Saray halılarının ömürlerine ömür katıyorlar

Yıldız Şale Köşkü'ndeki atölyede yıpranmış antika halılar, ustalar tarafından onarılarak eski haline kavuşturuluyor.

Saray halılarının ömürlerine ömür katıyorlar
Saray halılarının ömürlerine ömür katıyorlar
GİRİŞ 19.01.2020 16:38 GÜNCELLEME 19.01.2020 16:42
Bu Habere 1 Yorum Yapılmış

Milli Saraylar Koleksiyonuna bağlı müzelerde, uzun yıllar kullanım sonucu tahribata uğrayan antika halılar, halı ustaları tarafından ilmek ilmek işlenerek eski haline kavuşturuluyor.

 

 

Desenleri, iplikleri, boyutları birbirinden farklı olan asırlık tarihi halılar, Halı Dokuma Atölyesindeki ustaların elinden geçerek özgün haline dönüştürülüyor. Farklı işlemlerden geçen antika halılar, daha sonra ait olduğu müzeye sergilenmek üzere geri gönderiliyor.

Yıldız Şale Köşkü'ndeki atölyeye gelen tarihi halılar, yıkama işleminden geçtikten sonra halı ustalarının tezgahlarına geliyor. Temizlenen halılarda, renk ve kalite tespiti yapılıp kullanılacak ipler belirleniyor. Atölyenin alt katında bulunan boyama atölyesinde ise ipler halı rengine göre boyanıyor ve koruma altına alınıyor.

 

 

Halıda doku eksiği varsa, ilk olarak dokusu işleniyor daha sonra ise ilmeklerin atıldığı 'havlama' işlemine geçiliyor. Burada orijinal desene ve renge göre ilmekler atıldıktan sonra son işlem olan tesviyeye geçiliyor. Tesviyede havlama sonucu ortaya çıkan ipliklerin uzun kısmı kesiliyor, halının deseni ortaya çıkıyor. Ustalar son dokunuşla halıya ütü yaparak son şeklini veriyor.

Yıllardır halı onaran Halı Dokuma Atölyesi sorumlusu Mustafa Köksal, 2007 yılından itibaren Milli Saraylar bünyesinde mesleğine devam ediyor. 

Köksal, "Bu meslek aslında çok kutsal bir meslek ve çok da severek yapılan bir meslektir. Bu işi sevmezsen yapamazsın. Yüzyılların halısını gelecek nesillere aktarabilmek çok büyük bir mutluluk. Bundan kıvanç duyuyoruz. Bu şekilde kalsaydı birkaç sene sonra ömrünü tamamlamış olacaktı. Ama biz şimdi onararak halı 100 yıllıksa, bir 100 yıl daha durabiliyor. Bir cerrahı düşünün. İnsanda nasıl kırık oluyor, ameliyat için o kısmı açıyorsun, halıda da aynı. Tahrip olan kısmı açıyorsun bütün dokuları yapıyorsun tek tek işliyorsun iğneyle, tığla. O işlemi tamamladıktan sonra tesviye olayına geçilir, yani estetiğine geçiyorsun" ifadelerini kullandı.

Bir halının onarımının minimum 2 ay sürdüğünü söyleyen Köksal, bu sürenin duruma göre 1,5 yıla kadar çıkabildiğini kaydetti.

"Halının cinsi, kalitesi ve ipi tespit ediliyor"

Onarımın sürecini anlatan Köksal, şunları söyledi:

"Bu halılar ilk olarak bize halı onarım formuyla gelir. Halı seleksiyonu yıkama işlemine gönderir. Temizliği yapıldıktan sonra atölyemize gelir. Cinsini, kalitesini, rengini ve ipini tespit ederiz ondan sonra ip boyamasına geçeriz. Bu halıların her biri uzun yıllar kullanıldığı aşındığı için her yarım metrede renkler farklı farklı olur. Onun için 30 litrelik çelik kazanlarda renklerini en yakın şekilde boyarız. İplerimizi kurutmaya alırız. Atölyemizdeki arkadaşlarımızla halının durumuna göre onarımına başlarız."

Yırtık bölümlerin tespitinin yapıldığını belirten Köksal, "Tespit edilen yere hasır işlemleri yapılır, buna 'doku' işlemi diyoruz. Nasıl bir insanın damarı varsa halının da atkı ve çözgüleri var. Hasır işlemi yapıldıktan sonra tamirat işlemine geçilir, bu kısma da 'hav' deriz. Tamamen içindeki hasır dokusu bitmemiş ama havları dökülmüş yani tüyleri dökülmüş olanı havlama şekliyle yaparız. Ama tamamen yırtık olan kısımlarda önce dokusunu tamamlarız, sonra onarımına başlarız." diye konuştu.

Onarım bittikten sonraki kısmı anlatan Köksal, sözlerini, "Son olarak tesviye bölümüne geçilir. İlmek atılmış ipleri, halının orijinal şekline getirerek tesviyesini yapar, her bölümde resmini çekip kayda alırız. Tesviye bölümü bittikten sonra seleksiyona teslim ederiz. Seleksiyon da halı nereye aitse oraya götürür." diye tamamladı.

YAZDIR
YORUMLAR 1
  • canan 7 ay önce Şikayet Et
    aslında tam benlik iş
    Cevapla
DİĞER HABERLER
Heyecanlandıran haber! Koronavirüsün mutasyona uğrama hızı oldukça düştü
Sağlık Bakanlığı araştırıyor: Van'daki virüsle Edirne'deki virüs aynı mı?