Erdoğan'a göre CHP'deki son manzara

Ak Parti grup toplantısında partililere seslenen Başbakan Erdoğan, CHP'deki Kılıçdaroğlu rüzgarını yorumlarken medyaya yüklendi. "Manşetle gelen manşetle gider" diyen Erdoğan, CHP kurultayını şu sözlerle özetledi:

Erdoğan'a göre CHP'deki son manzara
Erdoğan'a göre CHP'deki son manzara
GİRİŞ 25.05.2010 12:12 GÜNCELLEME 25.05.2010 12:12

''MANŞETLE GELEN MANŞETLE GİDER''      

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''CHP'de olanın statükoculuğun popülizme kaymasından başka bir şey olmadığını'' söyledi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, İstanbul'un fethinin 557. yıldönümünü kutladı, Necip Fazıl Kısakürek'e ölümünün 27. yıldönümü dolayısıyla rahmet diledi.

Zonguldak'taki maden kazasında ölen işçiler için başsağlığı dileyen Erdoğan, kaza nedeniyle insafsız eleştiriler yapıldığını belirtti. Erdoğan, acının istismar edildiğini söyleyerek, ''Herkes cibilliyetinin gereğini yapıyor'' dedi. Dünyanın bütün ülkelerinde bu tür kazaların olduğunu kaydeden Erdoğan, Türkiye'de daha önce yaşanan kazalarla ilgili bilgiler verdi. Erdoğan, ''Kimse acılar üzerinden oy avcılığına çıkmasın, istismara kalkışmasın'' diye konuştu. Erdoğan, daha yoğun tedbir ve denetimle kazaların minimize edileceğini kaydetti.

CHP kurultayına da değinen Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

''-Zihniyetin bir katre dahi değişmediği ortaya çıktı. Bu vesileyle iki tür medya türedi: Candaş medya, yoldaş medya. Çok yoğun mesai sarf ettiler. Medya egemenliği milletin egemenliği karşısında her zaman avucunu yalayacaktır. Medyanın nasıl alkış tuttuğunu gördük.

-CHP'de olan statükoculuğun popülizme kaymasından başka bir şey değildir. Tenekeyi istediğiniz kadar altın rengine  boyayın teneke kalacaktır. 'Cek, cak'lı söylemlerin bir adım sonrası Kayseri'ye deniz getirme vaadidir.      

-Yaşanan her olayda cilaların döküldüğünü göreceksiniz. Manşetle gelen manşetle gider. Bunu unutmayın. Sabah rüzgarıyla gelen akşam rüzgarıyla gider. Yelkenleri manşetlerle şişenler açık denize çıkınca alabora olurlar.''

Kendi partisinin kurultaya davet edilmemesini ''nezaketsizlik'' olarak niteleyen Erdoğan, ''Biz davet edilmediğimiz yere gitmeyiz. Davet edilen eve gideriz'' dedi.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nu tebrik için aramayacağını da söyledi.

Başbakan Erdoğan, bu akşam başlayacağı Güney Amerika gezisi hakkında da bilgi verdi.

Erdoğan, konuşmasına, İstanbul'un fethinin 557., Necip Fazıl Kısakürek'in de ölümünün 27. yıldönümüne değinerek başladı.

İstanbul'un fethiyle yeni bir çağın kapılarının aralandığını, karanlık bir çağın kapandığını ve aydınlık bir çağa geçiş olduğunu belirten Erdoğan, ''Fatih'in ve onun kahraman askerlerinin ve şehitlerimizin bu en büyük emanetine hakkıyla sahip çıktık ve çıkmaya da devam ediyoruz. Fethin 557. yıldönümü dolayısıyla Sultan Fatih'e bu toprakları bize vatan kılan tüm şehitlerimize, gazilerimize de minnet borcumuzu bir kez daha ifade ediyor, hepsinden Allah razı olsun, Allah rahmetini esirgemesin diyoruz'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, bugünün ayrıca Necip Fazıl Kısakürek'in ''hakka yürüyüşünün'' yıldönümü olduğunu hatırlatarak, ''Zaman gerçekten su gibi akıp gidiyor'' dedi. Tam 27 yıl önce 25 Mayıs günü nakış nakış işlediği mücadele dolu hayatını ''üstadın sahibine iade ettiğini'' anlatan Erdoğan, Kısakürek'in şiirinden dizeler okudu.

Erdoğan'ın okuduğu Kısakürek şiiri şöyle:

''Gideriz, nur dolu izde gideriz

Taş bağırda sular dizde gideriz

Bir gün akşam olur biz de gideriz

Kalır dudaklarda şarkımız bizim...''

''(ZONGULDAK'TAKİ GRİZU FACİASI) KİMSE ACILAR ÜZERİNDEN, ÖLEN İŞÇİ KARDEŞLERİMİZ ÜZERİNDEN OY AVCILIĞINA ÇIKMASIN, İSTİSMARA KALKIŞMASIN''

Zonguldak'tan gelen haberin yürekleri dağladığını ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

''Milletimizi şüphesiz üzüntüye sevk etti. Grizu patlaması ve ardından meydana gelen göçük sonrasında 28 kardeşimizin cesedi çıkarıldı. 2 kardeşimizin bulunması için de çalışmalar aralıksız devam ediyor. Aramızdan ayrılan kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle yadediyor, bir kez daha ailelerinin, yakınlarının, ülkemizin ve milletimizin başı sağolsun diyorum.

Henüz olay sıcaklığını korurken, kazanın nedenleri tespit edilmeden değerli bakan arkadaşlarım, 'öncelikli gayemiz göçük altında kalan canlarımızı kurtarmaktır' diyerek, orada yoğun bir şekilde çalışırken birileri de insafsız eleştiri oklarını bize yağdırıyordu.

Böyle acı hadiseler esnasında en son yapılacak şey; hesap sormak, yargısız infaz yapmak, birilerini suçlu ilan etmektir. Devlet ciddiyeti önce kazazedeleri kurtarmayı sonra yaraları telafi etmeyi sonra idari ve hukuki inceleme ve işlemi başlatmayı gerektirir. İnsaniyetin gereği de önce suçlu aramak değil, önce insanları kurtarmaktır. Bu ortamda bizim sarf ettiğimiz sözler, acıları, sıkıntıları paylaşmaya, sabır ve sükuneti sağlamaya dönüktür. Bu tür kazaların madenciliğin kaderinde olduğuna dair sözlerim, işin tabiatı gereği bu tür sıkıntıların yaşanabildiğine dairdir. Ortada bir kusur, ihmal, yanlış varsa bunu örtmeye, küçümsemeye yönelik değildir. Nitekim olayla ilgili merciler her türlü incelemeyi, soruşturmayı en ince ayrıntısıyla yapmaktadırlar. Hukukun gereği neyse o yapılmaktadır. Bundan herkes emin olmalıdır.''

Ancak, her zaman yapıldığı gibi bir kez daha acının, elemin, kederin istismar edildiğine, siyasi propaganda malzemesine dönüştürülmek istendiğine şahit olduklarını anlatan Başbakan Erdoğan, ''Herkes cibilliyetinin gereğini yapıyor, ondan hiç şüpheniz olmasın. Onlar bunu da yapmaya devam edecekler her zaman. Bir kez daha söylüyorum; ne Türkiye'de ne de dünyada ilk kez bir grizu faciası yaşanıyor. ABD'de, Çin'de, Rusya'da, Almanya'da daha son zamanlarda büyük kazalar yaşandı. Rusya'da iki hafta önce 9 Mayıs'ta art arda gelen grizu patlamalarında 50'den fazla işçi ve kurtarma ekibi hayatını kaybetti. Şu anda dahi 20'ye yakın işçinin cesedi bulunabilmiş değil'' diye konuştu.

-KAZALARIN TARİHÇESİ-

Erdoğan, konuşmasında Türkiye'de daha önce yaşanan grizu facialarından örnekler verdi. Bu örnekleri o dönemin iktidarını suçlamak için değil, işin kısa geçmişini ortaya koymak için vereceğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

''1990'de Amasya Merzifon'da 68 işçimizi kaybettik. 1992'de Zonguldak TTK Kozlu işletmesinde tam 263 işçimizi kaybettik. Taşeron yapmıyordu o işleri TTK... Bakın bunu söylüyorum. Ama bu ülkede aşırı uçlar, taşeron deyip, aman yarabbim, onda olduğu zaman işte buyur, TTK... İktidarda hangi partiler vardı? DYP-SHP hükümeti. Yani bugünün CHP'si o gün iktidardaydı. 1995'te Yozgat Sorgun'da 40 kişi hayatını kaybetti. Aynı şekilde iktidarda DY-SHP koalisyonu vardı. Yani bugünün CHP'si... 1999-2002 arasında 4 ayrı patlamada 54 işçimizi kaybettik. İktidarda DSP-MHP-ANAP koalisyonu vardı. O iktidarları eleştirmek için bunları söylemiyorum. Ama bazı gerçeklerin bilinmesi için söylüyorum. Kimse acılar üzerinden, ölen işçi kardeşlerimiz üzerinden oy avcılığına çıkmasın, istismara kalkışmasın.

Biz iktidara gelinceye kadar bu ülkede çalışma hayatının, endüstri ilişkilerinin nasıl içler acısı durum arz ettiğini hepiniz biliyorsunuz. Birçok kronik meseleye neşter vurduk. Zorunlu tasarruf gibi, konut edindirme yardımı gibi, asgari ücret, emekli maaşları, ekonomik sosyal konsey, sosyal güvenlik gibi on yıllardır konuşulan tartışılan ama çözüm üretilemeyen meselelere biz cesaretle çözüm ürettik. Bütün bu sorunlar, bizden önceki son 20 yılın, 30 yılın, 40 yılın birikmiş sorunlarıydı. Bu ülkede sorumsuzca, popülist politikalarla ihmal edilmiş ve adeta kördüğüm olmuş meselelere biz el attık.''

''Bugün işçi dostuymuş gibi işçiyi, emekçiyi, yoksulu, emekliyi istismar politikalarına malzeme edenlerin hem zihniyetleriyle hem yaptıklarıyla geçmişte bu kesimleri nasıl inim inim inlettiğini benim milletim unutmadı'' diyen Erdoğan, ''Ne dediler? 'O ne veriyorsa ben iki katını veriyorum' dediler. Bu zihniyeti biliyoruz değil mi? '5 katını veriyorum diyenler' çıktı ve kaşıkla verdiklerini kepçeyle söke söke aldıklarını benim milletim unutmadı. Merkez Bankasının acımazsızca karşılıksız para bastığını benim milletim unutmadı. Bu basılan paralar nereden çıkıyordu? Benim çitçimin, işçimin, memurumun cebindeki paranın modern şekilde çalınmasıydı'' şeklinde konuştu.

''AK PARTİ'YE DESTEK VEREN MEDYA GRUBUNA 'YANDAŞ MEDYA' DİYORLARDI. AMA ŞİMDİ İKİ TÜR MEDYA TÜREDİ. BİRİSİ CANDAŞ MEDYA, DİĞERİ YOLDAŞ MEDYA''

Erdoğan, CHP'de olanın; statükoculuğun, popülizme kaymasından başka bir şey olmadığını belirterek, ''Statükoyu istediğiniz kadar cilalayın, parlatın, özü değişmedikten sonra değişen hiç bir şey olmayacaktır. Tenekeyi istediğiniz kadar altın sarısına boyayın, altın olmayacaktır. Teneke tenekedir'' dedi.

Erdoğan, Zonguldak'ta yaşanan grizu patlamasına değindi.

Zonguldak'taki bu işletmelerin nasıl çalıştığını bildiğini belirten Erdoğan, madencilerin, bu olay sonrasında kendisini tahrik etmek isteyenlere tenezzül etmediğini söyledi. Başbakan Erdoğan, Zonguldak'lı olmayan, Sivas'lı olan bir kişinin kendisine orada küfür ettiğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, halkın bu oyunlara gelmediğini ve vatandaşın da orada gereğini yaptığını anlattı.

Daha yoğun denetimle, eğitimle bu sorunları ve kazaları azaltacaklarını dile getiren Erdoğan, olayın yaşandığı ilk andan itibaren orada olan bakanlara, AK Parti'li milletvekillerine ve diğer yetkililere teşekkür etti.

Başbakan Erdoğan, hayatını kaybeden işçilerin ailelerine, sosyal güvence açısından yapılması gereken ne varsa yapacaklarını açıkladı.

-''ONLARA RAĞMEN TÜRKİYE'DE İKTİDAR OLDUK''-

Geçen hafta sonu, anamuhalefet partisi CHP'nin olağan kongresini yaptığını anımsatan Erdoğan, ''CHP'de önemli olan koltuğun değişmesi değil, zihniyetin değişmesidir'' dediğini, ancak kurultayda zihniyetin değişmediğinin ortaya çıktığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bugüne kadar, malum medya dünyasındaki çevreler; AK Parti'ye destek veren bir medya grubu varsa, damgayı şöyle vuruyordu: Yandaş medya... Ama şimdi iki tür medya türedi; birisi candaş medya, diğeri yoldaş medya. Gerçekten candaş ve yoldaş medya, bu süre içerisinde çok yoğun mesai sarfettiler. Gece gündüz demeden yoğun mesai sarf ettiler, hala da mesai sarf etmeye devam ediyorlar. Milli egemenlik her şeyin üzerinde. Medya egemenliği, milli egemenliğin üzerinde değil. Medya egemenliği, milletin egemenliği karşısında her zaman avucunu yalayacaktır. AK Parti hareketinin rotasını millet çizdi. Biz, bu malum medya ile beraber yürümedik, yürümüyoruz ve onlara rağmen zaten Türkiye'de iktidar olduk. Bütün bu yapılanlar arasında ilk defa Türkiye'de medyanın köşe yazarlarının, pabuçlarını çıkartmak suretiyle, masalar, sandalyeler üzerinden nasıl alkış tuttuklarını da gördük. Bu alkış tutanların köşelerinden AK Parti'ye nasıl vurdukları belli. Bunların, malum partinin Parti Meclisinde geçmişte görev aldıklarını, daha sonra da ayrıldıklarını biliyoruz. Bütün bunlar gerçektir ve milletin nezdinde kazandıran değil, kaybettirendir.  

