Kurtlar Vadisi'ne en çok o sevindi
Müzmin Kurtlar Vadisi düşmanı olan ve dizinin ilk serisi sona erdiği gün kurban adağında bulunan sinema eleştirmeni Ali Murat Güven dizinin kaldırılmasına en çok sevinen isim oldu
Ali Murat Güven'in köşe yazısı
Bu kez 'adak kesmeye' bile gerek kalmayacak…
Geçtiğimiz günlerde, gecenin oldukça ilerlemiş bir saatinde, evimde orta sınıfın alâmet-i farikası çizgili basma pijamalarımla koltuğa yayılmış film izlerken, yeni kurulan bir televizyon kanalından bazı meslektaşlar aradılar. Gece bülteninde “TV dizileri ve sinema filmleriyle kaşınan şiddet dürtüsü” üzerine konuşmak istediklerini bildiren bir editör dost, “Sen bu konuda uzun süredir kafa yoran bir adamsın; hele de Kurtlar Vadisi gibi dizilere yönelik eleştirilerinin zaman içinde doğrulanmış olması çok önemli. O yüzden, seni mutlaka stüdyo konuğu yapmak istiyoruz” dedi telefonda. Evde bu kadar yayılıp gevşedikten sonra toparlanmak biraz zor oluyor; ama konu “büyük dâvâ adamı”(!) Ogün Samast ve onun artık her köşe başında görmeye alıştığımız milyonlarca klonu olunca, beni can evimden vurdu telefondaki ses. On-onbeş dakikada toparlandım ve yarım saat içinde de kanalın binasına ulaştım. Konuşacağımız saat gece yarısı 24.00'dü ve canlı yayınlanan haber bülteninde sunucuyla -o günlerde gündemin en sıcak maddesi olan- Hrant Dink suikastının sosyolojik arka planını masaya yatıracaktık. Başka bir deyişle, bu ülkenin -tıpkı Müslümanlar gibi- askerliğini yapan, vergi ödeyen, istihdam oluşturan gayrımüslim vatandaşlarını kahpece sırtından vurmayı “vatanseverlik” olarak adlandıran “yeni ulusalcı kültür”ü … Sunucuyla program öncesinde, ülkedeki can sıkıcı gelişmeler üzerine genel bir sohbet yaptık. Derken yayın başladı ve muhatabımın girizgâhını yapmasının ardından ben de üç-beş kelam ettim. Yıllardır menzilinden bir milim bile sapmadan savunduğum doğrularımı, dilimin döndüğünce ve kimseye hakaret etmeden sıraladım o ısınma turunda… Anlattıklarımı dikkatle dinleyen sunucu, işte tam bu noktada gecenin bombasını patlattı ve “Güven'in açıklamalarından sonra, şimdi de son gelişmeler hakkındaki görüşlerini almak üzere çok değerli bir senaristimize bağlanıyoruz” diyerek beni telefondaki sesle karşı karşıya bırakıverdi. Canlı yayına bağlanan kişi, câmiada tamı tamına yirmi yıldır tanıdığım çok değerli bir ağabeyim ve dostumdu. Gıpta uyandırıcı meslekî başarıları, insanî kalitesi ve daha yığınla olumlu niteliklerinin yanısıra, vaktiyle “Kurtlar Vadisi” konseptinin oluşturulmasında katkı sağlamış ve şimdilerde de aynı dizinin senaryosunu yazan ekibin önde gelen bir üyesi olarak, hiç kuşkusuz ki yeryüzünde bu konuyu konuşmak için en doğru kişiydi. Ancak, hiddetli mizacıyla tanınan bu ağabeyimiz, stüdyoda bulunan bana bir selam dahi vermeden, “Kurtlar Vadisi ve şiddet arasında bir ilişki olduğu yönündeki iddiaları külliyen reddediyorum. Yok böyle bir durum. Zaten konunun bu olacağını bilseydim, programınıza katılmazdım bile” diyerek telefonu öfkeyle kapattı. Sunucu açısından da -onu yakından tanıyan biri olarak- benim açımdan da yayında son derece nahoş bir hava estirdi bu tavır. Çünkü, bu olaydan topu topu bir kaç ay öncesinde aynı hiddetli ağabeyimizin başka bir televizyonda yönettiği üç saatlik canlı bir tartışma programına, gecenin 11.00'inde beni arayıp “Programı son anda organize edebildim. İki konuktan birisin, hemen uçarak stüdyoya gel” demesiyle, taksiciyi saatte 140 basmaya zorlayarak kılı kılına yetişmiştim. Neyse, uzatmayalım, onun beni ve benim gibi düşünenleri adam yerine koymayan yaklaşımına karşılık, bu dâvâyı yine de mukaddes bilerek, o gece tarafıma sunulan 15-20 dakikalık sürede televizyon ve şiddet ilişkisi üzerine düşüncelerimi izleyicilerle paylaştım. Sonra da yüreğimde belli belirsiz bir kırgınlıkla, sabahın ikisinde eve döndüm. Hayatta herşey gibi “Kurtlar Vadisi”nin de günahları ve sevapları tartışılabilir; bunu tartışmak da “ağabeylik-kardeşlik” hukukuna aykırı düşmez. Madem ki bölüm başına 700 bin yeni liralık başdöndürücü bir gelirden ve onun kat be kat üstünde bir reklâm pastasından söz ediliyor, o halde bu markanın ardında imzası bulunan herkes “Kurtlar Vadisi”ni aslanlar gibi, karşısına çıkan her muhalifi ciddiye alarak tartışmayı bilmek, bilmiyorsa da tez elden öğrenmek zorundadır Ancak, söz konusu diziyi Türkiye'nin başına musallat eden ekibin üç yıldan bu yana asla böyle bir yaklaşımı olmadı. Daha ilk bölümden itibaren bir afra tafra, bir eleştirilemezlik zırhı, karşısındakileri bir hakir görmedir gırla gidiyor. Dizinin gerek yapımcılarına gerekse fanatizm düzeyindeki tutkunlarına en küçük bir laf bile söyleyemiyorsunuz, anında vatanseverliğinizi ameliyata alıyorlar. Bu fakirin ve onun gibilerin yüzüne telefon kapatmak tek hamlelik kolay bir iştir; ancak aradan geçen kısa sürede de görüldüğü üzere, o telefon 75 milyonluk Türkiye'nin yüzüne aynı kolaylıkta kapatılamıyor. Bu üzücü karşılaşmanın üzerinden yalnızca bir kaç hafta geçti ve şimdilerde artık anneler, babalar, eğitimciler, hukukçular, psikologlar, polisler, istihbaratçılar, Türkler ve Kürtlerle koskoca bir toplum ayakta. Öyle ki bir zamanlar söz konusu konseptin arkasında durduğu izlenimi yaratılan emniyet teşkilâtı bile geçtiğimiz aylarda “Kurtlar Vadisi, bu ülkenin gençliğine verilebilecek en rezil mesajı vermiştir” açıklamasını yapmak durumunda kalmıştı. Vaktiyle çok hakaret işitmeme neden olan “Allah'ım inanamıyorum, Kurtlar Vadisi en sonunda bitiyor” başlıklı yazımdan yalnızca 15 ay sonra yaşanıyor bütün bunlar. Gerçi, o günlerde habire yedi ceddime sövüp duran “Vadi” fanatiklerinin sesi yine çıkıyor, ama bu kez gördükleri çığ gibi toplumsal tepki nedeniyle epeyce afallamış bir vaziyetteler… Öte yandan, yapımcı cephesindeki son çırpınışlar ise daha da vahim bir manzaraya işaret etmekte. “Dizi nedeniyle RTÜK'e yapılan şikayetler tamamen organizedir ve hepsi Kürtler ve Kürtçüler tarafından gerçekleştirilmektedir” diyor bu “dokunulmazlar” konseyi. Yani, aslında batılı beyaz Türklerin bu konsept vesilesiyle tetiklenip şaşırtıcı bir hızla palazlanan “lümpenizm kültürü”yle hiç bir sorunu yokmuş da bütün tantanayı PKK'lılar çıkarıyormuş. Vay anam vay! İyi öyleyse, oldu olacak bu konudaki ezberi de hemen bozalım. Annesi Üsküplü, babası da Bakülü, yedi göbekten Türk oğlu Türk bir adam olarak ben de söz konusu şikayetlerinde Kürt asıllı vatandaşlarımızın yanındayım. Ki “safkan Türklük tartışması”na girersek, yeterince turancı secerem ve Nihal Atsız'ın ruhunu şâd edecek kafatası çıkıntımla pek çoklarının fiyakasını bozarım, ona göre… “Kurtlar Vadisi”, daha ilk bölümünden itibaren mesajları itibarıyla son derece sorunlu, kafası karışık, aynı şekilde ekran başındaki milyonların da kafalarını karıştırıp duran, akıl almayacak kadar provokatif bir yapımdır ve şimdilerde -toplumun ekseriyetine inat- yayınlanmaya çalışılan yeni bölümleriyle daha bir provokatif görünüme kavuşmuştur. Türkiye'nin de bu kritik dönemeçte Kürdüyle Türküyle, Lazıyla, Arabıyla böylesine kışkırtıcı, böylesine sakıncalı bir diziye zerre kadar ihtiyacı yoktur. Nitekim, geçtiğimiz bir buçuk yıl boyunca liselerde sıra arkadaşlarının “Ben racon kesmem, gırtlak keserim” nidâları eşliğinde gırtlakları kesilen o gencecik çocuklar da ahırette bunun hesabını müsebbiblerinden mutlaka soracaklardır. Bu konuda son bir kaç gündür umut verici adımlar atan Show TV ve RTÜK'ten, artık tam bir işkenceye dönüşmüş olan “Kurtlar Vadisi”ni bir an önce televizyonculuk tarihimizin sayfalarına kesin olarak gömmesini bekliyoruz. Görünen o ki bu defa topluma da medya kuruluşlarına da iki yıl öncekinden daha fazla sağduyu egemen ve işler çok daha hızlı yürüyor; Aralık 2005'te yaptığım gibi sevinçten 'adak kesmeye' bile zamanım olmayacak. Bu ülkenin sinemasında ve televizyon filmlerinde elbette ki polis ya da asker kökenli “üstün kahramanlar” bulunmalı. Fakat, adam gibi konuşan, adam gibi giyinen, adam gibi adamlarla takılan, emirlerini devletin demokratik ve şeffaf karar mekanizmalarından alan, koşullar ne olursa olsun daima yasalar çerçevesinde hareket eden, nitelikli bir eğitime ve bir sürü özel yeteneğe sahip, bütün bu pozitif yönleriyle de genç kuşaklar açısından ideal bir model oluşturan kahramanlar olmalı bunlar… Kahvede pişpirik oynarken yerinden kaldırılıp “derin devletin tetikçisi” yapılmış izlenimi uyandıran raconcu tiplerden ve günübirlik olaylarla beslenip duran “ajans bülteni” görünümlü bir senaryodan yeni bir “James Bond efsanesi” çıkmaz. Milliyetçilik yapacaksanız da işe önce “Memati”, “Abdülhey”, “Güllü” gibi -hangi akla hizmet uydurulduğu anlaşılamayan- o garip isimleri temizleyip, bunların yerine kahramanlarınıza herkesin iyi bildiği ve kolayca empati duyup benimseyebileceği; bu kültüre, bu topraklara ait isimleri koymaktan başlayacaksınız. Ancak, artık bütün bu uyarılar için de çok geç. İnşaallah, daha sağduyulu bir başka polisiye diziye… Hâlâ aklı başında olan bütün vatansever ve vicdan sahibi insanlara da bu süreçte gerekeni yaptıkları için sonsuz teşekkürler… (Yeni Şafak)