Türkiye’de kutuplaşma sanıldığı kadar keskin değil: Gerilimin odağında üç dil var

Kriter Dergisi yazarı İbrahim Dalmış’ın analizine göre Türkiye’de kutuplaşma tek bir eksende ilerlemiyor. Laiklik, dindarlık ve milliyetçilik üç farklı ahlaki dil üzerinden toplumsal gerilimi şekillendiriyor.

Türkiye’de kutuplaşma sanıldığı kadar keskin değil: Gerilimin odağında üç dil var
Türkiye’de kutuplaşma sanıldığı kadar keskin değil: Gerilimin odağında üç dil var
GİRİŞ 07.09.2026 09:55 GÜNCELLEME 07.09.2026 10:02

Türkiye’de siyasal kutuplaşmanın toplumun tamamına yayılan iki büyük blok üzerinden açıklanmasının gerçeği tam olarak yansıtmadığı belirtildi. Yakın tarihli bir kamuoyu araştırmasının bulguları, ekonomik politikalar ve demokrasinin meşruiyeti gibi başlıklarda toplumun farklı kesimleri arasında geniş bir ortak zemin bulunduğuna işaret ederken, gerilimin laiklik, dindarlığın kamusal görünürlüğü ve milliyetçilik gibi sembolik değerlerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.

Söz konusu bulgular, Kriter Dergisi'nde yayımlanan bir analizde Richard Shweder’in “ahlaki diller” yaklaşımı ve Jonathan Haidt’in Ahlaki Temeller Kuramı üzerinden ele alındı. Analizde, Türkiye’deki siyasal gerilimin yalnızca farklı siyasi görüşlerden değil, aynı zamanda farklı ahlaki değerlendirme biçimlerinden kaynaklandığı savunuluyor.

KUTUPLAŞMANIN ÜÇ AHLAKİ DİLİ

Shweder’in yaklaşımına göre insanlar ahlaki değerlendirmelerini üç temel dil üzerinden kuruyor: özerklik, topluluk ve kutsallık.

Özerklik dili bireyin haklarını, tercihlerini ve özgür iradesini merkeze alıyor. Topluluk dili grup uyumunu, aidiyeti ve meşru otoriteye saygıyı öne çıkarıyor. Kutsallık dili ise bedensel ve manevi saflığın korunmasına odaklanıyor.

Analizde Türkiye’de laiklik, dindarlık ve milliyetçiliğin bu üç ahlaki dille büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Laiklik özerklik, dindarlık kutsallık, milliyetçilik ise topluluk diliyle ilişkilendiriliyor.

Bu nedenle aynı kavramlar üzerinden tartışan farklı kesimlerin aslında farklı ahlaki zeminlerden hareket ettiği ve birbirlerinin gerekçelerini anlamakta zorlanabildiği ifade ediliyor. Analizde bu durum, ahlaki diller arasındaki “karşılıklı çevrilemezlik” üzerinden açıklanıyor.

KİMLİKLER TAMAMEN BİRBİRİNDEN KOPUK DEĞİL

Araştırma bulguları, Türkiye’deki kimliklerin sanıldığı kadar keskin biçimde birbirinden ayrılmadığını da gösteriyor.

Dindar kimlik ile milliyetçi kimlik arasındaki ilişki r = ,51 düzeyinde bulunurken, modern kimlik ile milliyetçi kimlik arasındaki ilişki r = ,39 olarak ölçülüyor. Modern kimlik ile dindar kimlik arasındaki ilişki ise r = -,16 düzeyinde kalıyor.

Bu tablo, dindarlık ve milliyetçiliğin aynı kişilerde güçlü biçimde birleşebildiğini, milliyetçiliğin seküler kesimlerin bir bölümüne de hitap edebildiğini gösteriyor. Buna karşılık modern ve dindar kimliklerin birbirinin doğrudan zıddı olarak çalışmadığı görülüyor.

Analize göre bu nedenle Türkiye’de kutuplaşma, toplumu ikiye bölen tek bir cephe hattından çok, farklı ahlaki dillerin belirli değerlerde kesişmesiyle ortaya çıkan seçici bir yapı niteliği taşıyor.

AHLAKİ TEMELLER ARASINDAKİ ASİMETRİ

Haidt’in Ahlaki Temeller Kuramı da bu ayrışmayı açıklamak için kullanılıyor. Kurama göre zarar vermeme ve adalet “bireyselleştirici temelleri”; sadakat, otorite ve saflık ise “bağlayıcı temelleri” oluşturuyor.

Analizde, zarar vermeme ve adalet gibi bireyselleştirici temellerin farklı siyasi kesimler arasında daha geniş bir kabul gördüğü, buna karşılık sadakat, otorite ve saflığa verilen önemin gruplara göre ciddi biçimde değiştiği belirtiliyor.

Bu durum, farklı siyasi kesimlerin birbirlerinin taleplerini değerlendirme biçimini de etkiliyor. Dindar veya milliyetçi bir söylem, kendi temel değerlerini korurken hak, adalet ve mağduriyet gibi bireyselleştirici kavramları da kullanabiliyor. Buna karşılık özerklik dilini temel alan kesimlerin otorite, sadakat ve kutsallık gibi bağlayıcı temelleri kendi ahlaki sözlüğüne dahil etmekte daha fazla zorlandığı savunuluyor.

“GERİCİLİK” TARTIŞMASININ ARKA PLANI

Analizde bu durumun, Türkiye’de sekülerleşme ve modernleşme anlayışıyla birleştiğinde yeni bir gerilim ürettiği ileri sürülüyor.

Özerklik merkezli bakış açısından başörtüsü serbestisi veya dini eğitim gibi talepler, farklı bir ahlaki gerekçenin sonucu olarak değil, kimi zaman henüz aşılmamış bir “geri kalmışlık” göstergesi olarak değerlendirilebiliyor.

Sekülerleşmenin tarihin doğal yönü olduğu düşüncesi de bu yaklaşımı güçlendiriyor. Böylece karşı tarafın direnci, meşru bir gerekçeden ziyade değişime direnç olarak okunabiliyor. “Gerici”, “gericilik” veya “yobazlık” gibi ifadelerin de bu yaklaşımın siyasi ve gündelik dildeki yansımaları olduğu belirtiliyor.

ÖZERKLİK DİLİNİN LİDERLİK VE ÖRGÜTLENME AÇMAZI

Analizin dikkat çektiği bir diğer nokta ise liderlik.

Topluluk ve kutsallık dillerinde otoriteye bağlılık ve güçlü aidiyet, lider etrafında örgütlenmeyi kolaylaştırabiliyor. Özerklik dilinde ise bireyin kendi yargısını merkeze alması, güçlü bir lider-takipçi ilişkisiyle yapısal bir gerilim oluşturabiliyor.

Bu nedenle dindar veya milliyetçi kitlelerin Adnan Menderes, Turgut Özal, Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan veya Recep Tayyip Erdoğan gibi liderlerle kurduğu ilişkinin benzerinin özerklik merkezli bir siyasi kültürde ortaya çıkmasının daha zor olduğu savunuluyor.

Analizde Mustafa Kemal Atatürk örneğinin bu durumu çürütmediği, aksine tarihsel ve kurucu bir figür ile güncel siyasi liderlik arasındaki farkı gösterdiği ifade ediliyor.

Aynı sorun yalnızca liderlikle sınırlı görülmüyor. Disiplinli örgütlenme, hiyerarşi, kolektif fedakârlık ve güçlü grup dayanışmasının da topluluk ve kutsallık dilleriyle daha kolay örtüştüğü; özerklik dilinin ise bu alanlarda daha fazla zorlandığı belirtiliyor.

MİLLİYETÇİLİK İKİ KESİM ARASINDA KÖPRÜ KURUYOR

Analizin ortaya koyduğu tabloya göre milliyetçilik, Türkiye’de farklı ahlaki dilleri bir araya getirebilen önemli bir eksen oluşturuyor.

Dindar kesimlerle yüksek düzeyde örtüşen milliyetçilik, aynı zamanda milli aidiyete duyarlı seküler grupların bir bölümüne de hitap edebiliyor. Bu nedenle milliyetçiliğin, birbirinden farklı toplumsal kesimleri aynı siyasi çatı altında buluşturabilen bir “köprü” işlevi gördüğü savunuluyor.

Sonuç olarak analiz, Türkiye’de siyasal kutuplaşmanın yalnızca laik-dindar veya modern-muhafazakâr ayrımı üzerinden okunamayacağını ileri sürüyor. Toplumun ekonomi ve demokrasi gibi alanlarda önemli ölçüde ortaklaşabildiği, asıl gerilimin ise farklı ahlaki dillerin karşı karşıya geldiği laiklik, dindarlık ve milliyetçilik gibi sembolik değerlerde yoğunlaştığı belirtiliyor.

Bu bakış açısına göre Türkiye’de kutuplaşmayı anlamanın yolu, yalnızca “kimin hangi tarafta” olduğunu belirlemekten değil, hangi değerin hangi ahlaki dile karşılık geldiğini ve bu dilin nasıl bir siyasi kapasite ürettiğini görmekten geçiyor.

Ömer Faruk Aktaş Haber7.com - Editör
Haber 7 - Ömer Faruk Aktaş

Editör Hakkında

1991 yılında Bayburt’ta doğdu. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. 2016 yılında Anadolu Ajansı'nda stajını yaptı. Yeni Şafak ve Akşam Gazetesi'nde çalıştı. Nisan 2021'den bu yana Haber7.com'da ‘Gündem Editörü’ olarak görev yapmaktadır.
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Trafikte akılalmaz anlar: Tek tekerlekli scooter ile tırların sağından geçti
Serhat Kılıç’ın cenazesi Adli Tıp Kurumu’ndan teslim alındı