Suudi Arabistan'dan Katar Modeli talebi: Türk askeri gelip bizi korusun
Suudi Arabistan, caydırıcılık amacıyla Türk askerinin ülkesinde konuşlanmasını ve savunma desteği verilmesini talep etti. "Katar Modeli"ni esas alınan istekte, Türk askerinin Husilere karşı bir operasyonel faaliyete katılmayacağı aktarıldı.
Türkiye, son dönemde kurduğu ittifaklar ve geliştirdiği stratejik iş birlikleriyle bölgesel ve küresel konumunu güçlendiriyor. Güvenlik kaynakları bu yöndeki gelişmelerin jeopolitik ve jeostratejik önemimizi her geçen gün daha da artırdığını vurgularken, Ortadoğu’da Bölgesel güvenlik mimarisinin oluşumunda aktif rol üstlendiğimize dikkat çekti.
"SUUDİ ARABİSTAN LİSTE VERDİ, DEĞERLENDİRECEĞİZ"
Güvenlik kaynaklarının verdiği bilgiler özetle şöyle:
"Türkiye, Suudi Arabistan’a hava savunma, elektronik harp, eğitim ve diğer teknik alanlarda destek sağlıyor. Ancak Mekke Anlaşması henüz yürürlüğe girmedi. Anlaşmanın uygulamaya geçebilmesi için TBMM’den tezkere çıkması gerekiyor. Pakistanlı yetkililerin de katıldığı son toplantıda Suudi Arabistan, ihtiyaç duyduğu savunma ürünleri ve sistemlerine ilişkin bir liste sundu. Bu listede hava savunma sistemleri, istihbarat paylaşımı ve insansız hava araçları gibi talepler bulunuyor. Şimdi söz konusu liste hem Türkiye hem de Pakistan tarafından ayrı ayrı değerlendirilecek. Ancak listedeki taleplerin tamamının karşılanması söz konusu değil. Devletin ilgili kurumları, ihtiyaçları ve mevcut imkânları değerlendirerek hangi alanlarda destek sağlanabileceğine karar verecek. Değerlendirmelerin ardından, ‘Şu ürünleri ve sistemleri sağlayabiliriz, şu alanlarda iş birliği yapabiliriz’ denilerek somut bir karar ortaya konulacak.
"ASKERİ VARLIĞIMIZIN AMACI CAYDIRICILIK OLACAK"
Suudi Arabistan, Türk askerinin kendi topraklarında konuşlanmasını da istiyor. Ancak bu talep, Türk askerinin Husilere karşı ortak operasyonlara katılması anlamına gelmiyor. Böyle bir durum kesinlikle söz konusu değil. TBMM’nin onay vermesi ve Türk askerinin Suudi Arabistan’a gönderilmesi hâlinde, buradaki askerî varlığın amacı yalnızca caydırıcılık olacak.
"HUSİLERE OPERASYON YAPMAYACAĞIZ"
Türk askeri, Husilere karşı herhangi bir operasyonel girişimde bulunmayacak ve kesinlikle muharebeye girmeyecek. Askerlerin konuşlanacağı bölgeler de bu anlayış doğrultusunda belirlenecek. Yemen sınırı gibi riskli ve çatışma ihtimali bulunan bölgelerde konuşlanma söz konusu olmayacak. Türk askerinin Suudi Arabistan’daki varlığı, tamamen savunma ve caydırıcılık esasına dayanacak.
"SUUDİLER KATAR MODELİNİ İSTİYOR"
Suudi Arabistan’ın talep ettiği model, esasen Türkiye’nin Katar’da uyguladığı askeri varlık modeli. Türkiye, Katar’da askerî varlık oluşturduktan sonra bu ülkeye yönelik herhangi bir saldırı gerçekleşmedi. Suudi Arabistan da benzer bir caydırıcılık mekanizması oluşturmak istiyor. Suudi yetkililer, Türk askerinin ülkelerinde bulunmasının muhtemel saldırılara karşı önemli bir güvenlik güvencesi sağlayacağını değerlendiriyor. Zaten Mekke İttifakı’nın temelinde de kolektif caydırıcılık anlayışı bulunuyor.
"TEMEL HEDEF ORTAK GÜVENLİK ANLAYIŞI"
Amaç; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın sahip olduğu imkân ve kabiliyetleri bir araya getirmek, askerî personelin ortak eğitimler gerçekleştirmesini sağlamak ve üç ülkeye yönelik muhtemel saldırıları daha düşünce aşamasında caydırmak. Bu ittifak, üç ülkenin geçmişte karşı karşıya kaldığı tarihsel meseleleri çözmek amacıyla kurulmuş bir yapı değil. Temel hedef, ortak güvenlik anlayışı çerçevesinde güçlü bir caydırıcılık mekanizması oluşturmak.
İTTİFAKLAR VE TÜRKİYE’NİN STRATEJİK KONUMU
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Bu yüzyıl Türkiye Yüzyılı olacak’ dedi. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ise ‘Önümüzdeki dönemde Türkiye ile birlikte olanlar kazanacak’ değerlendirmesinde bulundu. Bugün yaşanan gelişmelere bakıldığında, bu açıklamaların somut karşılıklarının ortaya çıktığı görülüyor. Mekke İttifakı, Bedir Mutabakatı ve Libya’nın Türkiye ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasını onaylaması, söz konusu stratejik yaklaşımın somut adımları olarak öne çıkıyor. Türkiye, kurduğu ittifaklar ve geliştirdiği stratejik iş birlikleriyle bölgesel ve küresel konumunu güçlendiriyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik önemini her geçen gün daha da artırıyor.
"GÜVENLİK MİMARİSİNDE AKTİF ROL ÜSTLENİYORUZ"
Orta Doğu’da yeni bir düzen şekilleniyor. Türkiye de bu süreçte kendi konumunu güçlendirirken bölgesel güvenlik mimarisinin oluşumunda aktif rol üstleniyor. Mekke İttifakı, esas olarak bir güvenlik ve kolektif caydırıcılık ittifakı niteliği taşıyor. Bedir Mutabakatı ise ülkelerin mevcut imkân ve kabiliyetlerini bir araya getirerek savunma sanayisinde ortak üretim, ortak AR-GE çalışmaları, ortak tedarik zinciri ve ortak finansman mekanizmaları oluşturmayı amaçlıyor.
"KAAN PROJESİNDE DE YER ALABİLİRLER"
Bu iş birliği anlayışının ilk örneklerinden biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Katar ziyareti sırasında gündeme gelen, Katar finansmanıyla Endonezya’ya gemi satışı oldu. Önümüzdeki dönemde benzer iş birliklerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Bedir Mutabakatı kapsamında yer alan ülkelerin savunma sanayisi firmalarının bir araya gelerek ihtiyaç duyulan projeleri ortaklaşa hayata geçirmesi planlanıyor. Bu çerçevede ortak çalışma grupları oluşturulması, ortak şirketler kurulması, üretim ve teknoloji geliştirme süreçlerinde iş birliğine gidilmesi gündeme gelebilecek. Bedir Mutabakatı’nda yer alan ülkelerin Türkiye’nin millî muharip uçağı KAAN projesine dâhil olması da değerlendirilen başlıklar arasında bulunuyor. Burada dikkat çeken en önemli nokta, bütün bu iş birliklerinin kesişim noktasında Türkiye’nin bulunması. Mekke İttifakı’nda da Bedir Mutabakatı’nda da diğer stratejik anlaşmalarda da Türkiye merkezî bir rol üstleniyor.
"AVRUPA BİRLİĞİ’NİN BÖYLE BİR HAKKI YOK"
Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşma, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru Libya hükümetiyle yapıldı. Şimdi doğu taraftaki temsilciler Meclisi de onayladı. Buna rağmen bazı ülkeler ve Avrupa Birliği, anlaşmanın meşruiyetini tartışmaya açıyor. Oysa devletlerin egemenliklerinden kaynaklanan temel haklarından biri, uluslararası anlaşma yapma yetkisidir. İki egemen devlet, karşılıklı iradeleri doğrultusunda bir araya gelerek uluslararası hukuka uygun anlaşmalar imzalayabilir. Bu, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biridir. Üçüncü bir ülkenin, iki egemen devlete ‘Siz bu anlaşmayı yapamazsınız’ deme hakkı bulunmuyor. Avrupa Birliği’nin de böyle bir yetkisi yok. Benzer bir anlaşma Mısır ile de gerçekleştirilebilir. Yapılacak bu anlaşma Yunanistan ile yapılacak olandan daha fazla Mısır’ın çıkarına olacaktır. Mısır Yunanistan’la yaptığı anlaşma nedeniyle büyük zarara uğrayacak, halkının geleceğinden çalacaktır."
ABD’NİN BÖLGEYE BAKIŞ AÇISI
Mekke İttifakı’na karşı ABD’nin yaklaşımı da dikkat çeken güvenlik kaynakları, "ABD Başkanı Donald Trump ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları, Washington yönetiminin bölgedeki yeni güvenlik iş birliklerine yaklaşımı açısından önem taşıyor. Peki, ABD neden bu gelişmelere destek veriyor? Çünkü Türkiye, bölgede istikrar üretmeye yönelik girişimlerin merkezinde yer alıyor. Mekke İttifakı, Bedir Mutabakatı ve diğer stratejik iş birlikleri de bu istikrar arayışının önemli parçalarını oluşturuyor." değerlendirmesinde bulundu.
Özellikle Mekke İttifakı’nın bölgede yeni bir denge unsuru olarak değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren güvenlik kaynakları, "Bu denge arayışının önemli nedenlerinden biri de İsrail’in bölgedeki saldırgan politikaları. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bölgeye ilişkin açıklamaları ve ortaya koyduğu harita vardı. İran, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’ye saldıracağım diyordu. Şimdi ise diyemiyor. Mekke İttifakı ise bu tür tehditlere karşı ortak bir caydırıcılık ittifakı. Üç ülkenin askerî ve stratejik imkânlarını bir araya getirmesi, muhtemel saldırıların önlenmesi bakımından önemli bir güvenlik mekanizması oluşturabilir. Kolektif caydırıcılığın temel mantığı da burada ortaya çıkıyor." ifadelerini kullandı.
"ABD, F-35 VE F-16’LARI VERECEK"
Güvenlik kaynakları ABD’nin, Irak ve Suriye’deki askerî varlığını azaltarak stratejik ağırlığını giderek Pasifik bölgesine kaydırmak istediğini belirterek şu tespitlerde bulundu:
"Washington yönetimi, bu süreçte bir taraftan İsrail’in güvenliğini sağlamayı, diğer taraftan İsrail’in bölgedeki diğer ülkelere yönelik saldırılarının önüne geçmeyi hedefliyor. ABD, daha önce İbrahim Anlaşmaları üzerinden bölgede yeni bir denge oluşturmaya çalıştı. Ancak bu girişimden beklenen sonuç tam anlamıyla elde edilemedi. Şimdi Mekke İttifakı, bölgede yeni bir denge unsuru oluşturacak. ABD’de bu oluşuma destek veriyor. Washington yönetiminin bölgede birlikte çalışmak istediği başlıca ülkelerden biri Türkiye. ABD, bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanmasında Türkiye ile daha yakın iş birliği geliştirmek istiyor. Bu yaklaşımın savunma sanayisi alanındaki ilişkilere de yansıması bekleniyor. ABD’nin Türkiye’ye F-35 ve F-16 savaş uçaklarını vermesi yönündeki beklentinin arkasında da bu stratejik yaklaşım bulunuyor."
-
nuri 11 dakika önce Şikayet EtABD'ye F35'ler için verdiğimiz parayı alamıyoruz, onlar da uçakları vermiyorlar. Öyleyse New York'taki TÜRK EVİ'mizin girişinde 6 adet F35 küçük maketleri yapıp cam fanus içine koyup "ABD'YE HEDİYE ETTİK!" yazalım, en azından protestomuzu böyle yapmış oluruz.Beğen
-
HÜSEYİN YAMALI 20 dakika önce Şikayet Etne demişti ustad kadir mısırlıoglu :ey Turkiye gel beni koru dıyeceklerBeğen