Medyada 'eski rejim' değişti mi?
- GİRİŞ02.02.2012 09:20
- GÜNCELLEME02.02.2012 09:20
Türkiye, rejim değişikliği sürecinden geçiyor. Bu sürecin ülkeyi bürokratik-askerî vesayet altında olan türden bir demokrasiden ("eski rejim"den) özgürlükçü ve çoğulcu bir demokrasiye götüreceğini umuyoruz.
Ne var ki bu sürecin umulduğu şekilde sonuçlanması ne Allah emridir, ne de tarih kanunu. Muhakkak ki bu, özgürlükler ve çoğulculuk için verilen mücadelenin başarısına bağlı.
Son zamanlarda medya mercek altında; demokratik görevlerini yerine getiremediğine dair kaygılar artıyor. Çok sayıda gazetecinin tutuklanması; siyasî görüşleri yüzünden işlerini kaybeden gazetecilerin artması; otosansürün yaygınlaştığına dair gözlemler; saygın bir uluslararası kuruluşun Türkiye'nin basın özgürlüğünde son bir yılda 138. sıradan 148. sıraya gerilediğine dair raporu; nihayet ünlü bir Amerikalı yazarın işi Türkiye'deki durumu, otoriter bir tek parti rejimiyle yönetilen Çin'e benzetmesi rahatsızlığın işaretleri.
Giderek geçerlilik kazanan soru şu: Medyada "eski rejim" değişti mi, yoksa yerinde mi duruyor?
Bu soruyu hakkaniyetle, nesnel bir biçimde cevaplamak için öncelikle bürokratik-vesayet altındaki "eski rejim"de medyanın durumu neydi, ana hatlarıyla hatırlamakta yarar var. 1990'lara gelindiğinde Anayasa ve yasalarda bin dolayında hüküm, ifade ve basın özgürlüğünü kısıtlıyordu. Medya, medya-dışı yatırımları genişleyen iki büyük grubun egemenliği altındaydı. Bunların ellerindeki medyayı, esas olarak medya-dışı çıkarlarını ilerletmek için kullanan patronları (Başbakan Erdoğan'ın tabiriyle "dükkân sahipleri") zaman zaman rekabet, zaman zaman da işbirliği (kartel) halindeydi.
Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
Şahin Alpay - Zaman
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol