Kaç yaşındaki arabadan kurban olur?
- GİRİŞ04.12.2008 06:23
- GÜNCELLEME04.12.2008 06:23
Bir ramazan, bir de kurban. Adına bir yıl veya sene dediğimiz üç yüz altmış beş günden hatıra defterimize düşen başka ne kaldı geriye? Ömür dediğiniz filmi geriye doğru sardığınızda bu iki kesitin dışında zihninizi buluşturan başkaca bir sahne de yok.
Acı tatlı, iyi kötü yaşadığımız bir sürü şey hafızamızın sisli ormanında kayıplara karışmış sanki. İsterse hayatınızın dikiz aynasından bir daha geriyi süzün. Düne dair hatırlayış çağrınıza kulak veren ya ramazan ya da kurbandır.
Benim hafızamda kurban hep derleyici toparlayıcı bir unsur olarak kalmıştır. Çocuk dünyamda bir hayvanın boğazlanıp kesilmesi bu yüzden bana hiç ürkütücü gelmemiştir.
Merhametin, şefkatin ve insan olmanın ne anlama geldiğini kurbanlık hayvanın teslimiyetinden okumakta zorlanmadım.
İmamesi kopmuş tespih gibi kentin dört bir yanına dağılmış aile bireylerini bir sorumluluğu birlikte yerine getirebilmek için birbirine yaklaştıran kurbandan daha müessir bir vesile kaldı mı?
Hayvandan insana ve insandan Allah’a doğru uzanan bu iletişim özünde insanın yeryüzündeki varlığını ontolojik sorgulama imkânı oluşturmaktadır.
Bu sorgulama bu kez sözlü değil, fiilidir. Kurban kelimesi de aslen bu espriye uygun olarak “yaklaşmak” anlamına gelmektedir. Çağdaş hayat, modern dünya kutsadığı hızla beraber insanı yaratıcıdan, tabiattan ve nihai planda insanı kendisinden uzaklaştırarak bir düzeneğin parçası, bir makinenin dişlisi konumuna düşürmüştür.
Kurban insana sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkiler ağı denilen labirentte kaybolduğunu haber verip fark ettirir. Çıkış yolunu gösterir. Bu çıkış yolu; uğruna malımızı, canımızı, kanımızı verebileceğimiz dönüp dolaşıp kendisine varacağımız merkez varlığı bilmek ve bulmakla mümkün. Eğer insan varlığını mülkiyet ve eşya üzerine bina etmişse kutsayacağı şey bellidir: Para ve mülkiyet.
Yaklaştığı (kurban olduğu şey) mülkiyet ve para olduğu için onu elinden hiç çıkarmak istemez. Bütün mesaisiyle kendini ona kurban eder. Ne de olsa ondan gelip ona gideceğine ve varlığını onun varlığına borçlu olduğuna itikat etmektedir.
İbrahim (a.s)’ın oğlu İsmail’i Allah için kurban etmesi bıçaksız ve kansız bir kurbandır. İbrahim(a.s) ve oğlu İsmail Allahın bu emrine tereddütsüz boyun eğip teslim oldukları andan itibaren zaten kurban olmuşlardır.
Her kurban bayramında hayvanın bıçağa boynunu uzatmasındaki teslimiyetle, en sevdiğini Allah için çekinmeden feda edebilmekteki teslimiyet buluşur. Kurban edilen hayvan feda edebileceğimiz en değerli şeyin simgesidir. Simge mesaj olarak (Allah rızası) yerinde dururken, simge konusu olan hayvan (mülkiyet-et) dağıtılarak hem infak yapılmakta hem de maddi olanın geçiciliği vurgulanmaktadır. Asıl olan da et ya da kan değil, teslimiyet, samimiyet ve hüsnüniyettir.
“Allah’a kurbanlarınızın ne etleri ulaşır, ne de kanları; ona ulaşan takvanızdır” (Hac: 37) ayeti de kurbanın bir samimiyet testi olduğunu teyit etmektedir. Teslim olmuş bir insan ramazan’ın mesajına kulak vererek midesinde ve dilindeki ağırlıkları atarken, kurban’ın mesajına itaat ederek yığınaklar yaptığı mülkiyet ve para ağırlıklarından kurtulmuş olur.
Bir hayvanı kurban etmekle başlar her şey; sonra mal mülk, sonra kanı ve canı gelir insanın. Sahi servetinden hiç olmazsa kırkta birini yoksullara vererek kazandıklarını Allah yoluna kurban eden kaç kişi var aramızda? Kurbanlık pazarına çıkmadan evvel kendimizle pazarlık için son derece iyi bir soru.. Sözgelimi kaç yaşındaki arabadan kurban olur? Öyleyse şimdiden düşünmeye başlayalım.
Hüseyin Akın - Milli Gazete
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol