ABD-Türkiye anlaşmıştı! Ortaya çıktı: YPG de özel maddeyi kabul etti

Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet ve Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk, Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan yazılarında, Türkiye ile ABD arasında varılan "güvenli bölge" mutabakatını kaleme aldı. Her iki isimde hayati bilgiler aktarıp, uyarılarda bulundu.

ABD-Türkiye anlaşmıştı! Ortaya çıktı: YPG de özel maddeyi kabul etti
ABD-Türkiye anlaşmıştı! Ortaya çıktı: YPG de özel maddeyi kabul etti
GİRİŞ 19.08.2019 13:23 GÜNCELLEME 19.08.2019 13:28
Bu Habere 9 Yorum Yapılmış

Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet ve Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk, Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan yazılarında, Türkiye ile ABD arasında varılan "güvenli bölge" mutabakatını kaleme aldı.

 

 

"Güvenli Bölge anlaşmasının bilinmeyenleri" adlı başlıklı yazısında Mehmet Acet, İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan bir olayla yazısına başlıyor. Haberin devamında sözü "güvenli bölge" anlaşmasına getiren Acet, anlaşmanın bilinmeyenlerine dikkat çekti ve "Mutabakatın başlangıç safhasının, YPG yöneticilerinin de kabul ettiği özel bir bölümü var" dedi.

Dün Hasan Öztürk ise, "Amerikalıların ağızından bal damladıkça kaygı eşiğimiz yükseliyor" adlı yazısında sorular sorup "ne oldu da ABD bir anda Türkiye'yi güvenilir müttefik olarak gördü" diyerek son yaşanan süreci inceledi. "Suriye’nin kuzeyine 'Kuzeydoğu Suriye' demeye başladığımız gün Amerika emellerinden birine daha ulaşmış olacak" diyerek bölgenin adlandırılmasına dikkat etmemiz gerektiğini kaydeden Öztürk, Irak üzerinden de hayati bir hatırlatma yaptı.

 

 

Mehmet Acet'in o yazısı;

İkinci Dünya Savaşı’nın İngiltere açısından en zor dönemlerinden biri, 1940 yazında İngiliz ve Fransız askerlerinin Dunkirk kıyılarında mahsur kaldığı günlerdi.

Yenilerde filmi de çekilen ve Brexit ruhunun beyaz perdedeki karşılığı olarak da yorumlanan Dunkirk tahliyesi, Londra’da büyük bir coşkuyla karşılanmıştı.

300 bin İngiliz askeri, küçük teknelerin büyük katkısıyla İngiltere’ye taşınmıştı ama sonuçta bu bir ‘tahliyeden’ ibaretti.

Churchill, savaş zamanlarında akılda kalan sözlerinden birini o günlerde sarf etti: “Bu, sonun başlangıcı değildir. Olsa olsa başlangıcın sonu olabilir.”

Dunkirk tahliyesi ve Churchill’in bu sözü, ABD ile 7 Ağustos’ta varılan Güvenli Bölge mutabakatı üzerinde araştırma yaparken, konuya vakıf kaynaklarla konuşurken aldığım nabız üzerine aklıma geldi.

Bir güvenlik kaynağından edindiğim izlenim, henüz başlangıcın bile sonunda olmadığımız, olsa olsa ‘başlangıcın başlangıcında’ olduğumuz yönünde oldu.

Yol haritası belirlenmiş, son aşaması takvimlendirilmiş bir mutabakattan söz edemiyoruz.

İki aşamalı bir ‘başlangıç’ aşamasından bahsediliyor.

Önce usulle ilgili çalışmaların sonlandırılması, devamında saha uygulamasına yönelme.

Şanlıurfa sınırları içerisinde oluşturulacak Ortak Harekât Merkezi’nin kurulmasını ilk somut adım olarak anlamak mümkün.

Peki ya devamı?

Devamında saha uygulamasının nasıl olacağı konusunda yeni bir müzakere süreci öngörülüyor.

Ankara’dan yansıyan bu havanın bir benzerinin ABD tarafının sözcülerine kulak veren yabancı basında da karşılık bulduğunu görüyoruz.

Mutabakatın anons edilmesinden hemen sonra İngiliz The Guardian gazetesine konuşan bir ABD yetkilisinin sözleri, durumun özetini veriyor gibi: “Bu, temelde konuşmaya devam etme üzerine yapılmış bir anlaşmadan ibaret.”

Yabancı basında YPG yöneticilerinin propagandayla karışık demeçlerine de rastlamak mümkün.

Örneğin, Al Monitor’da, bu çevrelerden güçlü haber kaynaklarına sahip Amberin Zaman imzasıyla çıkan haberde, YPG adına serdedilen görüşlere bakalım: “Güvenli Bölge, Fırat ile Dicle arasındaki bütün sınır hattını kapsamalı. Öbür türlü, Türkiye’nin düşmanca tutumunun değiştiğini gösterecek bir nedenimiz olamaz.”

YPG yöneticileri, “ABD, Türkiye ile bizim tezlerimiz üzerinden müzakere yürütüyor” diye konuşuyorlar.

Bir yerde doğru.

Ama işin öbür kısmında ABD’nin, tek taraflı operasyon seçeneğini sonuna kadar masada tutmaya kararlı olan Ankara’yı frenlemek için vermek zorunda kalabileceği tavizler de söz konusu olabilir.

Geçenlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, hâlâ en büyük anlaşmazlık konusu olmayı sürdüren Güvenli Bölge’nin derinliği konusunda, Trump’ın verdiği sözü hatırlattı, bu derinliğin 20 mil (32 kilometre) olmasının ABD Başkanı’na ait bir vaat olduğunu dile getirdi.

Mutabakatın başlangıç safhasının, YPG yöneticilerinin de kabul ettiği özel bir bölümü var.

Şanlıurfa’nın Akçakale ve Ceylanpınar ilçelerinin karşısında yer alan Rasulayn ve Tel Abyad arasındaki kısmın öngörülen (Kendileri açısından) Güvenli Bölge derinliğinin diğer bölgelerden daha fazla olması.

Ankara’nın tezleriyle birebir örtüşmese de, ABD diğer alanlardan farklı olarak bu alandaki derinliğin 14 kilometreye kadar uzatılmasını kabul etmiş durumda.

Gerek Ortak Harekât Merkezi’nin konuşlanma yeri, gerek Ankara’nın öteden beri bilinegelen öncelikli hedefleri, gerekse mutabakat açıklaması yapıldıktan sonra ortaya çıkan askeri faaliyetler, başlangıçtaki odaklanmanın bu alanlar üzerinde olacağına işaret ediyor.

Son dönem yazılarımızda düzenli bir şekilde ifade etmeye çalıştığımız gibi, 2015’teki YPG işgali öncesi Arap nüfusun hâkimiyetinde olan bu bölgeleri, 2015 öncesi haline döndürmek için öncelikli bir çalışma yürütülüyor diyebiliriz.

7 Ağustos’ta Milli Savunma Bakanlığı ve ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından yapılan ortak açıklamada, Türkiye’ye sığınan Suriyeli göçmenlerin yurtlarına geri dönüşünü sağlamaya dönük bir hedeften söz edilmişti.

Bu durumda, mutabakatın ilerleyen safhalarında Tel Abyad ve Rasulayn’in Haziran 2015 öncesi şartlarına kavuşturulması ve bu şekilde YPG işgali nedeniyle Türkiye’ye kaçıp gelen sığınmacıların geri dönmelerini sağlayacak bir ortamın oluşturulması hedefleniyor diyebiliriz.

Mutabakat açıklaması yapıldıktan sonra, Türkiye’nin YPG oluşumuna izin vermemeye dönük politikasının askıya alınması, 1991 sonrası Kuzey Irak’ta oluşturulan fiili Çekiç Güç ortamının Suriye’nin kuzeyinde PKK eliyle tekrarlanması gibi ileriye dönük endişe beyanları yansımaya başladı.

Bu endişelerin hepsi, haklı gerekçeler olarak geçerliliğini koruyor.

Ama mevcut zeminden hareketle, Ankara’nın bilinen duruşundan birdenbire vazgeçtiğini düşünmek de olan biteni bütünüyle yansıtmıyor.

Tersinden bakarsanız, varılan mutabakatın sonuna kadar takvimlendirilmiş bir anlaşma olmaması, bir oldubittiye müsamaha gösterilmeyeceğinin de bir teyidi anlamına gelebilir.

Hasan Öztürk'ün yazısı;

Şayet Türkiye “güvenilir bir müttefik” ise neden hava savunma sistemi gerektiğinde bize petroitleri satmadınız?

Dahası madem biz güvenilir bir müttefiktik neden ortak olduğumuz F-35 savaş uçağı projesinden çıkartılma tehlikesiyle karşı karşıyayız?

Ve elbet! Madem Türkiye Amerika’nın güvenilir bir NATO müttefikidir o halde neden NATO savaş uçakları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclis’i 15 Temmuz 2016 gecesi FETÖ’cü alçaklarca bombalandı? Ve bu bombalamanın ardından NATO, Amerika ve müttefiklerimiz neden uzun süre sessiz kaldı?

Madem bize güveniyordunuz o halde neden “Mümbiç’i birlikte temizleyelim” dediğimizde kabul etmediniz? DEAŞ belasını Türkiye olarak biz tek başımıza bertaraf ederiz yeter ki siz YPG-PKK’ya destek vermeyin” dediğimizde neden bize destek vermediniz?

Madem biz güvenilir bir müttefikiz bizim 40 yıldır mücadele ettiğimiz terörist YPG-PKK’ya binlerce TIR silah, mühimmat ve ekipmanı neden verdiniz?

AMERİKALILAR BİRDEN BİRE “GÜVENİLİR MÜTTEFİKLERİNİ” HATIRLADI

Bu sorular da nereden çıktı demiş olabilirsiniz. Gerekçem şu: Dün, Amerika Avrupa Komutanlığı Komutan Yardımcısı’nın bir açıklaması oldu. Komutan yardımcısı Suriye’nin kuzeyinde kurulacak güvenli bölgenin müşterek harekat merkezi için Şanlıurfa’ya gelen 6 Amerikalıdan biri. Diyor ki “Türkiye eskiden beri süre gelen bir partner ve güvenilir bir NATO müttefikidir.”

Türkçede çok güzel bir deyim var! “Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü?”

Amerikalı komutana ne oldu da “Türkiye’nin güvenilir bir partner ve NATO müttefiki olduğu”nu hatırladı?

Ne olduğu belli aslında.

En azından önemli bir kısmımızın içine sinmeyen ve fakat “Devlet adamlarımızın elbette bildiği bir şey vardır” diyerek sabırla beklediği mesele işin nirengi noktası.

Amerika ile Suriye’nin kuzeyinde kurulması planlanan güvenli bölge için varılan matabakat meselesidir, Amerikalıların Türkiye lehine dillerini yumuşatmasının arkasındaki gerçek.

VARILAN MUTABAKAT, ATILACAK ADIM İÇİMİZİ RAHATLATACAK MI?

Amerika ile bir mutabakata vardık varmasına ama, içimiz hiç rahat değil.

Mutabakatta Türkiye’nin çekinceleri, tereddütleri, talepleri mahfuz, lakin Amerika’nın özellikle askeri kanadının dilinin bu kadar yumuşamasının bizi daha da kaygılandırdığını söylemek isterim.

Çünkü, Amerika iki muhatabını bir potada eritmek niyetinde.

Türkiye ile YPG-PKK’yı muhatap kılmak istiyor. “Kara gücüm” dediği terör grubu ile “partner”, güvenilir “müttefik” olarak tanımladığı Türkiye’yi Suriye’nin kuzeyinde buluşturmayı planlıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “mutabakat”tan hemen sonra yaptığı ilk açıklamayı hatırlıyorum, “Fırat’ın doğusu için adımı Amerika ile atıyoruz” şeklindeydi.

Fırat’ın doğusunda Amerika bir terör grubunu bertaraf etmek gerekçesiyle bir başka terör grubu ile ilişki içinde. Şimdi bizi de o terör grubuyla bir şeklide muhatap etmeye çalışıyor.

Suriye’nin kuzeyine “Kuzeydoğu Suriye” demeye başladığımız gün Amerika emellerinden birine daha ulaşmış olacak.

Zira, bir otonom bölgenin tanımını yapmış ve bize de kabul ettirmiş olacak.

Şimdi sabırla bekleme zamanı.

Bakalım, “mutabakat”ın şu ana kadar bilmediğimiz yönleri Türkiye’ye ne kazandıracak ne kaybettirecek.

Ama bir kez daha hatırlatmak istiyorum! 2015’te “Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurulacaksa onu da biz kuralım” diyenlerin Ankara’daki varlığı Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü tehdit etmişti.

Bugün o perspektiftekilerin ne yaptığını takip etmekte fayda var.

Bir de, Irak’ın nasıl bölündüğünü yakın tarih kitaplarından yeniden okumak...

Kaygımız çok yüksek.

Yanılıyor muyum?

YAZDIR
YORUMLAR 9
  • mehmet 4 hafta önce Şikayet Et
    yanılıyorsun evet hemde bir çok konuda bu yazdıklarını dağdaki çoban da söylüyor ve amerika asla sizin gördüğünüz planları yapmaz
    Cevapla
  • Hacivat 4 hafta önce Şikayet Et
    Abd yalancidir hic bir anlasma yapilmaz uymazlar aldatirlar kandirirlar ayni sey avrupa denen hacli ülkeleri icin gecerlidir abd ve ab ye güvenilmez bm nin cani cehenneme nato nun cani cehenneme
    Cevapla
  • Nuri 4 hafta önce Şikayet Et
    Bizde özel dosya üzerinde çalışalım.
    Cevapla
  • Malkoçoğlu 4 hafta önce Şikayet Et
    Kürt sorunu kelimesi dillendirildiği zaman da bende tedirginlik başlamıştı. Ama Devlet yada o günki Hükümet buna gereken hassasiyeti, dikkati ve özeni gösterememişti. Maalesef PKK bir Kürt Partisiymiş gibi (gizli algı) benim saf halkımın zihniyetine kazındı. Bundan sonraki süreçlerde benzer durumlarda gereken hassasiyet gösterilir umarım.
    Cevapla
  • Osmanlı nöbetçi 4 hafta önce Şikayet Et
    bence abd nin hedefi 40 kilometre olsada ypg PKK yı orada bize kabul ettirip israil gibi başımıza bela etmek
    Cevapla
  • hkn 3 hafta önce Şikayet Et
    aynen, tam ben diyecektim, sen yazmisin. katiliyorum.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
DİĞER HABERLER
Taksinin aynasını kıran kadını sokak ortasında dövdü!
İran’ın petrol tesislerini vuralım