Üsteğmen Saffet'i kim öldürdü?

Kızıldere'de Mahir Çayan'larla birlikte öldürülen üsteğmen Saffet Alp'in ablası Fikret, dönemin başbakanı Nihat Erim'in sağ kalanlar öldürüldü sözünden sonra harekete geçti.

Üsteğmen Saffet'i kim öldürdü?
Üsteğmen Saffet'i kim öldürdü?
GİRİŞ 03.04.2006 12:38 GÜNCELLEME 03.04.2006 12:38

Yağmurlu bir günde, İstiklal Caddesi'nde, 78'lilerin imzasını taşıyan 'Kızıldere Katliamı Dosyası Açılsın' yazılı bir pankartın arkasında duruyordu.


Fikret Karacan'ı oraya getiren süreç tam 34 yıl önce başlamıştı ve o güne kadar kimseyle paylaşmadıklarını bütün dünyaya duyuracaktı. 1972 Nisan'ının ilk günleriydi. Ağabeyinin cenazesi getirilmişti Kızıldere'den. Son kez bakmak istiyordu yüzüne. Çarşafı açtı. Ağabeyinin cansız bedeni, bütün yaşamını saracak bir kuşkunun başlangıcı olacaktı.
Dört gün morgda kalmıştı Saffet Alp'in cesedi. 19 yaşında, yeni öğretmen bir genç kız olarak, çarşafı açıp ağabeyine baktığında ilk dikkatini çeken, daha biraz önce yaşıyormuş gibi olan canlı, diri bedeni olmuştu. Taze kan bulaşmıştı çarşafa. Ama daha sonra gördükleri aslında bir sonun, yıllar sürecek olan başlangıcıydı.

Yüzden fazla mermi
'Alnının ortasında bir kurşun vardı. Sol tarafı olduğu gibi taranmıştı. Sağ tarafındaysa tek bir kurşun yoktu. Alnından vurulmuş, yan yatmış, taranmış. Yüzün üzerinde mermi izi saydık. O an anladım ağabeyimin çatışmada öldürülmediğini. Tüm aile gördü. Ama birbirimize hiçbir şey söylemedik. Yıllarca bu gerçekle yaşadık.'


12 Mart cuntacılarının, ellerini devrimci gençlerin kanıyla yıkadığı günlerdi. Bu gençlerden biri de üsteğmen Saffet Alp oldu. Mahirlerle birlikte Kızıldere'de öldürüldüğünde 23 yaşındaydı. Kayseri'de doğmuştu Saffet. Babası Köy Enstitülü bir öğretmendi. Ailenin ekonomik durumu nedeniyle ücret istenmeyen ve yatılı olan harp okulu sınavına girmişti. Hava Harp Okulu'nu kazandı. Okulun birincisiydi.

Şifreli mektup
12 Mart'a doğru giderken İstanbul'da subaymış Saffet. Kız kardeşi Fikret de Kayseri Kız Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisi. 'Dev-Lis'i kurmak'tan gözaltına alınmış ilk kez. 'Bu olaydan sonra bir mektup geldi ağabeyimden, 'Geçmiş olsun, grip olmuşsun, ama burada zatürree var' diyordu. Ağabeyimin örgütsel faaliyetini bilmiyordum. Mektuptan sonra tahmin ettim. Evimiz basıldı bir gün. Polisler, tutanakta, 'Aranan şahıs bulunamadı' diye yazınca, ağabeyimi aradıklarını anladım. Bizimle hiç ilişki kurmadı. 10 ay sürdü bu durum. Ben Kayseri'nin bir köyünde öğretmenliğe başlamıştım. Tarih 30 Mart 1972'ydi. Radyoda duydum haberi. 'Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere Köyü'nde; Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Saffet Alp' diyordu spiker.'


1972'nin 30 Mart'ıydı haberin radyoda duyulduğu gün. 12 Mart muhtırasından sonra yakalanan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarını engellemek için NATO üssündeki görevlileri kaçırmaya karar vermişlerdi Mahir Çayan ve arkadaşları. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi kurucularından Mahir Çayan, Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Dev-Genç MYK üyesi Hüdai Arıkan, THKO'dan Cihan Alptekin, Fatsalı Nihat Yılmaz, öğretmen Ertan Saruhan ve Ünyeli Ahmet Atasoy, iki İngiliz ve bir Kanadalı radar teknisyenini kaçırdılar NATO üssünden. Kendilerini Kızıldere'de bekleyen Dev-Genç Genel Sekreteri Sinan Kazım Özüdoğru, SBF Öğrenci Derneği yöneticisi Sabahattin Kurt, THKO'dan Ömer Ayna ve 'Hava Kuvvetleri Proleter Devrimci Örgütü'nün kurucusu olarak aranan üsteğmen Saffet Alp'le buluştular.

Muhtar ihbar etti
Köyün muhtarının evinde saklanıyorlardı. Muhtar ihbar etti ellerinde üç rehine tutan 10 genci. Evi kuşattı güvenlik güçleri. Çayan ve arkadaşları reddettiler teslim olmayı. Makineli tüfekler, havan topları ve bombalarla saldırdılar. Bir tek Ertuğrul Kürkçü sağ kurtuldu. Diğerleri, rehinelerle birlikte 'ölü ele geçirildi'.


Bu olaydan sonra Alp ailesi için de hayatı yok eden bir süreç başladı.
'Kimse kimseye bir şey söylemiyor, herkes içine atıyordu. Çocuklarıma bile anlatamadım Kızıldere'yi. Hatta bir vasiyet bırakmayı bile düşündüm 'Dayınız ölmedi, öldürüldü' diye. Bu yüzden biz ailecek özgür olamadık. Mesela ben hiçbir düğünde oynamadım. Evlendiğimde ağlıyordum. Aile olarak çok ağır yaşadık bu olayı. Kayseri'yi terk ettik. Yalova'ya taşındık.'


Bu yükü, kafasındaki soruları ve kuşkuları tam 34 yıl taşımış Fikret Karacan. Ta ki Milliyet gazetesinde Nihat Erim'in anıları yayımlanıncaya kadar. Çünkü, artık duyduğu en küçük bir kuşkuya yer bırakmamış 12 Mart döneminin başbakanı. Erim'in sözleri de doğrulamış ağabeyinin sağ yakalandıktan sonra öldürüldüğünü:


'Akşam saat 18.00'de Tağmaç (dönemin Genelkurmay Başkanı) telefon etti. Hepsi ölü ele geçmiş. Saat 16.30'da nasihatin etkisi olmadığını, bomba ve silah attıklarını görünce, jandarma da ateş açmış. Eve sokulup girmişler. İngilizleri ölü bulmuşlar, sağ kalanları öldürmüşler.'
Katliamdan, evin samanlığına saklanarak kurtulan Ertuğrul Kürkçü de olayı doğrulamış: 'Bu benim için yeni bir bilgi değil. Beni yakalayan astsubay ve erler Saffet Alp'in dışarıya canlı çıkarıldığını, orada kafasına kurşun sıkıldığını söyledi. Diğerlerini gözümle görmedim, ama evde bir çatışma olmadığını biliyorum. Yanlış hatırlamıyorsam mahkemede bu konuyu kayıtlara geçirtmiştim. Yargısız infaz vardı. Bu işleri yapanların kontrgerilla elemanı olduklarını daha sonra öğrendik.'


İşte bu süreç, Saffet Alp'in kız kardeşi Fikret Kayacan'ın 34 yıldır beynini bir kurt gibi kemiren, kimseyle paylaşamadığı soruları, kuşkuları artık dünyaya haykırmaya yöneltiyor. Bu yüzden 78'liler Girişimi ile birlikte Kızıldere'nin 34. yıldönümünde kardeşi Saffet'in katillerini öğrenmek için çıkıyor İstiklal Caddesi'ne. Elinde de, Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde İçişleri Bakanlığı'na yazılmış bir dilekçe var.

'Kim onlar, açıklayın'
'Kızıldere operasyonuna katılan ve ağabeyim Saffet Alp'le birlikte diğer kişilerin öldürülmesinde rol alan güvenlik ve istihbarat görevlilerinin kimliklerinin tarafımıza açıklanmasını, bu şahıslar hakkında hukuki ve cezai takibat başlatabilmek amacıyla talep ederiz.'
Fikret Karacan'a göre 34 yıl kısa bir süre. '60 yıl da beklerdim, vasiyet bırakmayı bile düşündüm ağabeyimin katillerinin ortaya çıkarılması için. Çok katil var sağda, solda. Bu olayı, birçok karanlık cinayeti ortaya çıkaracak bir sürecin başlangıcı görüyorum. Bu düğüm 12 Mart'ta başlar. Bugüne dek yaşanan birçok faili meçhul cinayetlerin de bundan sonra ortaya çıkarılacağına inanıyorum.'


78'liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can da Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşip, hesaplaşması için yeni bir sürecin başladığını düşünüyor: 'Bunu kör bir intikam duygusuyla istemiyor 78 kuşağı. Hatırlamak, hatırlatmak ve 'unutmak' için istiyor. 78 kuşağı adalet istiyor. Bunun için önce Kızıldere dosyasıyla başladık. Aileler, hukukçular, insan hakları aktivistleriyle birlikte Kızıldere Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu kuruyoruz.'
78'liler Girişimi'nin 'Darbeciler Yargılansın'la başlayan Türkiye'de geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma süreci, bugün artık 'Kızıldere Katliamı Dosyası Açılsın' aşamasına geldi. Çağdaş bir demokrasinin yolu geçmişle yüzleşmekten geçiyor. Kızıldere yalnızca bir başlangıç. Yaşadığımız karanlıklarda aydınlık bir gedik açmak için Kızıldere dosyası açılsın artık!


Celal Başlangıç/Radikal

YAZDIR
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
S. Arabistan Konsolosluğunda 'Mavi ışık' yöntemi
ABD'den sürpriz Türkiye hamlesi!