Anlamak cesaret ister

  • GİRİŞ08.06.2009 15:08
  • GÜNCELLEME08.06.2009 15:08

Cahit Zarifoğlu aramızdan ayrılalı tam yirmi iki yıl oldu. Geçen yirmi iki yılda Zarifoğlu belki çok konuşuldu, ama onu anlamak adına fazla mesafe kat edildiği söylenemez. Anmalar ne yazık ki törensel niteliği aşıp bir türlü anlamaya dönüşmediğinden şairimizi en kolay kavranılır tarafından kavramaya devam ettik.

Şair-i maderzad olduğu, otostopla Avrupa'yı dolaştığı ve bir de isminin baş harflerinin acz tuttuğunu tekrarlamanın dışında derinlemesine nüfuz edemedik Zarifoğlu şiirine.

Evet, Necip Fazıl ona "artist", Nabi Avcı "prens" demeyi uygun görmüştür ve hatta biçimsel olarak halk şiiri formuna yakın şiirlerinden olan "zarif, çoban" şiirinden yola çıkarak "çobanlık" vasfını kendine yakıştırdığını iddia edenler de vardır. Ama bunların hiçbirisi onu ve şiirini anlatmanın ne kalkış noktası ne de ara durakları sayılabilir.

Anlamanın ıskalandığı yerde her zaman efsaneler devreye sokulur. Veliler, arifler ve âlimler kadar şairlerin de maruz kaldığı muameledir bu.

Treni kaçıran Necip Fazıl'ın durumu kabullenemeyip etrafındakilere "hayır treni kaçırmadım, kovaladım" diye cevap vermesi, apartman katında at beslemesi gibi dilden dile dolaşan hikâyeler üstatla ilgili bilinmesi gerekenlerin nasıl önüne geçmişse, Zarifoğlu söz konusu olduğunda da yukarıda söz ettiğimiz tali durumlar eşikten içeriye girmeyi hep geciktirmiştir. Aslında bu durum birçok şair için de geçerli bir durumdur. Mehmet Akif'in Tevfik Fikret'le arasında geçen nükteli atışmalar, Akif'in konferanslarında kendini sorduğu sorularla ezmeye çalışanlara karşı verdiği hazır cevaplar halen en kullanışlı örnekler kategorisinde kabul edilmektedir. Aynı şeyi Sezai Karakoç'a karşı takınılan tavır için de söyleyebiliriz.

Şairin Mono Roza hikâyesinden, kurduğu partiye kadar hususi macerasına dair konuları konuşmaktan onun düşünce ufku, zengin birikimi ve şiir dünyasını üzerinde kafa yormaya nedense bir türlü sıra gelmemiştir. Eğer bunun tam aksi olsaydı Sezai Karakoç, İsmet Özel ve Cahit Zarifoğlu gibi her çağa nasip olmayacak değerler hakkında yazılan eserler birkaç eserle sınırlı kalmayacaktı.

Şimdi bakıyorum hâlâ Zarifoğlu hakkında söz söyleyenler onun "anlaşılmazlığı" efsanesini tekrar etmenin ötesine geçmiyorlar.

Zarifoğlu anlaşılmaz şiir yazıyormuş. Bu yargı ancak toplumsal okuma için geçerli olabilir. Kitleleşmeye doğru giden toplumun kilitli zihni "Zarifoğlu şiiri anlaşılmazdır" yargısıyla tatmin bulmayı deneyecektir elbette. Ama şairin yaşamsal izini takip eden doğru bir bireysel okuma Zarifoğlu şiirinin anlaşılmazlığı konusunda hiçbir zaman müşteki olmayacaktır.

Anlamak denilen şey çoktan beridir bir tür toprak kazanımından öteye gitmeyen işgal durumudur.

İstilacı zihin yapısı sözde anlamaya yöneldiği her şeyi kendine boyun eğdirip kendi şeklini vermeye çalışır. Bunu başaramayacağı bir yoğunlukla karşılaştığında okuduğu metnin ya da konuştuğu kişinin anlaşılmazlığına hükmeder.

Kendini kolaycı bir zihne teslim etmeyen bir metin ya da insan sınırlarını korumuş demektir. Kutsal kitapların (özellikle Kur'an) "kolaylaştırılmış" olmalarına rağmen belli kesimler tarafından anlaşılmaması ya da anlaşılmaz bulunması da böyle bir istilacı zihnin bir sonucudur.

Karşısındakini anlamaya yabancılaşmış bir zihnin anlam problemi hiçbir zaman sona ermez. Çünkü arızayı kendinde değil başka bir yerde aramaktadır. Her şair yazdığı şiirin anahtarını kendinde tutar. Zarifoğlu da böyledir. Şairin odasına bir şekilde girmeyi başaranların aklına odadan çıkıncaya kadar hiçbir soru sarmak gelmeyecektir.

Yaşanmamış anların ve paylaşılmamış kelimelerin izahı yoktur.

"Erkekliği ve kadınlığı hükümet ettik" diyen şairin bu dizedeki maksudunu anlayabilmek için kişinin hayatının soğumamış bir anında en azından aşkı aynı sıcaklığıyla yaşayıp hatırlaması lazımdır.

Muhtemelen şair bu dizeyi "Yaşamak" adını verdiği günlüğünde belirttiği gibi kendisine ilk kez -sevdiği kişiden-ayrılmayı önerdiği zaman yazmıştır.

İşaret Çocukları'nda işaret ettiği adamları "Yedi Güzel adam" da anlatır.

Yedi Güzel Adam kimdir?

Ne isim verir ne de eşkâl?

Kim bilir belki de hepimize benzesin diyedir ya da hepimiz okudukça yedi güzel adama benzeyelim diye. Yedi güzel adamın bir araya gelmesi modern dünya için çok büyük bir şanstır. Bundan sonrası birer birer menzilleri aşmaktır.

Menziller şiirinde son iki dize ile diğer dizeleri eğik bir çizgiyle birbirinden ayıran şair "anlamadım" diyenlerin aklına takılan şeyi (onlar sonsuz bir anlamsızlık çukuruna doğru yuvarlanmasınlar diye) bir kez daha anlatıyor:

"Dinlen ey Zarif bilated birçok söz" açtın

Bu kırık akılla ne cürettir yaptığın."

Bu dizeden sonra diyeceğim odur ki, şairin kırık bir akılla anlatmaya cüret ettiği şey, 'anlamıyorum' diyen anlayışsız okuyucunun kırık bir akılla anlama cesareti gösteremediği şeydir.

Sinmeyen bir yürüyüştür anlamak, korku ve yakarış arasında doğup büyüyen bir cesaretin dile gelmesidir.

Hüseyin Akın - Milli Gazete

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat