'Türkiye’nin güneşi sizin olsun, gölgesi bize yeter'

Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri Bilim Seyyahları Projesi ile Balkanlara sefer düzenliyor. Kosova Prizren’de başlayıp Arnavutluk’ta İşkodra’ya, Karadağ’da Rozaje’ya uzanan bu seferin öncesinde Yunanistan, Bulgaristan, Zanzibar, Tunus, Gana gibi ülkelere de yolunu düşüren gençler, Türkiye ufku konusunda hayati bir tecrübe ediniyor.

'Türkiye’nin güneşi sizin olsun, gölgesi bize yeter'
'Türkiye’nin güneşi sizin olsun, gölgesi bize yeter'
GİRİŞ 06.07.2019 13:01 GÜNCELLEME 06.07.2019 13:07
Bu Habere 2 Yorum Yapılmış

Balkanlar, bizler için öteden beri, sadece bir coğrafyanın adı değil bir fikirler manzumesi. Çağlar geçti, nice siyasi, toplumsal hadiseler oldu ama fikrimiz değişmedi. Peki, biz Balkanları nasıl görüyoruz? Bunu anlamanın en iyi yolu kıyas yapmak. Sözgelimi Avrupalı ve Amerikalılar, Pasifik’i nasıl görüyorlar? Avustralya’yı, Yeni Zelanda’yı... Bu konuda dünyaca ünlü akademisyenimiz Arif Dirlik’in önemli tespitleri var. Ona göre Avro-Amerikan hegemonyasının Pasifik’e bakışı, masumiyet timsali olarak görmekle başlamış ve küresel kapitalizmin geldiği bugünkü aşamada “hırs için faaliyet alanı”na dönüşmüş durumda. Bugün Batı dünyası, Pasifik insanındaki dinginliği değiştirmek ve kalkınma fetişizmine tabi kılarak kendi güdümlerinde bir hırs küpü yapmak istiyor. Türklerin Balkanlarla bağı ise sekiz yüz yılı aşkın. Ancak çağlar geçse de Balkanlara dokunuşumuz öyle olmuş ki ne doğasını ne de insanını bozmuşuz. 

 

 

VARDIĞIMIZ HER YERDE BEKLENMEKTEYİZ  

 

 

Geçtiğimiz günlerde Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, öğretmenleri, idareci ve velileriyle Bilim Seyyahları projesi kapsamında Balkanlarda seyrüsefer etme imkânım oldu. Makedonya’nın başkenti Üsküp’ten başlayıp Karadağ’ın kıyı şehri Kotor’a uzanan bu yolculuğu anlata anlata bitiremem. Bu yüzden burada sadece bir kaç noktaya odaklanmak istiyorum. 

Başta okul müdürü ve idarecileri Balkanlara defalarca gitmişler ve ora ile ülkemiz arasında ilmek ilmek bir halı dokumuşlar. Her vardığımız yerde beklenmekteyiz. Sanki oralarda SSCB’nin yıkıcı etkileri hiç yaşanmamış. Evet, mekanlar harap olmuş; TİKA’nın YTB’nin gayretleriyle imar edilmişler gerçi ama elde kalanlar kaybedilenlere nispetle az. Lakin hiç değişmeyen şey şu: Bizim Balkanlara dair bir fikrimiz gibi Balkanların da Türkiye’ye dair fikri. Kalkandelen’de (Tetova) Balkan Üniversitesi kurucularından Kenan Mazlami Hoca ile sohbetimiz sonrası Salih Muradi’nin şöyle dediğini işitiyoruz: “Türkiye’nin güneşi sizin olsun gölgesi bize yeter.” Kenan Hoca’daki zarafet, ilim, sükûnet görülmeye değer. Mimarı olduğu camisinde namazlarımızı eda ettikten sonra sohbetiyle bizleri türlü düşüncelere sevk ediyor. Arnavutların dirayeti, Boşnakların zarafeti Balkanlardaki Osmanlılığı geçmişten bugüne bağlıyor. Türkiye bu bağlılığın “güneş”i olduğu için biz buradakiler hararetini tadıyoruz belki ama bilmeliyiz ki gölgemiz düşündüğümüzden de büyük. Bu nedenle Nâzım Hikmet’in meşhur şiiri “Davet”e yeni bir gözle bakmalıyız. 

“Dörtnala gelip 

Uzak Asya’dan     

Akdeniz’e bir kısraj başı gibi uzanan bu memleket, bizim” 

Kuşkusuz bu dizelerdeki resim güzel. Lakin o kısrağın vaktiyle koşturduğu yerler de bugün gövdesinin kaldığı yerler de ve onun tahayyül ve tefekkür dünyasının uçsuz bucaksız sınırları da bizim.

“Bizim” derken, bir “kader”den bahsediyoruz. Amerika, kendini dünyanın her yanına sahip olmak isteyen bir transatlantik olarak görür. Rusya ise dünyayı gökyüzünden kuşatmak fikrindedir. Çin, İsrail ve birleşik Avrupa da benzer düşüncelerle hareket eder. Onların bu bakışının dünyayı getirdiği durum ortadadır. 

GENÇLERİN YOLUNU BALKANLARA DÜŞÜRELİM 

Dünya, Türkiye’nin kendisinden ibaret olmadığını kavrayıp gereğini yapmasına muhtaçtır. Ancak sayede dünyadaki zulüm bir nebze olsun geriletilebilecektir. Bu dediğimizin somutlaştığı yerdir Balkanlar.Bosna’nın, Kosova’nın, Karadağ’ın sükuneti, Türkiye’nin “bizim” derken ortaya koyduğu “sizin” iradesine bağlanmıştır. Balkanlar, bize ve kardeşlerimize bu diyaloğun anlamını derinden kavratıyor. Elimde olsa daha ortaokul çağlarından başlayarak tüm gençlerimizi bu topraklara götürürdüm. Turist değil birer araştırmacı olarak... Çünkü gençlerimiz, milletimizin tarihî kaderini en iyi buralarda görebilir. Dedelerinin, ninelerinin emeklerinin nerelere uzandığını, sorumluluklarının sınırlarının ne kadar geniş olduğunu buralarda tecrübe edebilir. Murat Hüdavendigâr’ın türbedarlarından, “tarihi bekleme”nin, “tarihin beklediği” olmak olduğunu öğrenebilir. Ersin Ertürk hocalarının eşliğindeki KAİH Lisesi öğrencileri, Prizren’de Alauddin Medresesi ve Uluslararası Kosova Maarif Okulu, İşkodra’da Şeyh Şamia Medresesi ve Rozaje’de Mehmet Fatih Medresesi’ndeki kardeşleriyle bu dediklerimizin diriltici esintisini buradan oraya, oradan da buraya taşımanın sorumluluğunu üstlendiklerinin farkında. Evvelce gittikleri 3 kıtada 11 ülkeyle kurdukları bağ, zaten bunun kanıtı. Onların ve gittikleri ülkelerdeki kardeşlerinin gayretleriyle ülkelerimiz arasındaki bağ, geçmişten geleceğe uzanıyor. Bilginin coğrafyaları kavga ettiren değil birleştiren yanı böylelikle ortaya çıkıyor. 

Gençlerimizin yolunu mutlaka Balkanlara düşürmeliyiz. Çünkü burada, Türkiye’ye dair öyle bir fikre kavuşacaklar ki bunu Türkiye’de elde etmeleri çok zor. Elimde olsa Kalkandelen’de Harabati Baba Tekkesi’nin hikayesini Cemali Seydia’nın dilinden tüm Türkiye’ye dinletmek isterdim. Şu cümlelerinin gençlerimize vereceği özgüveni pek az şeyin verebileceği kanaatindeyim: “Biz burada Osmanlı torunuyuz. Bu yerler bize bırakılmış. Can, kan verdi Osmanlı, din için bu yerleri bıraktı. Nizam için bıraktı. Vakıf malı bu. Biz terk etmedik savaşta.” Cemali kardeşimiz, Kanunî’ye “eniştemiz” deyip bizi güldüredursun öğrencilerimiz, Bilim Seyyahları’yla uzattıkları köprünün bir ayağını Üsküp’ten sonra çoktan Prizren’de inşa etmiş. Fizikten kimyaya, biyolojiden robotiğe bilimin farklı alanlarında deneylerden örülü bir dil kuruyorlar. 

BALKANLARI BU KEZ DE BİLİMLE FETHEDİYORLAR 

Bilim Seyyahlarının 10. seyrüseferi bu. Kosova’da Prizren’de başlayıp Arnavutluk’ta İşkodra’ya, Karadağ’da Rozaje’ya uzanacak bu seferin öncesinde Yunanistan, Bulgaristan, Zanzibar, Tunus, Gana gibi pek çok ülkeye yolunu düşüren gençler, bu defa Balkanlardaki akranlarıyla bilimin dilini de en güzel şekilde konuşabildiklerini gösteriyorlar. Daha önce buralarda ve başka yerlerde ülkemizi yıllarca sadece halk oyunlarıyla temsil eden gençlerimiz bu defa bilimde kat ettiğimiz mesafenin çok ötesini vaat ederek yerlerini alıyorlar. KAİH Lisesi öğrencileri, bilimi insanları sömürmek için bir hegemonya aracı olarak gören zihniyete ciddi bir alternatif sunmayı kendine amaç edinmiş. Fevkalade zeki bu gençler, zekalarının da bilimsel çalışmalarının da kendileri için bir imtihan olduğunun farkındalar. Dersleri arasında olmamasına karşın roket yapım çalışmaları için ayırdığı zamanı anlatan kızımızın heyecanı görülmeye değer. Matematik olimpiyatlarına hazırlanan kızımız ise beni bir labirentin içine sokmakta kararlı. Çok geçmeden bir fırsatını bulup onu edebiyatın, şiirin sahasına çekiyorum. Ona İsmet Özel’in “Akla Karşı Tezler” şiirinden dizeler okuyorum: 

“sözgelimi ben, kendim/hiç hayıt ağacı görmemişim/görmeden ölürüm diye korkum da yok/

değil mi ki albatrosu Baudelaire’den/

Yves Bonnefoy’dan semenderi öğrendim/

bir gün bakarsınız/

şu güzelim bilgiç beynimi kırıp/teneşir tahtası olarak kullanabilirim” 

Bilimi insanlar için “teneşir tahtası” haline getiren anlayışın karşısına bu gençlerin bakışını çıkarmadıkça dünya siyasetinin de hayatının da bir denge bulması mümkün olmayacak. Bu bakımdan bu gençler, “barış çığırtkanlığı” yapan maskeli zalimlere karşı yegane umudumuz. 

Bilim Seyyahları, İşkodra ve Rozaje’deki kardeş okullarıyla buluşmak üzere yola çıkarken biz, okul müdürü Mithat Tekçam’ın planladığı güzergâhta temaslarımıza devam ediyoruz. Mithat Hoca, defalarca İstanbul’da ağırladığı arkadaşlarına şimdi misafir oluyor. Kardeşleriyle temasını kesmeyen gençlerdeki şevk öğretmenler, idareciler ve velilere de sirayet etmiş. KAİH Lisesi, eskilerin “haller sirayet eder” sözünü yaşayıp yaşatıyor. Öğrenciler mi bizi biz mi onları takip ediyoruz belli değil. 

BALKAN VE TÜRKİYE FİKRİ BÜTÜNLEŞİYOR  

İşkodra’da dini ilimler öğrenimi gören ilkokul çocuklarının cıvıltısı görülmeye değer. Öğrencilerimiz marifetlerini sergilerken biz sanki Kartal'dan Avrupa yakasına geçmiş de bir okulu ziyaret ediyoruz. Her şey bizim için tanıdık. Uzun bir sedirde sıralanıp fotoğraf çektiriyoruz. Duvarın bir yanında Türk bayrağı öteki yanında Arnavutluk. Ortada ise Osmanlı arması bizi buluşturuyor. Lakin Podgorica’nın çağrısına uyup yola koyulmak gerek. Podgorica’nın çağrısı, yüz yıl öncesinin çağrısı... Balkan Savaşı yılları, Tuzi kasabasının sakinleri, 1911 yılında payitahta mektup yazıp camilerinin onarılmasını rica ediyorlar. Savaş şartları buna elvermiyor. Bu mahzun halkın mahzun camisini yüz yıl sonra TİKA imar ediyor. Halk sevinç içinde ama güneşi sizin olsun gölgesi bize yeter, dedikleri Türkiye’nin hiç gitmemesi için dua ediyorlar. Üsküp’ten Ulçin’e dek hissettiğimiz bu. Makedonya’nın Reisü’l ulemalığını da yapmış Bahri Aliu’nun, Türkiye’deki kimi sarsıntıları zayıflık saymamamıza ilişkin sözleri bu noktada daha bir anlam kazanıyor. 

Tuzi’deki Nizam Cami’nin geniş haziresindeki mezar taşlarına bakıp Drama türküsündeki sanata bir kez daha hayran kalıyorum: 

“Mezar taşlarını Hasan koyun mu sandın/Adam öldürmeyi bre Hasan oyun mu sandın!..” 

Son yüzyılda bugünkü keyif dolu yaşamlarına ulaşabilmek için iki paylaşım savaşı çıkaran, son elli yılda ise bunlara ek sayısız çatışma alanı yaratıp insan öldürmeyi “oyun” sananlara Türkiye’nin vereceği karşılık, yaşamın anlamına dair olacak kuşkusuz. Balkanlar, bu gerçeğe tarihin tanıklığını katarak şahitlik ediyor. Bu yüzden de bizdeki “Balkan fikri” ile Balkanlardaki “Türkiye fikri”, birbirini bütünleştiriyor. Avro-Amerikan sömürgeciliğinin “Pasifik fikri”nin oraları ne hale düşürdüğünü bizden sonraki kuşaklar korkarım tecrübe edecekler. Tecrübenin gerçek alanı tarih ise, bizim insanlığa sunduğumuz tecrübe, her şeye rağmen bunalmış olanlar için gölgelik olmaya devam edecek. Bu sorumlulukla başarılarını anlamlı kılan Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin Bilim Seyyahları ile Balkanlar güzergâhındaki gayretlerinden ötürü ne kadar gururlansak yeridir. 

YORUMLAR 2
  • TOSUN 3 ay önce Şikayet Et
    evet biz müslüman ve insanlığımızın gereği gerekeni yapıyoruz ve de yapacağız ama abd ve avrupalı sömürgeci ülkeler 2 tane adam yetiştiriyor ülkeleri istedikleri gibi sömürüyor ve bize duşman ediyor bu na bir türlü anlam veremiyorum.
    Cevapla
  • BulgarAsparuh 3 ay önce Şikayet Et
    Balkanlar’la bağımız sekizyüzyıl dan fazla derken daha fazla aslında.Tarihi değerlendirme yaparken başlangıç tarihi olarak bakıyorumda Selçuklu döneminden geriye gitmiyor.İşin Aslı aslında Türklerin Karadeniz’in kuzeyinden Doğu Avrupa topraklarına girmesiyle başlar.Üç yüz doksanlarda Hunlar’,altıyüz onlarda Avarlar,Altıyüz yetmişlerde Bulgarlar ve sonrasında diğerleri hapsini sıralamaya lüzüm yok elbet.
    Cevapla
DİĞER HABERLER
Fas'tan Barış Pınarı Harekatı açıklaması!
AA son dakika duyurdu! Harekat bölgesinde kalleş oyun