Oda dokuz ay on günlük biz de...
- GİRİŞ31.08.2012 09:17
- GÜNCELLEME31.08.2012 09:17
Gülen toplum, gülümseyin anneler
Son yüzyılda da analarımızı hep ağlarken görmek bizleri son derece huzursuz ederken, fazlasıyla da üzüyor. Oysa elleri öpülesi, vefakar, cefakar analarımız var. Onlar içimizde ve görebildiğimiz kadar yakınlar...İlkler, öğrendiklerimiz ve bizi kendileri ile beraber yetiştiren annelerimizin gülümsemesi ve hayata bakışları hele ki şu son yüzyılda fazlasıyla mühim meseledir. Anne sevgisi ve şefkati almış bireylerin değer yargıları farklı olduğu gibi bakmak ve görmek arasındaki ayrımı çok iyi yapabilirler.
Aşağıdaki satırlarımda gram abartı yoktur.
Geçen gün bir annemizle sohbet ediyoruz. Otuz yaşında zihinsel engelli oğlu ile verdiği mücadele ve sonrası. Eşinden gördüğü yakın ilgi ve çok büyük bir destekle on üç yıl sonra gelen kız çocuğu ve ardından üç sene sonra gelen bir erkek evladı. Dinlemeye doyamıyoruz. Çünkü diğer annelerden çok farklı, herşeyden evvel o savaş diye adlandırdığı yolculuğunda öncü.
Zihinsel evladının öz bakımı dahil, komutları alması hatta eğitilmesi için oturduğu evini satacak kadar cesur. Şimdi çok zor durumda ve aylığı 650 lira kira olan bir evde, ev sahibine de hergün borçlanıyor yaşamaya çalışıyor.
Annemiz Songül Hanım sadece kendi zihinsel engelli oğlu Serhat için değil, tüm benzer gruptaki
kız ve erkek çocuklarının da temsilcisi, gönüllüsü olmuş. Anlatmaya başlıyor; " Önceleri anlayamadım ve toz konduramadım hatta yakıştıramadım bunu kendi oğluma. Kız kardeşim oğlumdaki hareketsizliği farkedince hemen kızdım, onunla bir müddet konuşmak bile istemedim oysa o bana hemen doktora gitmem gerektiğini söylüyordu. Gittim ve sonuç. Önceleri hiç kabul etmek istemediğim ama zamanla alıştığınız bir durum oluyormuş bu. Zihinsel engeli %80 olan erkek evlad sahibiyim ben ve onun benden başka hem tutunacak dalı yok hem de kimsesi. Akrabalar derseniz bini bir para. Yoklar. Ne bayram ne de seyran bilir gelirler. Ne bana ne de Serhat'a sevgi gösterisine. Sadece bir akraba örneği mi? Asla. Yıllarca mücadele verdiğim, kızım diyerek anlatması ve kıp kırmızı kan çanağı olmuş gözlerden süzülen yaşlarla devam etmesi. Ağır hayat tranvaları. Zamanımda oğlumu alıp hava alması için parka götürsem bile bankta yanımıza yanaşmayanlar ve hemen kalkıp gidenlerin sayısı az değildi. Ne üzüntüler atlattık!!! Nedir bu bizi ayırma ve kabul edeme me durumları? Birgün oğlumla birlikte alışveriş için gittiğimiz bir mağazada çok sevdiği ve hemen sevindiğinde verdiği tepkisi yüksek sesle olan radyosu elinde her zaman ki gibi maç dinlerken, bir gol atıldı ve benim oğlanda hemen sevindi birazda çok sevincinden bağırdı. Bu arada alışveriş yapan bir aile ise zihinsel oğlum sevinçten çığlık atınca adeta deliye döndü. Tepkiyi o günde vermesi bizim oğlumla kara günümüz olmuştur. Sadece tartarlanarak kalsak iyiydi. Birde tanımadığım mağaza içinde alışveriş yapmaya çalışan annenin oradan ciddi ciddi tartaklanarak kovulmasına neden olmak. Ötesi dayak yemem. Kendimi alışveriş merkezi yanındaki karakola zor atmıştım. Bundan büyük üzüntü var mıdır bir anne için? Sorarım size diyen bir annenin feryadı hatta isyanı. Ne acıdır ki!!! Zihinsel engelli oğlunun önünde hem tartaklanacaksın hem de dayak yiyeceksin. Oğlum artık o mekan önünden geçince ağlıyor ve hemen tepki veriyor titreyerek...(Yani herşeyi algılıyor.)
Bize ne oldu? Neler olmaya devam edecek? Şayet kendimize ne kadar güveniyoruz? Yarın ve yarına kalmadan bizim, bizim çocuklarımızın ve yakınlarımızın başına da benzer bir durum gelmeyeceğini nerden bilebiliriz ki? Bu kadar mı vicdanlıyız? bu kadar mı müdahalemiz azaldı?
"Artık bana dokunmayan yılan bin yaşasın diye birşey yok!!!"
Gülen toplum ve toplumlar istiyorsak önce o analar ağlamayacak, üzülmeyecek.
Gülen nesiller bizi dinlesin, akıllı uslu olsunlar diyorsak , içimizdeki engelli yavrularımızı ve kardeşlerimizi, diğerlerine tanıtmalı, tanıştırmalı ve kaynaştırmalıyız...Sözüm ona yalandan gülümseyin annelerimiz demek en kolayı. Şu günlerde ağzı olup konuşan birçoğumuz bizler
bu gibi durumları ve Serhat gibi zihinsel engelli kardeşlerimizin annesini unutuyor ve umursamıyorsak yazıklar olsun bize. Vicdanları sorgulayalım bir kere daha. Bunun adına da yaşamak demeyelim. Kızgınlık değil, insanlık... savaşmak değil, anlatmak. Yorulmak değil, sevgiyle yoğrulmak...
Ha şayet tüm bunlarıda kabullenmiyorsak acaba bugüne kadar kendi etrafımızda bu tür benzer örneklerle nasıl ilişki kurduk ve onları gülümsetebildik açıkcası ben çok merak ediyorum. Yoksa cevapsız sorular çok mu diyerek bunu da mı geçeceğiz?
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol