Yemeklerim neden bu kadar lezzetli olur?
- GİRİŞ18.11.2012 09:47
- GÜNCELLEME18.11.2012 09:47
Eğer yaptığım bir öğün yemek ise; malzemelerini öyle özenle bezenle asla doğramam ve koymam. Mesela soğan; onu katur kutur kocaman keserim. Amacım gözyaşlarıma sebep olan acımasız soğandan bir an önce kaçıp, kurtulmaktır… Tencereye malzemeleri haldur, huldur atarım. Tencerenin büyüğünü seçerim ki öyle haldur, huldur, hızlı hızlı karıştırırken etrafa, fayanslara, ocağa salçalar, soğanlar saçılmasın.
Tüm bunları yaparken yazar hanımın aklından bin bir cümle, düşünce ve duygu kilometrelerce yol almış; ta Fizan'a kadar gidip, gelmiş ve hatta Serazat ruhu bir hikâye de yazmıştır.
“Bir an Nuruahmet annesinden miras uzun, ince Çerkez bedenini, elinin altında kazmadan bir direk yaparak, doğrulttu. Babasından miras gür dalgalı saçlarına bir el atıp düzeltti. Annesinden miras yeşil gözlerini dağın son zirvesine kadar dikti. Bu dağın tüm görkemiyle birlikte Serazatla göz göze geldi. Tüm bedenini saran ve sarsan bir titremeyle birlikte irkildi.”
Her türlü özensizliğime ve hızıma rağmen yemeklerim, ikramlarım beğenilir...
Yemeklerim neden bu kadar lezzetli olur biliyor musunuz? Çünkü içine “sevgimi” katarım; vallahi yalan, billahi yalan…
Bilakis baldan da tatlı olan o öfkelerimi, kızgınlıklarımı, nefretlerimi katarım… Ve yaptığım her yemek o yüzden inanılmaz leziz ve tam anlamıyla gurmelik olur.
Ortaokulda, özenle yaptığım yağlı boya resmime hoca nerdeyse zayıf olmasa da en düşük not ortayı verince; inanılmaz öfkelenmiş bir sonraki yağlıboya resmimi o öfkeyle yapmıştım. Ve resim hocam, öfkeyle yaptığım; üstelik zerre miktarı özen göstermeden yaptığım resmime en yüksek notu vermişti. Aynı filmlere konu olduğu gibi…
Ajitasyon yapmadan hüzünlerimizi, acılarımızı; yapay ya da sahte bir neşe gösterişine düşmeden, doğallığında neşemizi; doğallığını kaybetmeden duygularımızı hayata yedirmek taraftarıyım.
Hayatta acılarınızı, nefretlerinizi sizi yeniden üreten ve değerinizi arttıran pozitif bir öfke yoluna koymazsanız hayatınızın hiçbir üretimi ve bir tadı olmaz; olmadığı gibi de tüm bu duygular sizi küçültür ve yok eder.
Hayat maalesef daha çok öfkeden ve acıdan mı büyüyor, ürettiriyor ne? Tabi üreten için…
Sezen Aksu bir şarkısında “acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir” der. Belki o özenle yaptığım resmim güzeldi ama eksikti (duygudan). Sonra diğer resme yenilmişliğimi; yenilmişliğimin bana vermiş olduğu acıyı; acının bana kattığı öfkemi yedirmiştim ve o yüzden en yüksek notu hak etmişti.
Acıdan, başarısızlıktan ve öfkeden geçmeyen hayatlar kendi tarihini ve toplumun tarihi akışını asla değiştiremezler. Tabi bu durum öfkelerini yönlendirebilen akıllı ve çalışkan insanlar için geçerlidir…
Ve siz, siz olun yemeklerinize o her yerde bulunmayacak olan sevgilerinizi katıp da boş yere harcamayın. Ama sevgilerinizi, sevdiklerinize bol bol katın.
Her halükarda mevcut olabilecek öfkelerinizi, sizi hayatın pozitif tarafında yeniden üretecek bir enerji olarak kullanın…
Bir yazardan mutfağa dair faydalı bilgiler:
Soğan, sarımsak doğrayanlarınız için mutfağında mutlaka bir eldiven bulundurmasını tavsiye ediyor. Yoksa elinizi sabunla ve hatta çamaşır suyu ile bile yıkasanız soğan, sarımsak kokusu gün boyu ellerinizi terk etmez. Ve de en önemlisi soğan, sarımsak için kullandığınız bıçağı mutlaka sabunla yıkayın; zira yıkamayıp akabinde sevdiklerinize meyve kokteyli keserseniz tüm meyveler soğan sarımsak kokar.
aceraydin@hotmail.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol