Teröre karşı toplumsal merhamet
- GİRİŞ31.07.2008 10:32
- GÜNCELLEME31.07.2008 10:32
Şuraya bakınız: Önce bir ses bombası atılıyor, bombadan etkilenen insanlara yardıma koşan yüzlerce kişinin toplanması ile birlikte daha şiddetli ikinci bir bomba patlatılıyor. Sadece insanların değil, insanlığın da üzerine fırlatılıyor bombalar.
Yerlere savrulmuş, parçalanmış insan bedenlerini televizyondan seyredip katliamların sayın seyircisi olmak utanç verici. Daha ilk günden herkes aynı sorunun peşine düşmüş gidiyor: Bu katliam kimin işi?
Altından şu örgüt ya da bu örgütün çıkması dört yaşındaki çocuğun ya da anne karnındaki bebenin gözlerimizin önünde öldürülme vahametini hafifletmeye yetecek mi?
İster PKK deyin, ister Ergenekon; bu çürüyen, kan kaybeden insanlığımızdan neleri geri getirecek acaba?
O akşam Güngören’deki o caddede siz de olabilirdiniz. Nereden geldiği belli olmayan bir ateş topunun kurbanları arasında geçebilirdi adınız.
Sağ salim kurtulsaydınız bile eminim siz de patlayan ilk bombadan sonra hiç tereddüt etmeden yaralanan insanların yardımına koşardınız. Üçüncü bir bomba da olabilir mi ihtimal ve endişesini hiç düşmeden ikinci bombayla yaralananların yardımına koşan insanlar gibi siz de aynı insani refleksi gösterirdiniz.
İşte insanlıktan nasibini almamış caniler öldürebildikleri insan sayısı kadar, insaf, merhamet ve bu insani reflekse de nişan alıp, bizleri korku ve yılgınlık salgılayan yaratıklara dönüştürmek istiyorlar.
Akşam gezmesine çıkmış annenin elinden kayıp giden çocuğunu hangi slogan, hangi milli tepki ve hangi demeç geri getirebilir?
Merhameti tüm ülke sathına yaymadıktan sonra "milli lanet" yürüyüşleri sadece kaynağı belirsiz sessizliğimizi derinleştirecektir.
Ne kurumsal mutabakat, ne iktidar-muhalefet uzlaşması ne toplumsal konsensüs çatılmış kaşlarımızı doğal sınırlarına geri çekemez.
Hepsinden ötesi rahman ve rahim sıfatlarıyla muttasıf bir merhameti bütün sosyal, siyasi işlerimizde kaim kılmaktır.
Katliam gecesi bütün televizyon kanallarını tek tek dolaştım belki halime tercüman olan bir kanal çıkar diye.
Bir iki tanesi müstesna, bütün kanallar tek bir kanaldan yayın yapıyorlardı sanki. Hiçbir şey olmamış gibi acıya sürünmeden, eğlence tempolarını düşürmemeye gayret gösteriyorlardı. Buna reyting çılgınlığı değil, reyting terörü denilebilirdi ancak.
Gerçekten memleket insanı ortada böyle bir acılı tablo varken eğlence programlarını izlemeye devam mı ediyordu, buna inanmak istemiyorum. Eğer terörün sıradanlaşması gibi bir tehlikeden bahsetmek gerekirse, bunu insanların böylesi toplumsal acılar sonrasında televizyonlarıyla kurdukları diyalogla test etmek daha uygun olur.
Olayın izini süren izleyicisi konumunda mı, olup bitenin seyircisi mi, kafasını daha eğlenceli kanallara gömerek gözlerini mi kaçırıyor, yoksa ekranların ötesine geçerek elindeki kumandayı duvara mı çalıyor?
Bu tavırların her biri gölgesi ekrana yansıyan acılara tanıklık eden insanın insanlığını ele veren örneklerdir aynı zamanda.
Terör sokağa inmeden evvel insanların çehrelerinde eğleşip, jest ve mimiklerinde zaman kazanarak, kelimelerinde barınaklar edinmeye çalışır. Son aylarda memleket gündemini işgal eden derin mevzuların derin adamlarının çehresini bir okuyun, bu şefkat yoksunu bakışlar sanki tek bir şeyi işaret ediyor: Acıma duygusunu yok ederek acıyı çoğaltmak ve merhamet değerleriyle savaşmak.
Yorumlar1