Buyrun hazır olan cemaate...
- GİRİŞ23.02.2009 09:34
- GÜNCELLEME23.02.2009 09:34
Yanılmıyorsam bu ilk kez oluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı personelini ölçmek için cemaat memnuniyet anketi uygulamış. Camiler elbette Allah'ın rızasının kazanıldığı yerlerdir; ama kulun kuldan memnuniyeti de az şey değil. Kaç Cumadır dillendirmemek için dişlerimi sıkıp dudaklarımı ısırıyorum. Bunu en çok da vaaz ve hutbelerde yapıyorum. Geçen Cuma aynı safta tanışıp arkadaş olduğumuz birine Cuma hutbesi sükûnetini bozmak pahasına içimi döktüm. Önce laptoplu vaizin nefes almaksızın bir hızla Türkçe'nin kafasını gözünü yararak yaptığı konuşma, sonra da hatip'in hutbede okumayı yeni sökmüş çocuk gibi kıvrana kıvrana bir şeyler söylemeye çalışması sabrımı taşırdı. Yani bu mudur Cuma namazı? Akif'in dediği gibi "His yok, heyecan yok, acı yok, leş mi kesildin?" diye haykırası geliyor insanın.
Vaaz ve hutbeler o kadar gelişigüzel ve yasak savarcasına veriliyor ki cemaatin bakışları donuk bir şekilde belli bir noktada asılı kalıyor. Camilerimizde her bir şey fazlasıyla var; tefrişattan tezyinata, soğuktan sıcaktan koruyan tertibat ve tesisata, ses düzenine kadar neredeyse yok yok. Bir şey hariç: Ruh ve heyecan!
Vaaz ve hutbeler tıkanan kalp damarlarımızın açılmasını, kuruyan hissiyatımızın yeniden yeşerip kök salmasına vesile olmalıdır. Ne vaaz ne de hutbe farklı zamanlarda camiye gelen, farklı birikimlere sahip insanlara bilgi verme değil bilinç aşılama vasıtalarıdır. İmamlar ve vaizler günde beş vakit camiye gelen insanların hangi güzergâhlardan geçip piyasa ve çarşı tuzaklarından kurtulup süzülerek camiye kadar geldiklerini çok iyi bilmesi gerekir. Gündelik hayat, sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi ve aktüel yapısıyla profan niteliklerini gittikçe artırarak insanlar üzerinde dayatmaya dönüştürmektedir. Böylesine kutsal dışı yaşam alanlarından kendilerini bin bir engele rağmen camilere atan insanlar kirlenen akıllarının, kalplerinin ve dimağlarının arınıp temizlenmesini istemektedirler.
İnsanımız hayatın bütün alanlarından kaldırılmış Müslüman saatinin kalp atışlarını hiç olmazsa camide duymak istemekte. Namaz bitip caminin kapıları açıldığında ne yazık ki dışarıdaki hava camideki havayı birkaç dakika içerisinde berhava etmektedir. Eğer vaizler her Cuma namazından evvel vaaz vermeyi rutin haline getirmişlerse, konuştukları şeyler caminin duvarlarına çarpıp kendilerine geri dönüyorsa hiç konuşmamaları evladır. Zira cemaatin her bir ferdi o süreyi hafta içinde bir türlü yakalayamadıkları sükut suretinde geçirebilirler. Eğer camiler halkın bilgi eksiklerini gidermek ve cemaati eğitmek için kullanılmak isteniyorsa bu namaz vakitleri dışında sistemli kurs ya da seminerler şeklinde yapılmalıdır.
Şimdi gelelim Diyanet'in sözünü ettiğimiz cemaat memnuniyet anketine. 26 ilde 2 bin 506 kişiye uygulanan anket çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıkarmış. Buna göre, cami personelinden memnun olmayanların başında yüksek tahsilliler geliyormuş. Yani camide tahsilli oranı arttıkça hoşnutsuzlar sayısı da artıyormuş. Anket cami cemaatinin profilini de yansıtıyor. Cami cemaatinin kahir ekseriyetini emekli, esnaf, zanaatkâr ve serbest meslek sahipleri oluşturuyormuş. Yine bu anketten cami cemaatinin yaş grubu hakkında da bilgi sahibi oluyoruz. Buna göre cami cemaatinde birinci sırayı 60 yaş üstü, en son sırayı ise 18 yaş ve altı teşkil ediyor.
Bu anket Türkiye'de din eğitiminin yanı sıra cemaat eğitimi ve din görevlisi eğitimi konusunda yeniden ve esaslı bir şekilde kafa yormak gereğini ortaya koyuyor. Hiç kuşkusuz bundan on yıl önce böyle bir araştırma yapılsaydı sonuçlar bugüne göre çok daha problemli olacaktı. Türkiye'de cemaat profili düne göre bugün önemli ölçüde değişmiş ve gelişmiştir. Bu durum okumuş yazmışların cami ve cemaatle ilişkisi açısından da böyledir. Fakat özellikle vakit namazları söz konusu olduğu zaman cemaat profili yaş, meslek ve statü açısından sabit durumunu korumaktadır. Bunda çalışma hayatı ve namaz vakitlerine sırt dönmüş yaşam çizelgesi önemli faktör olduğu kadar camilerin mahalle ve sokaklara açılan kapılarının hep kapalı olmasının da rolü vardır.
Cami hizmeti verenler kim ne derse desin personel falan değildir. Kendilerini personel olarak gördükleri andan itibaren mesai saatlerine ayarlı bir sorumluluk sahaları olmuş olur. Oysa cami hizmeti verenler amirlerinin toplam kalite normlarının çok üzerinde evrensel nitelikleri haiz bir donanım ve performans göstermeleri gerekir. Bu performansın kaynağı ise 'salih amel' bilincidir.
Köy ve kasabalardaki cemaatin cami görevlilerinden memnuniyeti illerdekine nazaran çok daha yüksek oranda çıkmış. Bunu acaba nasıl okumak lazım? Eğer taşradaki imamlar 'uydum hazır olan cemaate' demiyorlarsa takdirle karşılamak lazım. Fakat şu ana kadar gördüğüm köy ve kasabalarda -birkaç istisna dışında- imamların buralardaki varlıkları, kemikleşmiş cehaletle mücadele etmek gibi arı kovanına çomak sokma riskini göze alamadıklarından bir türlü yanlış durumu idare etmenin dışına çıkmamıştır. Belli ölçüde anlaşılır olan bu görüntü biraz da 'eski köye yeni adet getirmeme' gizli anlaşmasının bir sonucudur.
Hüseyin Akın - Milli Gazete
huseyinakin@yahoo.com
Yorumlar5