Bülent Eczacıbaşı: Türban ülkeyi böldü

Türkiye'nin 14. zengini Bülent Eczacıbaşına göre, Türban konusunda, Türkiye'nin 5 sorunu var: Milliyetçilik, Dincilik Kürtçülük, Laiklik, Türban. Sonuncusu ise ülkeyi bölen kavram.

Bülent Eczacıbaşı: Türban ülkeyi böldü
Bülent Eczacıbaşı: Türban ülkeyi böldü
GİRİŞ 17.04.2006 07:26 GÜNCELLEME 12.03.2018 14:33

Zenginlik virüsü çok tehlikelidir

1.1 milyar dolarlık servetiyle en zengin 14'üncü Türk Bülent Eczacıbaşı 'Babam bu virüsle savaşmak için çok uğraştı. Bizi otoriter yetiştirdi. Sorumluluk sahibi yaptı' diyor..

Bugün karşımda 1.1 milyar dolarlık servetiyle 'Forbes, Dünyanın En Zenginleri' listesine 14'üncü Türk olarak giren biri var. Onun bir özelliği de doğuştan zengin olması. Yani gözlerini dünyaya açtığı anda kendini Eczacıbaşı imparatorluğunun tam ortasında bulmuş. Ailenin 2'nci kuşağını temsil eden Bülent Eczacıbaşı'ndan söz ediyorum. TÜSİAD Onursal Başkanı, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı. Küçükken önce 'İtfaiyeci olacağım' diye tutturmuş, ardından inci avcılığına merak salmış. 'Matematik mi fizik mi okusam' derken kendini kimya

 

 

 

 




 

mühendisi olarak bulmuş. Hatırlatmadan geçemeyeceğim, mezun olduğu Alman Lisesi'nde yüzyılın rekorunu kırmasıyla da meşhur. Gülerek anlatıyor. 'Not ortalamam 10'du. Hani bazen ben hiç çalışmadım, zekâmla yaptım derler ya bende o durum olmadı. Çok çalışırdım. İnek denilen öğrenci cinsi var ya öyleydim.' Bülent Eczacıbaşı'nın öğrencilik yıllarındaki titizliği bugüne de yansımış. Röportajdan önce soruları istiyor, yazılı cevaplıyor. Mümkün olduğu kadar konu dışına çıkmamaya özen gösteriyor. Bu beni durdurmadı tabii. 'Kurallar yıkılmak içindir' diyerek başladım sorularıma. Bugün farklı bir Bülent Ezcacıbaşı okuyacağınızı düşünüyorum.

Doğuştan zengin olmak nasıl bir his?
-Güzel bir his tabii (gülüyor). Ama sorunsuz değil. Zengin ailelerin savaşması gereken bir zenginlik virüsü vardır. Tehlikelidir. Hastalık gibi bir şey. Hayat için motivasyonunuz eksiktir. Ne için çalışacaksınız? Para mı? Zaten var. Bu virüse yakalanmamamız için babam çok uğraştı.

HAYATIMDA HİÇ EKSİK YOK
Ne yaptı?

-Bizi çok otoriter yetiştirdi. İlişkilerimiz mesafeliydi. Örneğin okulda bir başarı elde etmişim, annem akşam yemeğinde babama haberi verirdi. Babam da 'Zaten olması gereken budur' diye cevap verirdi. Ona 'Siz' diye hitap ederdim. Standartlarını çok yüksek koyardı. Ailede başarısızlığa yer yoktu. Böyle bir hayatın stres ve baskı yaratmaması mümkün değil tabii. Ben çözümü babamla yarışmamakta buldum.

Aile şirketinde ikinci kuşak olmanın olumsuz yanları var mıdır? -
Hem iyi yönleri vardır hem de kötü yönleri. İkinci kuşak işadamlarının hepsinde aşırı muhafazakârlık tehlikesi vardır. Ya kurucunun gölgesi altından sıyrılmak için aşırı risk alırsınız, ya da isime zarar gelmesin diye yatırımlarda bulunmakta zorlanırsınız. İkisini de dengede tutmakta fayda var.

Forbes'un zengin listesinde yer almaktan gurur duydunuz mu? O kadar zengin misiniz gerçekten?
-O liste üzerinde fazla düşünmedim. Yaşamımı etkileyen bir durum değil yani. Mutluluğu ailemde ve işimde bulurum. Günün büyük kısmı işlerimle ilgilenmekle geçer. Boş zamanlarımı eşimle evde geçirmeyi tercih ederim. Kalan zamanlarda görsel sanatlardaki etkinlikleri izlemeyi severim.

Her yıl eşinizle baş başa tatile çıkıyormuşsunuz. Çocuklarınızla yakından ilgileniyorsunuz. İşinizde ve özel yaşamınızda başarılısınız. Su sporları yapmaktan hoşlanıyorsunuz, kayağı seviyorsunuz. 'Believe me' (İnan bana) isimli bir atınız var. Şöyle bir bakıyorum hayatınıza. Ne eksik Bülent Bey?
-Atımın ismini nereden biliyorsunuz (gülüyor)? Hayatımda çok şükür hiçbir şey eksik değil. Ama iş hayatımda hedeflerim var tabii. Babam bize sadece bir 'Şirketler topluluğu' değil, 'Değerler topluluğu' bıraktı. Bize düşen, topluluğun geçmişte olduğu gibi gelecekte de başarılı olmasını sağlamak.

İYİ Kİ BANKA KURMAMIŞIZ
Demin 'İkinci kuşak muhafazakâr olur'
dediniz. Bu yüzden mi banka kurmadınız?
-Belki bunun da etkisi vardır.Bankacılık furyası olduğu dönemde bile banka işine girmeyi istemedik. Felakete gittiği çok açıktı zaten. Sonrasında 'İyi ki girmemişiz' dedik tabii. Bankaları iyi yönetenler de oldu ama bazı kötü örnekler de yaşadık.

İşadamı siyaset ilişkisi sizce nasıl olmalı?
Öncelikle işadamı siyasete uzak durmamalı. Kimse durmamalı. O zaman ülke yönetimiyle ilgisizsiniz demektir. Bu çok tehlikeli. Türkiye bugün farklı bir noktaya geldi. Yüksek enflasyondan kurtulduk, hızlı büyüme gerçekleştirdik. Özelleştirme ve yabancı sermaye girişleri gibi, çözümünden ümidini kestiğimiz konularda atılım yaptık. Siyasetçilerin işadamlarına kulak vermesi belki hedeflere çabuk ulaşmada yardımcı olur.

TÜSİAD-Hükümet gerginliği zaman zaman yaşanır. En son Mustafa Koç, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Aşkın hakkında açıklama yaptı diye hakkında soruşturma açıldı. İşadamı siyasete ne kadar karışmalı?
-TÜSİAD kişileri, partileri eleştirmez, konu olarak ele almaz. Politikaları, fikirleri ve kararları tartışır. Önce durumu kişiselleştirmemek lazım. Bizim söylediklerimiz genelde muhalefetin hoşuna gider. İktidar partileri beğenmez. Ama samimiyete inanmak gerekiyor. Açıklamaları belli bir hedefe yönelik diye algılarlarsa yanlış yaparlar. Alınganlık yapmamak lazım.

Siz aynı zamanda İlaç İşverenleri Sendikası Başkanısınız. Zehirli variller hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Kesin kanıtlar olmadan bir sektörün zan altında bırakılmasını ve kuruluşların gündeme getirilmesini doğru bulmuyorum.

Ortada suç duyurusu var ama...
-Tuzla'da toprağa gömülmüş kanserojen fenol maddesinin ilaç endüstrisinde kullanımı son derece sınırlı. Bu vahim olayın failleri herhangi bir sektörden olabilir. Bir an önce ortaya çıkarılmasını arzu ediyorum.

KANYON PROJESİ YENİLİKÇİ
Biraz da, Levent'teki fabrikanın yerine kurduğunuz konut, alışveriş merkezi projesi Kanyon'dan bahsetsek.

-Kanyon'a, fabrika Lüleburgaz'a taşınınca, boş kalan araziyi değerlendirmek amacıyla giriştik. 250 bin metrekare. Maliyeti 250 milyon dolar, mimarlık açısından yenilikçi. Alışveriş ya da eğlence amacıyla gelen yazın terlemeyecek kışın üşümeyecek. Yüksek katlar olmasına rağmen pencereler açılacak.

 

 

 

 

Türkiye'nin 5 sorunu: Milliyetçilik, Dincilik Kürtçülük, Laiklik, Türban

 

İşiniz dolayısıyla yurtdışıyla sürekli
irtibat halindesiniz. Yabancılar sizce Türkiye'ye nasıl bakıyor. Gerçekten de olumlu bir hava var mı? -Türkiye'ye biraz dikkatli bakan yabancı yatırımcılar hep burayı 'Fırsatlar ülkesi' olarak gördü. Ancak yüksek enflasyon ve istikrarsızlık yüzünden yatırıma girmek istemediler. 150 yıl önce İngiltere Başbakanı Disraeli tarafından söylenen küçültücü bir söz vardır. 'Türkiye yarınların ülkesidir ve hep öyle kalacaktır.'

Yarın hâlâ olmadı mı yani?
-Yoğunlaşan

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

ilgi ve artan yabancı sermaye yatırımları iyiye işaret ama kuşku var. Yıllarca 100 kilo görmeye alıştığınız dostunuzu bir gün 70 kilo görürseniz ne düşünürsünüz? Rejim mi yaptı yoksa yaşam tarzını mı değiştirdi? Her rejimin sonu bellidir.

Eyvah, kadınları kızdıracaksınız, boşu boşuna mı rejim yapıyoruz?
-Maalesef öyle. Her rejimin sonu geriye dönüştür. Yaşam tarzını değiştirmek ise istikrarlı sürdürülebilir büyümedir.

Yabancıların Türkiye hakkında en merak ettikleri istikrar mı?
-Kesinlikle. Toplumsal fay hatlarımızdaki gerginliğin sürmesi en büyük endişe.

Yani?
-Milliyetçilik, Kürtçülük, dincilik, laiklik, türban tartışmaları. Bu dört mesele Türkiye'ye kan kaybettiriyor. Enerjimizi alıyor. İş yaptığımız yabancıların en sık sorduğu sorular bunlar. Bu dört sorunu Türkiye'nin acilen çözmesi gerekiyor. İmaj sorunumuz ise kendi kimliğimizi kabul etmememizden kaynaklanıyor.

Ya ekonomi?
-Deyim yerindeyse ekonominin lokomotifini yenileyemedik. İhracata yönelik sanayileşme lazım. İhracatı ve sanayi üretimini teşvik etmeyen bir ortam var. Ayrıca ithalattan ve inşaattan beslenen bir büyüme ortaya çıktı. Bu da cari açığı beraberinde getirdi.

 

 

Türban büyük sorun Kutuplaşma başladı

 

 

Hükümet üyeleri, hatta Başbakan bile zaman zaman 'türban bizim içimizde sorun olduğu kadar yurtdışında sorun değil' mesajı veriyor. Doğru mu sizce?
-Ben buna katılmıyorum. Biz kendi içimizde çatışma yarattıkça bu yabancılar için büyük bir sorun. O kadar çok önyargımız var ki kimse karşı tarafa sahip çıkmıyor. Türkiye'de 'Senden benden' diye iki kutup oluştu. İdeolojik tartışmalar bu iki kutup arasında gidip geliyor. 'Benden olana iş veririm, benden olana imkan veririm' başlıyor. Afedersiniz tuvaletine göre bile insanları belli

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

kategoriler içine koyuyoruz. Alaturka mı, alafranga mı?

Rengini belli etmek hikâyesi yani.
-Evet. Tarihimizden, coğrafyamızdan devraldığımız bir durum bu. Bu nedenle hâlâ kendi kimliğimizi tanımlayıp ortaya çıkarmakta zorlanıyoruz.

Demin 'Senden benden hikâyesi' dediniz. Hükümetin kadrolaşmasından mı bahsediyorsunuz?
-Herkesin kendi anlaşacağı, kendi beğendiği insanları seçmesini ben normal karşılıyorum. Yöneticiler kendi istedikleri kişileri seçmezse iyi yönetemez. Ama 'İş sendensin, bendensin şeklinde bir kadrolaşmaya dönüşürse, bu tehlikeli' diyorum.

Bir liderlik konferansında yaptığınız bir konuşmayı hatırlıyorum. 'Çok konuşan lider tehlikelidir. Demirel en tehlikeli liderlerden biridir' demiştiniz.
-Demirel'in adını anmadan bu konuya girelim isterseniz (Gülüyor). Güzel konuşan liderler tehlikeli olabilir. İkna yeteneğine sahip her lider iyi olacak diye bir şey yok. İyi konuşan kendisini istediği gibi takdim edebiliyor. Oysa takdim ettiği bir görüntüden ibaret. Daha da ileri gideceğim, iyi konuşanlar etraflarını öylesine etkiliyor ki... Etrafındakiler bu adam nasılsa her şeyi biliyor diye müdahale etmiyor. Bu durum tehlikeli tabii. Siyasi hayatımız bu tarz örneklerle dolu.

 

 

Tayyip Erdoğan'a kendini anlatma fırsatını verdik

 

 

Tayyip Erdoğan'ı Türk burjuvazisiyle tanıştıran isim olarak anılıyorsunuz. Erdoğan'ı ilk kez üst düzey işadamlarıyla evinizdeki yemekte buluşturmuştunuz.
-Türk burjuvazisiyle benim yemeğimde mi tanıştı bilemem. Ama biz, işadamları o dönemde Erdoğan'ın ileride çok önemli olacağını görmüştük. Tabii Erdoğan'ın bu noktaya gelmiş olması kendi yetenekleri ve başarısıyla ilgili bir olay. Kendisine o noktada ilgi göstermenin doğru olduğuna inandık. Ben kendisini belediye başkanlığı döneminden tanıyordum. Siyasi geleceğinin parlak olacağının işaretleri vardı. Yetenekleri apaçık ortada idi. Kanımca siyaset ve iş dünyasının ilişkilerinin biraz daha kurumlaşmış olması lazım. Biz de bir siyasetçiye kendini işadamına anlatma fırsatı tanıdık. Kötü mü olmuş?

 

 

(Balçiçek Pamir / Sabah) 

">

 

 

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Bakanlardan Hatay'da önemli açıklamalar
7,7'lik depremin yeraltındaki ürkütücü sesi