahummesalli ala seyyidine muhammedin ve ala ali seyyidine muhammed diyerek yada salavatın diğer metinlerini söylemek suretiyle ümmet görevini yerine getirler..salatu selam duadır..duanız yok ise sizin öneminizde yok..böylesi daha samimi derseniz..böyle samimi olmayın,böyle samimiyet şeytana kapı aralar..o peygamberlerki bir yusuf peygamberin hırkası sürülünce bir peygamber gözüne;o peygamberin gözü açılıyordu..peygamber bizim meslek arkadaşlarımız değil tazimde dikkatli olmak gerek.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • turgut1 13 yıl önce Şikayet Et
    bedevilerin dilini anımsatırsınız. arap coğrafyasının 2 insanı vardı birincisi medeni insaları yani medineli kültüründekiler diğeri de bedeviler ki seslenmeleri develerine seslenir gibi kaba...yemekleri yol üstüne çıkın açılmışta tabak çanak yokmuş gibi gayet ilkel primitif ve normal şartlarda itici...medeni insanların birbirlerine olan nezaketleri,iltifatları,selamları hoş sohbetleri ve hitapları ve yazın alanında ise baştacı edebi ürünler sunarlar..bedeviliğin argosuna karşı medeniliğin fiyakası vardır..hadis ravileri peygamberden bahsedince salatusselam getirmişler,sahabiden bahsedince türkçe karşılığı "allah onlardan razı olsun" anlamına gelen raz(d)ıyallahu anhum ifadesi ile zikretmişlerdir ki bu öyle bir zikirdir ki hem duadır hemde söyleyen kişiyi kibirden kurtarır ki adeta biz kimiz ki bilaller yanında ebubekirler yanında der gibi..yani aş köşeye haddimizi bilerek oturmayız..
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat