Atatürk yorgunluğu
- GİRİŞ10.11.2008 09:38
- GÜNCELLEME10.11.2008 09:38
Pakize Suda, Can Dündar’ın “Mustafa” isimli belgeseli üzerine kopan fırtına üzerine şöyle demiş köşesinde: “Türkiye’de Atatürk hakkında henüz karar verememiş yetişkin var mıdır? Yanında mı karşısında mı duracağını tam kestirememiş, nereye çekilirse oraya gidecek biri? Seven sevmiş, sevmeyen sevmemiştir bugüne kadar.”
Hakkı Devrim, Pakize Suda’nın bu saptamasını pek beğenmiş, kendi köşesinde alıntılamış.
Çocukken, odamın bir köşesini Atatürk köşesi yapmıştım. Gazetelerde çıkan fotoğraflarını, vecizelerini keser yapıştırdım. Hesapça hislerimi ifade eden berbat şiirler, korkunç akrostişler yazar, Atam atam ne üzülüyorum bir bilsen, Türklerin en büyüğü, Aman vermedin düşmana, Türkleri çıkardın aydınlığa, Ülkemin en büyük şansı, Rıza’nın oğlu falan..) onları da o köşeye asardım. 29 Ekimlerde, 10 Kasımlarda bir tören de ben kendi odamda yapardım. “Ben Atatürk’e layık olmak için bugün ne yaptım” diye kendi kendime hesap sorardım. Kırık almışsam, kopya çekmişsem, arkadaşıma kötü davranmışsan özür dilerdim. Temizlik sırasında annem bir fotoğrafın ucunu biraz yırtmış diye ona yapmadığım eziyet kalmamıştı. Atatürk köşesinin muhafazası, anneme eziyet yapabileceğim tek konuydu. Başka konularda çıkardığım krizler daha ikinci cümlesinde nefis bir terlik darbesiyle sona ererdi zira. (bkz. Türk annelerinin terlik atmadaki göz yaşartan başarısı)
O fotoğraflar, yazdığım o korkunç şiirler ve o berbat akrostişler, sararıp tanınmayacak hale gelinceye kadar o duvarda asılı kaldılar. O fotoğrafları oradan indirmek bir tabuydu. Ha şimdi ha yarın derken indirmek için taşınmayı beklememiz gerekti.
Bu “sevmek” miydi?
Bilemiyorum. Sevmek veya sevmemek diye bir duygudan söz edemem. Uzakta olup eve hiç gelmeyen ama bir babayı sevmeye çalışmaktı daha ziyade. Veya çok mükemmel, çok yakışıklı, çok yüce olduğu için tapınmaktı. Okul beyin yıkamalarının bir tezahürü veya.
Aradan yıllar geçti. Pakize Suda’nın sorusuyla karşı karşıya kaldım. Atatürk hakkında bir karara varmamış yetişkin var mıdır?
Bilmiyorum belki Pakize Hanım ve Hakkı Bey’in kuşağı için geçerli değil bu ama şunu anladım ki benim kuşakta pekala karara varamamış çok kişi var.
Bir arkadaşım şöyle dedi: “Biz 12 eylül kuşağı metal yorgunu gibi Atatürk yorgunuyuz. O kadar çok dikte edildi ki Atatürk hakkında ne hissetmemiz gerektiği... His yorgunu olduk. Sev, sev, sev, sev\’85 Aksi taktirde alçaksın, hainsin, gericisin, nankörsün.. Anneni babanı seviyor musun, Allah’ı seviyor musun gibi bir soru bu. Düşünmek istemediğim bir konu. Sevip sevmediğimi bilmiyorum.”
Bunu söyleyen arkadaşımın Atatürk’ün getirdiği modern düzenle en küçük bir alıp veremediği yok üstelik. Aksine daha da modern, daha da çağdaş, daha da açık olalım isteyen biri. Yani hemen akla gelebileceği üzere dini veya başka ideolojik karşıtlıklar nedeniyle değil bu söyledikleri.
Bizler galiba en hırpalanan kuşağız bu anlamda. Ciddi bir yorgunluk söz konusu. Bir önceki kuşağın solculuk, Marxsizm gibi başka parantezleri de oldu. Bizim gibi 12 Eylül çocukları için non-stop bir durum. 30 küsur yıldır her şey Atatürk.
Can Dündar’ın filmi “Mustafa” bu yorulmuşluğun üstüne bir tüy dikti diyebilirim. Kendisini de diyor 70 yıl geç kalındı bu filmi çekmek için!
Evet aynen öyle!
Çok çok çok üzücü geliyor bana. 85 yıldır tartıştığımız tek konunun neredeyse bu olması. Seviyor musun sevmiyor musun? Yana mısın değil misin? Yana ise şunların ekmeğine, değilsen bunların ekmeğine yağ sürüyorsun. Yok canım karar vermiş olamazsın. Aaa ne ayıp!
“Tek kahramanımız o, niçin zedeliyoruz” diyorlar mesela yine “Mustafa” filmi için.
Açıkçası bu laf bana göre Atatürk’e yapılmış en büyük hakarettir.
Atatürk bir kahramanımızdı evet (ve bana sorarsanız bu kahramanımızı çok yormuş durumdayız) ama bunu söylerken Atatürk’ü yüceltmiş oluyor muyuz hakikaten? Zira kurduğu cumhuriyette 85 yılda kendisinden başka bir kahramanın çıkmamış olması onu mutlu eder miydi? Başka ülkeler bu zaman içinde sanatta, düşüncede, sporda yüzlerce kahraman çıkartmışken?
Bizim 85 yılda başka kahramanlar da çıkarmamız gerekmez miydi?
Tek kahramanımız Atatürk’se bu çok acıklı bir şey değil midir? Kahraman sadece savaşta çıkmaz. Nerede bizim düşünür kahramanlarımız? Nerede bizim sanat kahramanlarımız? Nereden bizim spor, sinema, roman kahramanlarımız? Bizim onların filmlerini çekmemiz gerekmez mi artık? Neden çıkmıyor bu topraklardan başka kahramanlar?
Yorgunluktan olabilir mi?
Mutlu Tömbekici - Vatan
mutlu.tonbekici@gmail.com
Yorumlar3