Bu bir tek benim başıma gelebilirdi
- GİRİŞ25.04.2009 10:49
- GÜNCELLEME25.04.2009 10:49
Feçen gün oğlumu okuldan almaya ben gittim.
Beklerken okurum diye yanımda AKŞAM gazetesini de götürmüştüm.
Diğer veliler bana Rana Hanım'ın nerede olduğunu sordular. Hayatımıza yeni komplikasyonlar yaratmak için 'O bugün meşgul, gelemedi' dedim.
Çevreyi rahatsız edici olmamak için gazeteyi okumaya konsantre olur gibi yaptım. Genelde tuvalette okumaya alışkın olduğum bir şeye topluma açık alanda sanki çok dikkat gerektiriyormuş gibi havalar vererek okuyor görünmek benim için gerçekten zor oluyordu.
Zilin çalmasına henüz beş dakika vardı ve sebebini korktuğum için soramadığım bir meçhul nedenden dolayı oğlum zil çalmadan çıkıp yanıma geldi ve oturdu. Bekleyecektik, çünkü zil çalınca sınıfa dönüp çantasını toparlayacaktık.
Ben eskiden aynı okulda okurken zil çalmadan koridorlarda dolaşan çocuklar ya cezalı ya da bir suç işlemek için sınıftan çıkmış olurlardı.
Oğlum da o gün bir suç işlemişti mutlaka ve ben bunun ne olduğunu katiyen bilmek istemediğimden hiç sormadım.
O ise gayet sakindi. Gazete okumak istediğini söyledi ve gazeteyi aldı elimden. Okumayı yeni öğrendi ya; pek hevesli.
Babasının köşesinin bulunduğu sayfayı açtı hemen ve yüksek sesle okumaya başladı.
Çocuklarını beklemekte olan anneler ve ders dışında olan bazı öğretmenler büyük dikkatle onu dinlemeye başladılar. Hepsinin yüzünde sevecen bir gülümseme de vardı.
Ben yazdığım yazıların konusunu yazı biter bitmez unutup hemen ertesi günkü yazı konusunu düşünmeye başladığımdan o gün de ne yazdığımı tamamen unutmuşum. Yoksa, gerekirse zor kullanarak gazeteyi katiyen vermezdim eline oğlumun.
İlk önce başlığı okudu tek tek vurgulayarak. 'CİNSEL UZVUN PATLAMASI' lafı okulun koridorlarında yankılandı. Bir anda ortam Stepford Wives korku filminden bir sahneye dönüşmüştü.
Biraz sonra kadınlar gülümseyerek yaklaştılar. Beni parçalayacaklardı mutlaka...
Velilerin çoğu nezaketen veya şoktan gülümsemelerini sürdürüyordu. Ben ise o an ölü olmamın ne kadar da güzel olacağını düşünerek elimde olmadan gülümsemişim. Bir tek Alp gülümsemiyordu. O büyük bir ciddiyet ve kararlılıkla okumasını sürdürüyordu.
Benim gülümseyen ifadem Woody Allen'ın filmde doktordan öleceği haberini aldığı anda suratında donan gülümseme ifadesine benziyordu. Buna eminim.
İşte sonunda korktuğum olmuştu. Ama ben böyle bir şeyin yaşanmasını farklı bir bağlamda düşünüp endişeleniyordum.
23 Nisan haftasındayız ya; son zamanlarda sıkça tekrarlanan kabusum şöyle gelişiyordu: Rüyamda oğlumu ilk kez 23 Nisan resmi kutlamalarına götürmüşüm. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı hepsi orada. Çocuklar ise gösteri yapıyor. Okumayı yeni öğrenen çocukların yeteneklerini gösterecekleri bölüm başlıyor ve tabii ki benim oğlum gönüllü oluyor.
Töreni düzenleyenler ilave jest olsun diye onun eline benim bir yazımı veriyorlar. Ve oğlum devlet erkanının tümünün dinlediği törende, benim 'TSK cemaat ile diyaloğa girsin' başlıklı yazımı bağırarak okumaya başlıyor.
Kabusum, Genelkurmay Başkanı'nın şeref tribününden inip bize doğru suratında tuhaf bir gülümsemeyle yürümeye başlamasıyla devam etti.
Rüyamın o aşamasında arka fonda JAWS filminin müziği çalıyordu ama tam sonunun ne olduğunu göremeden her zaman ter içinde ve haykırarak uyanıyordum.
Rüyamın sonunda ne olacağı konusunda bir fikrim gayet tabii ki var ama bunu şimdi tartışmayı abes buluyorum.
Oğlum, okulun veli bekleme bölümünde 'Patlayan uzuv' ile ilgili yazımı yüksek sesle okurken ve nedense yazıda geçen penis kelimelerine özel vurgulamalar yaparken işte bu korkutucu rüyamı düşünmüştüm.
O durum mu gerçekleşseydi daha kötü olurdu yoksa okulda o an olan daha mı kötüydü, bir türlü karar veremedim.
Ama şurası da bir gerçek ki velilerden hiçbirisi bana Genelkurmay Başkanı kadar kızmamışlardı. Çünkü diğer durumda sonun şöyle olacağı yolunda kuvvetli bir düşüncem var.
Düşünsenize; resmi törenler bitmiş, herkes sahadan çıkmış ve tam santra çizgisinin olduğu yerde Genelkurmay Başkanı benim boğazımı iki eliyle sıkmış, kızgınlıktan bir türlü bırakamıyor. Galiba aşırı kızgınlıktan 'Rigor mortis' olmuş, öylesine donmuş vaziyette duruyoruz.
Okulda benim hakkımdaki düşüncelerin pek de olumlu olmadığını düşünüyorum. Anladığım kadarıyla velilerin yüzde 40'ı beni Fethullahçı, geriye kalan yüzde 60'ı ise edepsiz bir yazar olarak görüyor. Çoğunluğun pek de haksız olduğunu söyleyebilmem mümkün değil.
Ben yine de oğlumun benimle övünmesini istiyorum. Çünkü edepsiz yazıyı da kıvamında yazabilmek biraz yetenek ister doğrusu.
İleride benim için 'Benim babam iyi bir yazardı. Biraz yeteneği vardı, edepsizdi, sapık yazılar yazardı ama yine de temelde iyiydi' desin yeter artar bana.
Sonuç itibarıyla veliler o gün çocukları beklerken hiç sıkılmadılar. Hatta eğlendiklerini bile söyleyebilirim.
Serdar Turgut'un yazısının devamını ve tamamını okumak için tıklayın...
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol