10-15 yıl sonra bizi bekleyen felaket

Haşmet Babaoğlu, 10-15 yıl sonra Türkiye'nin karşı karşıya kalacağı felaket senaryosunu yazdı. İşte Zaman dışında diğer gazetelerin pek ilgi göstermediği büyük tehlike!

10-15 yıl sonra bizi bekleyen felaket
10-15 yıl sonra bizi bekleyen felaket
GİRİŞ 06.12.2006 11:47 GÜNCELLEME 06.12.2006 11:47

İşte Vatan gazetesi yazarı Haşmet Babaoğlu'nun köşesindeki tespitleri...


Su bitecek, ilgileniyor musunuz?

Gelecek yıl çocuk sahibi olacak çok arkadaşım var. Gelecek yıl çocuk yapmayı planlayanlar da...

O bebeklerin çocukluklarını, yeni yetmeliklerini hayal ediyorum bazen.

Nasıl bir dünyada, nasıl bir Türkiye’de yaşayacaklarını aklımdan geçiriyorum.

“Negatif adam”lardan değilim; hele böyle konularda geleceğin, kendine özgü sorunlarla olduğu kadar çareleri ve nimetleriyle de geleceğine inanırım. Enseyi karartmayayım diyorum.

Ama çareleri şimdiden üretmezsek, bugünü har vurup harman savurarak geçirirsek 10 yıl sonra pişmanlık fayda vermeyecek.

Yok! Makro siyasetten söz etmiyorum. Yanlış anlamayın.

Siyaset zaten gerçek insani ve toplumsal sorunların dışlandığı, umursanmadığı fildişi bir kule haline geldi.

Onlar fildişi kulelerinde tepinirken hayat ayaklarımızın altından bir halı gibi çekilmekte...



***

O halde sözünü ettiğim ne?

Anlatayım.

Mesela...

Bu yıl doğacakların 10 yaşına geldiklerinde içecek su bulmakta çok sıkıntı çekeceklerini düşündünüz mü hiç?

Peki bu çocukların, 15 yaşındayken kullanma suyunu bulmakta bile zorlanacaklarını hayal edebiliyor musunuz?

Düşünmüyorsunuz, inanmak istemiyorsunuz, biliyorum.

Ama gidişat bu.

Dikkat edin, uzak bir gelecekten; şimdilik “boş verip geçecebileceğiniz” bir gelişmeden söz etmiyorum..

Göller kuruyor, nehirler sanayi atıklarıyla mahvolmuş halde, bütün sulak alanlar çölleşiyor.

Türkiye’nin zaten kaliteli su kaynakları sınırlıydı, şimdi hızla su fakiri olmaya doğru ilerliyor.

Farkında mısınız?

Gazetelerin iç sayfalarındaki bir iki kurumuş göl fotoğrafına bakıp “vah vah!” deyip o sayfayı kapatıveriyoruz.

Nasrettin Hoca’nın maya çaldığı Akşehir Gölü neredeyse yok oldu ama kamuoyu galiba buna da bir Hoca fıkrası sanıp güldü geçti ne yazık ki! Oysa 1970’lerde 355 kilometre karelik alan kaplayan göl şimdi sadece 70 kilometre karelik bir alandan ibaret. 12 metrelik derinliği, bilin bakalım kaç metreye inmiş? 1.5 metre.

Korkunç değil mi? Korkunç.

Peki bu korkunç durumun milletçe, devletçe farkında mıyız?

Hiç sanmıyorum.


***

Bakın, geçen pazartesi sabahı gazetelere bakarken neyle karşılaştım.

Zaman Gazetesi’nin birinci sayfasında 6 sütuna manşet şöyleydi: “Su kaynakları can çekişiyor”

Su kaynaklarımızı kirleten illerin başında İstanbul’un geldiğini, daha 10 yıl önce 4 metreden su çıkartılan Trakya’da artık 250 metre derine inmek zorunda kalındığını, Konya havzasında su bulmak için toprağın 450 metre derinliğine inildiğini, 15 yıl sonra su sıkıntısının altından kalkılamayacak boyutlara ulaşacağını, arıtma tesisi olmadığı için nehirlerin artık zehir kanalları haline geldiğini anlatıyordu haber.

O günün öteki gazetelerdeki manşetleri şöyleydi.

Vatan: “Avrupa’ya vizyonsuz suçlaması”

Sabah: “Suna Hanım’ın fedakârlığı”

Hürriyet: “Trende kıyama durmak istedi”

Milliyet: “ABD askerleri K. Irak’a çıkmasın”

Akşam: “Aldatan kocaya sövmek serbest”

Star: “Erdoğan: Arabulucu oluruz ama...”

Zaman’ın manşetinin bizim bugünkü ve yakın gelecekteki gündelik hayatımızı direk olarak ilgilendirendiren bir konu olduğu doğru mu? Doğru.

Ama toplumuyla medyasıyla nasıl bir aymazlık noktasına varmışız ki Zaman’ınki gibi manşetleri “hazırlopçu” bir tutum, buna karşılık düz siyaset veya zorlama magazin manşetlerini ise gazetecilik çalışmasının ürünü olarak değerlerdirmeye eğilimliyiz.

Hele “Azgın teke sendromu”, “kadın kadına telefonlu şantaj” gibi konuların manşet olmasını “eşyanın tabiatı”ndan sayıyoruz.

Bizi en yakından ilgilendiren bir çevre haberini ise (deprem gibi hemen yarın başa gelebilecek bir felaket özelliği taşımıyorsa) bırakın manşetten görmeyi, iç sayfalarda küçücük bir yerle geçiştiriveriyoruz.

Sonra...

Sonra pişman olacağız şimdiki tercihlerimizden ama iş işten geçiş olacak!

Tabii hemen medyayı suçlamak kolay.

Ey okur, sen de elini vicdanına koy da söyle: Senin ve çocuğunun geleceğini ilgilendiren çevre haberlerine gerçekten ilgi duyuyor musun, bu haberleri ciddiye alıyor musun? Yoksa “ben şimdi Bin bir Gece dizisini izlerim, tecavüz ve şantaj haberlerini okurum, sonrası Allah Kerim” mi diyorsun?

YAZDIR
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Son Dakika... Kanlı eylem girişimi son anda engellendi!
Bakasetas attı Trabzonspor kazandı!