İran meşruiyetini yitirdi, İsrail'den Yahudiler bile tiksiniyor: 'İstikrar Adası' Türkiye

Türkiye, Hürmüz Boğazı krizinin yarattığı küresel enerji maliyet baskısını en iyi yöneten ülkelerin başında geliyor.

İran meşruiyetini yitirdi, İsrail'den Yahudiler bile tiksiniyor: 'İstikrar Adası' Türkiye
İran meşruiyetini yitirdi, İsrail'den Yahudiler bile tiksiniyor: 'İstikrar Adası' Türkiye
GİRİŞ 07.04.2026 17:40 GÜNCELLEME 07.04.2026 18:02

                
HABER7 - ÖZEL

Şubat 2026'dan bu yana Orta Doğu ve Körfez bölgesi, küresel dengeleri temelden sarsan eşine az rastlanır bir jeopolitik fırtınanın merkezinde yer alıyor.

ABD'nin net bir çıkış stratejisinden yoksun askeri hamleleri, İran'ın doğrudan komşularını hedef alan yıkıcı saldırıları ve soykırımcı İsrail'in yayılmacı hedefleri, bölgesel güvenliği adeta ateşe atmış durumda.

Bu çok bilinmeyenli kaos ortamında, Batı ile Doğu arasında yürüttüğü yoğun diplomasi, enerji güvenliği hamleleri ve göç dalgalarına karşı oluşturduğu kalkanla Türkiye küresel huzuru önceleyen yegane "istikrar adası" olarak öne çıkıyor.

WASHINGTON'UN BİR STRATEJİSİ YOK

ABD'nin uzun vadeli bir planlama olmaksızın Orta Doğu'da derinleştirdiği çatışma ortamı, uluslararası düşünce kuruluşlarının ve askeri analistlerin bir numaralı gündem maddesi haline geldi.

Sahadan gelen son veriler, Washington'un askeri stratejisindeki ciddi zafiyetleri ve müttefikleriyle yaşadığı koordinasyon krizini açıkça ortaya koyuyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan "İran savaşını kim kazanıyor?" başlıklı kapsamlı analiz, ABD'nin sahada bazı taktiksel başarılar elde etmesine rağmen net bir siyasi çıkış stratejisi kuramadığını vurguluyor. 

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken.

Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nün (ISW) 6 Nisan 2026 tarihli özel raporuna göre Trump yönetimi, 7 Nisan gece yarısına kadar süre tanıyarak İran'ın enerji altyapısını ve köprülerini imha etme tehdidinde bulundu. Ancak askeri uzmanlar, bu maksimalist yaklaşımın kalıcı bir barış stratejisinden ziyade bölgesel yıkımı hızlandıracağı konusunda hemfikir.

Al Jazeera Stratejik Araştırmalar birimi, Washington'un Tahran'ın direnç kapasitesini yanlış hesapladığını ve operasyonların tam bir "stratejik körlüğe" dönüştüğünü belirtiyor. Bu analizi doğrulayan en çarpıcı veriler ise sahadan geliyor. 

CNN ve uluslararası medya kuruluşlarının Nisan 2026'nın ilk haftasında geçtiği bilgilere göre İran tarafından düşürülen ABD savaş uçakları (F-15E, F-35, A-10) ve kayıp pilotları kurtarma operasyonları, Amerikan ordusunun askeri risklerinin ve kayıplarının dramatik boyutlara ulaştığını kanıtlıyor.

Öte yandan Atlantic Council, İran'ın enerji altyapısına yönelik olası bir saldırının Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına ve küresel bir ekonomik krize yol açacağı, bunun da ABD'nin uzun vadeli çıkarlarıyla taban tabana zıt olduğu uyarısında bulunuyor.

YAHUDİLER BİLE İSRAİL'DEN "TİKSİNİYOR"

Bölgedeki bir diğer kriz merkezi olan İsrail'in politikaları, artık sadece Orta Doğu'yu değil, küresel sosyolojiyi de derinden sarsan bir boyuta ulaştı.

İsrail'in eylemleri dünya genelinde Yahudi karşıtlığını (antisemitizm) körüklerken, ABD'de yaşayan Yahudi toplumunda da tarihi bir kırılma görülüyor.

Jewish Currents dergisi editörü Arielle Angel'ın Haaretz gazetesine yaptığı çarpıcı açıklamalar, bu sosyolojik fay hattını gözler önüne seriyor.

Angel, Amerikalı Yahudilerin önemli bir kesiminin artık İsrail'den "tiksindiğini" ve Siyonizmi Yahudi yaşamının merkezi olarak görmediğini belirtiyor. ABD'de giderek büyüyen bir Yahudi grubunun, İsrail'i bir "apartheid devleti" olarak gördüğü ve eylemlerini soykırım olarak nitelendirdiği ifade ediliyor.

Arielle Angel, Jewish Currents dergisinin editörü.

Siyonizmin Yahudiliği anlamdan boşalttığını savunan bu kesim, İsrail devleti yerine dayanışma ve ahlaki sorumluluğu esas alan "adalet merkezli bir Yahudilik" arayışına yönelmiş durumda. Angel'ın en dikkat çekici tespiti ise, İsrail'in eylemlerinin ve küresel ana akım Yahudi kurumlarının bu eylemlere verdiği kayıtsız şartsız desteğin, aslında dünya genelindeki Yahudileri doğrudan tehlikeye attığı yönündeki uyarısı oldu.

KÖRFEZ ÜLKELERİNİ BOMBALAYAN İRAN MEŞRUİYETİNİ KAYBETTİ

2026 yılındaki askeri operasyonlar sırasında İran'ın sergilediği agresif tutum, Tahran'ın bölgesel meşruiyetini tamamen yok etmesine neden oldu. İran'ın komşularına yönelik sınır tanımaz hamleleri, uluslararası kurumlar tarafından ağır ihlaller ve savaş suçları kapsamında kayda geçirildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) 26 Mart 2026 tarihli raporunda, İran'ın Dubai, Abu Dabi, Bahreyn ve Kuveyt'teki otelleri, havalimanlarını ve sivil yerleşim alanlarını doğrudan hedef alarak savaş suçları işlemiş olabileceği vurgulandı. 

ABD - İsrail koalisyonunun İran'a yönelik düzenlediği işgal saldırılarının ilk fazında Tahran'ın üst düzey liderliği hedef alındı ve Dini Lider Ali Hamaney dahil birçok üst düzey isim hayatını kaybetti.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS), İran'ın altı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesine aynı anda saldırarak tüm kırmızı çizgileri aştığını ve bölge ülkelerinin diplomasiye olan inancını kalıcı olarak yıktığını raporladı.

Suudi Arabistan'ın BM temsilcisi bu saldırıları "açık ve korkakça bir egemenlik ihlali" olarak nitelendirirken; Atlantic Council, Kuveyt'teki Mina al-Ahmadi rafinerisi gibi enerji altyapılarının vurulmasının İran'ın "tarafsız komşuluk" iddiasını tamamen bitirdiğini analiz etti. 

ISW raporlarına yansıyan, Hürmüz Boğazı yakınlarında Katar devlet şirketine ait tankerlere yönelik saldırılar ve BBC News'in "daha önce görülmemiş ölçekte" olarak tanımladığı bu hamleler, İran'ın diplomatik izolasyonunu geri dönülemez bir noktaya taşıdı.

İSTİKRAR ADASI: TÜRKİYE

ABD'nin stratejik hataları, İsrail'in küresel çapta infial yaratan politikaları ve İran'ın bölgesel meşruiyetini yok eden saldırıları arasında Türkiye, izlediği çok boyutlu ve proaktif politikalarla bölgenin parlayan "istikrar adası" konumunu pekiştiriyor. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da sıkça vurguladığı üzere Ankara; göç baskısını yöneten, enerji güvenliğini sağlayan, maliyetleri dengeleyen ve küresel huzuru önceleyen yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyor.

Türkiye'nin bu stratejik başarısının temelinde, Şubat 2026'dan bu yana Dışişleri Bakanlığı öncülüğünde titizlikle yürütülen "aktif tarafsızlık" ve arabuluculuk politikası yatıyor. Bu duruş, Ankara'yı Batılı müttefikler ile Doğu bloku arasında yegane diplomatik merkez haline getirdi.

"Muhalefetin 'israf' diyerek, 'ne gerek var' diyerek kötülediği yatırımlarımızın bugün görüyoruz ki, Türkiye’yi küresel rekabette çok avantajlı bir konuma getiriyor. Türkiye’nin uluslararası yatırımcıların gelecek planlamalarında bir istikrar adası, bir güvenli liman olarak öne çıktığını görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz.

