'Tahşiyeci' denilen 2 önemli isim kumpası anlattı

Paralel Yapılanmanın Tahşiye grubuna operasyonu sonrasında aylarca hapis yatan Mehmet Doğan’ın avukatı ile yazar Mustafa Kaplan konuştu.

'Tahşiyeci' denilen 2 önemli isim kumpası anlattı
'Tahşiyeci' denilen 2 önemli isim kumpası anlattı
GİRİŞ 15.12.2014 11:37 GÜNCELLEME 15.12.2014 16:04

Emniyet'teki Paralel Yapılanmanın kurduğu kumpas sonucunda haksız yere tutuklandığı iddia edilen Mehmet Doğan’ın avukatı Mustafa Doğan İnal ilk kez konuştu. İnal, "Tahşiyeciler adı altında büyük bir komploya maruz kalan 120 kişi aylarca suçsuz yere hapis yattı. Evlerinde bulunan el bombalarından polislerin parmak izi çıktı. 17 Aralık’ta da başarılı olsalardı bütün muhafazakarları dalga dalga sindireceklerdi" iddiasında bulundu.

Sabah Gazetesi'nden İsa Tatlıcan, Pararlel Yapı'ya yönelik son operasyonda gündeme gelen "Tahşiyeciler komplosu" ile bağlantısını grubun lideri Mehmet Doğan'ın avukatı Mustafa Doğan İnal ile konuştu.

"HİÇ SUÇA BULAŞMAMIŞ 122 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI"

-Dün Paralel yapının medya ve polis ayağına yönelik gerçekleştirilen operasyona dönelim. Nedir bu Tahşiyeciler?

Bakın 2010 yılında adına Tahşiyeciler dedikleri guruba yapılan bir operasyon yapıldı. Emekli din görevlisi yaşlı ve gözleri görmeyen bir adam El-Kaide lideri olarak takdim edildi. Emekli cumhuriyet savcısı, öğretim görevlisi ,doktor, avukat, öğrenci, işadamı, vaiz, noter toplam 122 kişi gözaltına alındı bu iddialarla. Hayatlarında hiç suça karışmamış bu insanlar bir anda tutuklandı ve örgüt üyesi ilan edildi.

-Fethullah Gülen'in bir vaazı ile bu operasyonun startının verildiği söyleniyor. Biraz bu süreci açar mısınız?

Bu olayın başlangıcı çok ilginçtir. Önce Nisan 2009'da bir vaazda bahsediliyor bu Tahşiyeciler denilen guruptan. Ellerine silah vs alacakları ve terör örgütü oldukları. Arkasından belirli bir medya gurubunda ilginç bir şekilde bu gurubun tehlikeli bir gurup olduğu anlatılıyor köşe yazısı ve haberlerde. Sonra bir televizyon kanalında iki ayrı bölümde bu konu işleniyor tahşiye ve rahle diye 2 örgütten bahsediliyor. Burada bahsettikleri Tahşiye ve Rahle gözaltına alınanların neşriyat yaptıkları yayınevleri. Yani rastgele seçilmiş isimler değil. Örgütü kuranlar ismini de koyuyor, sonra bu insanlarla ilgili teknik fiziki takipler yapılıyor.

"ARAMALAR KAYIT ALTINA ALINMADI"

-Yani Gülen konuşuyor, gazete haberini yapıyor, televizyon dizisini yapıyor, savcı da teknik takip başlatıyor. Peki bundan sonra neler yaşandı?

Nihayetinde 23 ocak 2010 tarihinde operasyon başlıyor. İstanbul da izlenen ve takip edilen evlerden olmadığı halde operasyon günü Siyavuşpaşa'da bir ev aranmak isteniyor. Şüphelilerden Turgut Yıldırım'ın evine giden polis bu evin kimin olduğunu soruyor. Turgut Yıldırım da bu evin ölen abisinin evi olduğunu mahallede insanların taziye yada sohbet evi olarak kullanması için boşaltmadıklarını söylüyor. Evin anahtarının birçok kişide olduğunu ve kolayca kapısının açıldığını belirtiyor. Turgut Yıldırım'ı da alıp eve giden polis arama yapacağını söylüyor ve başlıyor evi aramaya. Aramak için evde bulunması yasal gereklilik olan hazirun olmadan, kamera çekimi yapılmadan başlıyorlar aramaya. Turgut yıldırım sabah namazı kılacağını duş alması gerektiğini söyleyince git yap diyorlar. Yani aramada hiç kimse kalmıyor.

"EL BOMBALARINDA SADECE POLİSİN PARMAK İZİ VARDI"

-Peki o evde 120 kişiyi tutuklatıp aylarca hapiste tutacak ne bulunuyor?


Turgut Yıldırım döndüğünde çekyat üzerinde 3 adet el bombası ve bir miktar merminin olduğu poşeti görüyor. Bu nedir deyince, evde bulduk diyorlar. Bulunan bu mühimmat ile ilgili kriminal incelemeler, parmakizi incelemeleri yapılıyor. Evden DNA örnekleri alınıyor.Havludan, pijamadan alınan örneklerle tüm şüphelilerin DNA'sı ile karşılaştırılıyor ama hiçbir şüphelinin ne parmak izi nede DNA uyumu çıkıyor. Bombalar üzerinde 3 parmak izi bulunuyor. Parmak izlerinin üçünün de polise ait olduğu ortaya çıkıyor. Bunu duruşmada sorduğumuzda polisler eldivenlerinin yıpranıp yırtılmış olabileceğini söylediler.

-Tutuklamalardan sonra neler yaşandı?

Bu hukuksuzluklar yüzünden insanlar aylarca cezaevinde kaldı. İstanbul, İzmir, Diyarbakır ve Adana'da bu kişilerle ilgili örgüt davaları açılıyor. Ben bu davanın başından bu yana 10 avukat arkadaşla birlikte avukatıyım. Tüm süreci hukuki olarak takip ettim. Gerçekten çok ilginç şeyler oldu.

-Mesela?

Daha operasyonun yapıldığı gün bir Televizyon kanalının internet sitesinin ana sayfasında manşetten günlerce Tahşiyecilerin lideri diye Mehmet Doğan'ın bir videosu yayınlandı. Algı işi tamamlanmıştı artık ve 4 günün sonunda tutuklandı zaten.

"TAŞHİYECİLER DEĞİL RİSALE-İ NUR GRUBU"

-Tahşiyeciler davası nasıl sonuçlandı?

Bu davalardan İzmir ve Adana'da açılanlar beraatla sonuçlandı. Ama 4 yıl insanlar terörist yaftasıyla yaşadılar. Bu insanların tek ortak noktası Risale-i Nur okuyucusu olmaları ve kendilerine operasyon yapanların Risale-i Nur hareketinden kopuk ve gayri İslami bir yapı olduklarını iddia etmeleriydi.

-Siz 17/25 Aralık kumpasını, Tahşiyeciler ve Selam Örgütü operasyonlarını başından bu yana takip ediyorsunuz. Bu örgüt başarılı olsaydı sonuçları ne olurdu?

Bu operasyonlar başarıya ulaşsaydı öncelikle bu yapı ülkede egemen güç olacak ve herkes sindirilecekti. Devlet tamamen bu örgütlü yapının kontrolüne geçecek ,hukuk büyük bir sopa olarak halkın üzerinde korku yaratacaktı. Bu süreç yeni dalgaların başlangıcı olacak adeta muhafazakar kesim dalga dalga sindirilecekti. Açıkçası ülke için büyük bir kaos başlayacaktı.

"ULUSLARARASI BİR ORGANİZASYON"

-Bu operasyonlar nasıl ve kimler tarafından kurgulandı?

Bu operasyon sıradan bir kolluk amiri yada görevlisi tarafından kurgulanabilecek bir operasyon değildir. Bir çok operasyonun birbirinin parçası olarak üst bir akıl tarafından kurgulandığını düşünüyorum. Birbirinden bağımsız gibi görünen ama birbirine paralel yürütülen bu soruşturmalarda hiçbirşey şansa bırakılmamıştır. Bir yandan yolsuzluk iddiasıyla ülkenin başbakanı dinlenip izlenirken diğer yandan selam-tevhit diye uyduruk bir casusluk soruşturmasında yine hedefte başbakan ve yakın çevresi bulunmaktadır. Adeta hükümetin etrafında bir ağ örmüşler ,herkesi bir şekilde dinlemişler. Bu kadar geniş ve örgütlü yürütülen hukuk dışı organizasyonu yerel birkaç polis müdürünün ve bağlı bulundukları savcılık makamının yaptığına inanmak çok basit bir düşünce olur. Ben uluslararası örgütlerin de içinde bulunduğu geniş tabanlı olan ama taşeronluğunu dışarda uzantısı olan yerel bir yapının tüm bu olayları organize edip planlandığını düşünüyorum.

YAZAR MUSTAFA KAPLAN: FETULLAH GÜLEN BİZİ BİZZAT HEDEF YAPMIŞTI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dün Paralel Yapı'ya yönelik yapılan operasyonu değerlendiren bir diğer isim de Mustafa Kaplan'dı.

Kaplan; "Tahşiye ve Rahle yayınevlerimiz ile ilgili paralel yapının yayın organlarında aleyhimize yayınlar yapıldı. Samanyolu'nda yayınlanan Tek Türkiye dizisinde bizzat yayınevimizin ismi verildi. Fetullah Gülen bizzat kendi konuşmalarında yayınevlerimizin ismini vererek bizi hedef yaptı. Bizi itibarsızlaştırdılar. Bunların üzerine Paralel Yapı'nın emniyet ayağı harekete geçerek, bizi hiçbir hukuki delil olmadan, haksız ve hukuksuz bir şekilde hapishaneye attı" dedi.

"16 AY SORGUSUZ SUALSİZ HAPİSHANEDE YATTIM"

Fetullah Gülen grubunun, planlı ve programlı bir örgüt olduğunu ifade eden Kaplan; "Tahşiye yayınevinde ortağım olan birisinin kayınbiraderi olan Turgut Yıldırım'ın misafirhane olarak kullandığı yere polisler tarafından bomba konuldu. Mahkemede, bombanın üzerinde polislerin parmak izinin olduğu ortaya çıktı. Mahkeme tutanağında da bunlar yazılıdır. Bunlara rağmen 16 ay sorgusuz sualsiz hapishanede yattım" diye konuştu.

"DEVLETE TEŞEKKÜR EDİYORUM"

Paralel Yapı'ya yönelik operasyondan dolayı devlete teşekkür eden Kaplan; "Geç kalınmış bir operasyondu. Devlete teşekkür ediyorum. Çok iyi oldu. Ellerine sağlık. Hukukun hâkim edilmesi lazım. Bu çeteler yüzünden şerefimizle yaşayamayacak mıyız?" şeklinde konuştu.

KAYNAK: YENİ AKİT - SABAH