'Dijital Labirent' üzerine: 'Sosyal medya bataklığına set çekin'

Yaz tatili geldi ve çoğu anne baba çocuklarının elinden telefonu alamayacak veya bir ödül olarak bile isteyerek verecek. Dolayısıyla bu dönemde daha bir serbest ve denetimsiz kalacak çocuklar ve gençler.

'Dijital Labirent' üzerine: 'Sosyal medya bataklığına set çekin'
'Dijital Labirent' üzerine: 'Sosyal medya bataklığına set çekin'
GİRİŞ 29.06.2026 02:24 GÜNCELLEME 29.06.2026 02:30

Üç baskı gerçekleştiren DİJİTAL LABİRENT kitabının yazarı eğitimci ve yazar Yasin Yarar ile çocukları nelerin beklediğini konuştuk.

Soru 1: Yasin Hocam, Dijital Labirent romanınızı kaleme alırken çıkış noktanız neydi? Bir eğitimci ve yazar olarak özellikle okulların kapandığı ve yaz tatilinin başladığı bu günlerde kitabın ebeveynler için nasıl bir "çıkış ya da önlem" olmasını hedeflediniz?

Cevap 1: Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni ve aynı zamanda iki çocuk babası olarak yıllardır gözlemlediğim en büyük tehlike, neslimizin gözlerimizin önünde gerçek dünyadan kopup ekranların arkasındaki yapay bir evrene iltica etmesidir. Sınıflarda, sokaklarda, evlerde ruhu ve zihni ile yer almayan, bedenleri burada ama duygu ve düşünceleri dijital bir dünyada hapsolmuş bir gençlikle karşı karşıyayız. İşte Dijital Labirent bu acı gözlemin, bir eğitimcinin ve babanın hissettiği derin sorumluluk duygusunun kurguya dönüşmüş halidir.

Soru 2: Dijital Labirent romanınızda üç karakterin okul laboratuvarındaki bir VR cihazıyla dijital bir evrene hapsolma hikayesini okuyoruz. Günümüzde de çocuklar odalarından çıkmadan sanal bir dünyaya hapsolmuş durumda. Romanınızdaki bu kurgusal "Labirent" metaforu, bugün evlerimizde yaşanan hangi somut tehlikeye karşılık geliyor?

Cevap 2: Romandaki o devasa metal küre ve içine hapsolunabilen sanal gerçeklik, aslında bugün her çocuğun elinde tuttuğu akıllı telefonların ta kendisidir. Çocuklarımız artık teknolojiyi kullanmakla kullanmıyor, onun içinde yaşıyorlar.

Yaz tatiliyle birlikte gelen serbest zaman dijital hapis hayatını daha da derinleştirme riski taşıyor. Kitaptaki "Labirent", arkasında milyarlarca dolarlık psikoloji ve yazılım ordularının çalıştığı, çocukların zaaflarını öğrenip onları ekranda tutmak üzere tasarlanmış acımasız küresel algoritmaları temsil ediyor. Çocuk, odasında sessizce tabletine bakarken güvende sanılıyor oysa o sırada görünmez duvarları olan, iradesini ve zamanını sömüren dijital bir labirentin içine çekiliyor. Kitap, anne babalara "Çocuğunuz odasında ama aslında evde değil, dijital bir esaretin ortasında" uyarısını somut olaylarla göstermek için yazıldı.

Soru 3: Kitabın ilk bölümlerinde çocukların düştüğü "Yanılsamalar Vadisi" var. Karakterler burada "çikolatanın kanseri iyileştirmesi" gibi sahte haberlerle ve en tehlikelisi, yapay zekâ ile üretilmiş "deepfake" videolarla yüzleşiyorlar. Günümüz dünyası tam olarak bu dezenformasyon krizini yaşarken Yanılsamalar Vadisi çocuklarımıza neyi öğretiyor?

Cevap 3: Günümüzde yapay zekâ araçlarıyla saniyeler içinde gerçeğinden ayırt edilemeyen sahte videolar, ses kayıtları ve manipülatif içerikler üretiliyor. Çocuklar sosyal medyada gezinirken bu dijital illüzyonların doğrudan hedefi oluyor. Romanda Ece, Ali ve Sibel bir politikacının çıldırdığını gösteren ama aslında yapay zekâ ile üretilmiş bir "deepfake" video ile karşılaşırlar. Ali analitik zihniyle videodaki dudak senkronizasyonu hatasını ve arka plandaki nesnelerin garip titreşimini yakalayarak bunun bir sahtekarlık olduğunu anlar.

İşte "Yanılsamalar Vadisi" tam olarak günümüzün bu dezenformasyon krizine bir panzehirdir. Kitap çocuklarımıza dudak hareketini, görsel detayları, haberin kaynağını (romandaki sahte ÇikolataFanatikleri.com örneği gibi) sorgulamayı, yani eleştirel düşünmeyi kurgusal bir heyecanla öğretiyor. Çocuklarımıza "baktığı her şeye inanmaması gerektiğini" somut olarak göstermek zorundayız.

Soru 4: Ebeveynlerin en büyük kâbusu, çocukların "TikTok beyni" olarak adlandırılan kısa videolara ve sürekli ekrandan onaylanma (beğeni) arzusuna esir düşmesi. Kitaptaki "Sosyal Medya Bataklığı" ve Sibel karakterinin buradaki "1000 beğeni alma" hırsı bu duruma harika bir ayna tutuyor. Bu bataklıktan kurtulmak için kitapta sunduğunuz çözüm nedir?

Cevap 4: Romandaki Sibel karakteri, günümüz kuşağının çok net bir prototipidir. Sibel, enerjik, sosyal medyaya hevesli ve sanal onay bağımlılığı riski taşıyor. Düştükleri "Sosyal Medya Bataklığı", çamur yerine beğeni ikonları, emojiler ve takipçi sayılarından oluşan, içine bastıkça insanı çeken bir yer. Sibel orada "Bin beğeni var, hemen almalıyım!" diye çırpınırken ablaları ve dijital rehber ona dışarıdan gelen beğenilerin yapaylığını, insanın öz değerinin başkalarının ekran kaydırmasına bağlı olamayacağını anlatır.

Buradaki pratik ve somut çözümümüz romanda da uyguladığımız "24 Saatlik Dijital Detoks" modelidir. Karakterlerin kollarına takılan kurgusal bir bileklikle tüm dijital cihazlar 24 saatliğine kapanır. İlk saatlerde yoksunluk krizi, telefon kontrol etme refleksi yaşasalar da zamanla doğayı, bir kelebeğin kanat çırpışını fark ederler. Birbirlerinin gözünün içine bakarak derin sohbetler kurmayı keşfederler. Ailelere tavsiyem somuttur. Bu yaz evinizde "telefonsuz saatler ve mekanlar" (örneğin akşam yemeği sofraları) ilan ederek Sosyal Medya Bataklığı'na set çekin.

Soru 5: Son yıllarda okul WhatsApp gruplarında, Discord sunucularında akran zorbalığı ve siber şantaj olayları korkunç bir boyuta ulaştı. Romanınızdaki en karanlık yerlerden biri "Siber Zorbalık Kalesi". Burada Ali'nin geçmişte uğradığı zorbalık travmasıyla yüzleşmesini, Emma'nın özel fotoğraflarıyla şantaja maruz kalmasını okuyoruz. Gerçek hayatta siber zorbalığa uğrayan bir çocuk ve ailesi ne yapmalı?

Cevap 5: "Siber Zorbalık Kalesi", romandaki en hayati bölümdür çünkü ne yazık ki tamamen gerçektir. Bugün çocuklar klavye arkasına saklanan, sahte hesaplar arkasından nefret kusan akranlarının siber terörüne maruz kalıyor. Kitapta Ali'nin uğradığı zorbalığı utandığı için uzun süre sakladığını görüyoruz. Bu gerçek hayatta da böyledir, kurbanlar genelde susar. Romanda Emma karakteri üzerinden çok somut bir şantaj ("Fotoğraflarını herkese gösteririm") vakasını işledim.

Karakterlerimiz bu kalede siber zorbalığa karşı net bir savunma mekanizması geliştiriyorlar. "Kanıt Topla, Engelle ve Bildir!" Ali, Ece ve Sibel zorbalık içeren mesajların ekran görüntülerini almayı (kanıt toplamayı), hesabı engellemeyi ve vakaya göre okul yönetimine, sosyal platform yöneticilerine ya da durum şantaj gibi adli bir boyuttaysa doğrudan Emniyet Güçlerine/Polise bildirmeyi somut birer görev olarak yerine getiriyorlar. Aileler çocuklarıyla öyle bir güven çemberi kurmalı ki çocuk, siber bir saldırıya uğradığında adli ya da psikolojik destek istemekten çekinmesin.

Soru 6: Kitapta çocukların geçmek zorunda olduğu "Veri Gizliliği Köprüsü" var. Burada Sibel çok sevdiği bir mobil oyuna hemen kaydolmak isterken Ece ve Ali onu durdurup oyunun istediği "kamera, mikrofon, konum" gibi tehlikeli izinleri fark ettiriyor. Bugün çocukların oynadığı masum görünen oyunlar aslında birer veri avcısı mı?

Cevap 6: Kesinlikle öyle. Bugün internetteki ücretsiz oyunların ve popüler uygulamaların ezici çoğunluğu aslında birer "sosyal mühendislik ve veri hırsızlığı" aracıdır. Romanda karakterlerin bastığı her taşta "Doğum Tarihi", "Ev Adresi", "Evcil Hayvan Adı", "Anne Kızlık Soyadı" gibi veriler parlar. Çocuklar masum bir şifre yenileme sorusunda "En sevdiğin hobi ne?" sorusuna cevap verirken aslında dijital güvenlik duvarlarını yıkıyorlar.

Karakterlerimiz köprüde ilerlerken bir uygulamanın işlevinden daha fazla izin (örneğin basit bir bulmaca oyununun rehbere ve kameraya erişmek istemesi) talep etmesinin en büyük "uyarı işareti" olduğunu öğreniyor ve gizlilik ayarlarını optimize ederek bir "Veri Gizliliği Kalkanı" oluşturuyorlar. Anne babalar, çocuklarının telefonlarına indirdiği her oyunun hangi izinleri arkada aktif bıraktığını kontrol etmek zorundadır.

Soru 7: Kitabın sonunda, çocukların dijital labirentten edindikleri tecrübeyle gerçek dünyaya dönüp okullarında bir "Dijital Farkındalık Kulübü" kurduklarını ve akranlarını eğittiklerini görüyoruz. Bu yaz tatilinde ebeveynler ve eğitimciler çocukları teknolojiden tamamen koparmak yerine onları nasıl konumlandırmalı?

Cevap 7: Kitabın zirve noktası "Dijital Vatandaşlık Sınavı"ndaki sorudur: "İnsanlık mı teknolojiyi kontrol etmeli yoksa teknoloji mi insanlığı yönlendirmeli?" Karakterlerimiz bu soruya ne mutlak yasakçılıkla ne de mutlak teslimiyetle cevap verir. Onlar "Denge"yi seçerler.

Teknolojiyi tamamen yasaklamak çözüm değil. Çocuklarımızı teknolojinin pasif birer tüketicisi (akışta saatlerce video izleyen, oyun oynayan) olmaktan çıkarıp üreten tarafına geçirmeliyiz. Kitabın sonunda çocukların okuldaki siber zorbalık vakalarını %40 azaltmayı başarması, yaşlılara huzurevinde dijital güvenlik eğitimi vermesi bundandır. Onları kodlamaya, tasarıma, nitelikli okumalara yönlendirmeliyiz. Çıkış yolu net: Labirentin sahte ışıklarını fark edip, teknolojiyi insanlığın faydasına bir araç olarak kullanabilecek "bilinçli dijital vatandaşlar" yetiştirmektir.

 

Muhammet Binici Haber7.com - Editör
Haber 7 - Muhammet Binici

Editör Hakkında

İstanbul Şişli'de doğan Muhammet Binici, Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon Programcılığı ve Spor Yönetimi bölümlerini bitirdi. Eğitimine, İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünde devam etmektedir. Gazeteciliğe 2012 yılında yerel haber siteleri ve yerel gazetelerde başladı. Gündem, Magazin alanlarında editör-muhabirlik yaptı. 2016 yılında Yeni Akit Gazetesi'nde bir yıl muhabirlik yaptıktan sonra, 2020 Eylül itibariyle Haber7'de 'Gündem Editörü' olarak görevine devam etmektedir.
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Gürcistan parlamentosu karıştı vekiller birbirine yumrukla saldırdı
Norveç'te Türklerle karşılaşan kadın verdiği selama karşılık aldığı cevapla şoku yaşadı!