Mesela Avrupa’nın son 30 günde fosil yakıt faturası 17 milyar dolar kabardı. Doğalgaz fiyatı yüzde 100, petrol ise yüzde 60 oranında artış kaydetti.

Dünyaya şöyle bir göz attığımızda, tıpkı salgın döneminde olduğu gibi bazı ülkelerde akaryakıta kota getirildiğini, bazı ülkelerde okulların belirli günlerde kapatıldığını, bazı ülkelerde kamu hizmetlerinin kısıtlanmasının tartışıldığını görüyoruz. 

Türkiye bu karamsar tablonun dışındadır. Enerji arz güvenliği, tedariki ve depolama noktasında bir sorunumuz yok. Türkiye'nin Basra'dan veya Hürmüz geçişli herhangi bir LNG tedariki bulunmuyor.

Yaklaşık yüzde onluk petrol ve petrol ürünü ithalatımız buradan gelmesine karşın bunlar bizim kolayca yönetebileceğimiz oranlardır. Muhalefetin yıllardır bizi eleştirdiği enerjide kaynak ülke çeşitlendirme politikamızın değeri işte bugünlerde anlaşılmaktadır."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Nisan Pazartesi, Ankara


Diplomatik gücünü ekonomik ve altyapısal dayanıklılıkla destekleyen Türkiye, IMF'nin Nisan 2026 raporunda küresel enerji ve tedarik zinciri krizlerine rağmen ekonomik direncini koruyan ve G20 içerisindeki 16. sıradaki yerini sağlamlaştıran bir aktör olarak övgüyle anılıyor. 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, 2026 başında rüzgar enerjisinde Avrupa ikinciliğine yükselen Türkiye, Hürmüz Boğazı krizinin yarattığı küresel enerji maliyet baskısını en iyi yöneten ülkelerin başında geliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen bir Kabine Toplantısı'nın ardından açıklamalarda bulunurken.

Türkiye'nin istikrar adası rolü, Avrupa'nın güvenliği açısından da hayati bir önem taşıyor. AB Komisyonu raporları, Türkiye'nin düzensiz göçle mücadeledeki kilit rolünü ve sınır güvenliği yönetimini, ABD-İran çatışmasının Avrupa kıtasına sıçramasını engelleyen en büyük "tampon bölge" olarak nitelendiriyor.

Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) analizlerinde ise Türkiye'nin bir yandan NATO yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirirken diğer yandan bölgesel aktörlerle ticari bağlarını koparmaması, maliyet yönetimi ve küresel huzur odaklı dış politikanın kusursuz bir zaferi olarak değerlendiriliyor.

KAYNAK: HABER7
Ramazan Dengiz Haber7.com - Muhabir
Haber 7 - Ramazan Dengiz
YORUMLAR 22
  • Gültepeli Bjk 4 dakika önce Şikayet Et
    iraann israaiittin abdnin deccalıı oll azraaili ol tepelerine Inn taş taşş üstünde baş başş üstünde bırakkma irann
    Cevapla
  • Alo 9 dakika önce Şikayet Et
    Körfez ülkeleri münafık ve müşrikler iran olması gerekeni yapıyor
    Cevapla
  • Dadas 10 dakika önce Şikayet Et
    Kimler kimlerle beraber
    Cevapla
  • ziyag 25 dakika önce Şikayet Et
    iran niye meşruiyetini kaybetsin, düşman üslerini vuruyor.
    Cevapla
  • Vanlı . 26 dakika önce Şikayet Et
    Habere bakıyorum da İran için farklı şeyler yazılmış , meşruiyet ne demek önce onu konu edin farklı mantiklar çıkarsa haklısınız diyelim ama İran körfezdeki bedevi kölelere dedi ki ayağınızı denk alın Ebu lehebin torunları biz hala ölmedik ve buradayız . Köpeği olduğunuz ABD giderse vay halinize .. ..
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
DİĞER HABERLER
Siyonizme karşı ortak tepki! GENAR Araştırma 'neredeyse eşitler' diyerek yayınladı
Suzuki Vitara ve S-Cross Türkiye'de resmen satışta!