CHP'de olanın; bu statükoculuğun, popülizme kaymasından başka bir şey olmadığını tekrar gördük. Statükoculuk sadece üslup değiştirmiştir, oyuncu değiştirmiştir. Bu statükoyu istediğiniz kadar cilalayın, parlatın, özü değişmedikten sonra değişen hiç bir şey olmayacaktır. Tenekeyi istediğiniz kadar altın sarısına boyayın, altın olmayacaktır. Teneke tenekedir. Bu CHP zihniyeti kolay kolay değişmez. Eğer değişirse, zaten o zaman da geriye CHP kalmaz. Biz istiyoruz ki muhalefet partileri de zihniyet, üslup ve anlayış değiştirsin. Muhalefet, güçlü bir demokrasinin aslında tamamlayıcı bir cüzüdür. Gücünü demokrasiden, milletten alan, ülkeye ve millete ufuk çizebilen, alternatif getirebilen yapıcı eleştiriler üretebilen bir muhalefet; hiç kuşkusuz demokrasiyi de güçlendirir, ülkenin de milletin de hayrınadır. İktidara geldiğimiz andan itibaren böyle bir muhalefet hasreti içinde olduk. Ne var ki anamuhalefet partisinin değişim sloganı ile girdiği kurultay, statükoyu daha da güçlendiren, ülkenin temel meselelerini teğet geçen, çetelere daha güçlü bir şekilde sahip çıkan bir neticeyle sona erdi. VTR'sinde, malum Ergenekon olayının olduğu bir kongreden bu ülkeye ne gelir, soruyorum size?''

-''BU MODELLERDEN MİLLETİMİZ ÇOK GÖRDÜ''-

Başbakan Erdoğan, bu konuyu değerlendirecek bol vaktinin olmadığını belirtti.

Kongrede sarf edilen bol keseden vaatlere de vakit ayıramayacağını kaydeden Erdoğan, ''Bu tür, bol cek, caklı söylemlerin, bir adam sonrası; Kayseri, Kırşehir, Çorum, Çankırı, Yozgat, Diyarbakır ve Mardin'e deniz getirme vaadidir. Geçmişte bu vaatleri yapanlar oldu. Biz Kayseri'ye deniz getiremedik ama Yamula Barajını getirdik. Bu modellerden milletimiz çok gördü. Kaf Dağının ardındakini vaat eden siyasetçi modelinin, bugün yeniden kendisine bir çıkış yolu aramasını, milletimiz ibretle izleyecek ve en güzel şekilde de takdir yetkisini kullanacaktır'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Yaşanan her olayda, cilalarının döküldüğüne şahit olacaksınız. Kurulan her cümlede, ortaya konulan her ifadede makyajın döküldüğünü göreceksiniz. Manşetle gelen, manşetle gider. Sabah rüzgarıyla gelen, akşam rüzgarıyla gider. Eğer bu sözüme inanmıyorlarsa, çok uzağa gitmesinler. Bir önceki genel başkanlarının, nasıl manşetlerle al aşağı edildiğini görsünler ve ondan ibret alsınlar. Ağlayanlar var mıydı? Vardı. 'Aday olmayacağım, aday değilim' diyenler var mıydı? Vardı. Peki, 'aday olmayacağım' dediğin halde, niye oldun? Ağlayanlar, etrafını hemen sarıp sarmaladılar. Nasıl oluyor bu iş? Dedim ya timsahın gözyaşları bunlar. Şimdi yeni bir senaryo hazırlandı, bu senaryoyu oynuyorlar. Fakat bunların hiçbirisi tutmaz.

Bunlar da onları ikna etmeye yetmiyorsa, gitsinler yakın siyasi tarihimizde, 'yeni başbakanı tanıyalım' tarzı manşetlerle tezgaha sürülen, işi bittikten sonra ya da beklentileri karşılamadığı için yine manşetlerle pazardan geri çekilenleri hatırlasınlar. Yelkenleri manşetlerle şişirilenler, açık denize çıkınca alabora olurlar. Sanal can simidine sarılanlar, kendi kaderleri ile başbaşa kalırlar. Halk kelimesini ağızlarından düşürmeyenler sırtlarını halka değil, goygoyculara dayamış durumdalar. Yoksulluk edebiyatı ile milletin hissiyatını istismar etmeye çalışanlar, sırtlarını millete değil, bir kez daha çetelere dayamış durumdalar. İşsizliği dillerine dolayanlar, o işsizliğin en büyük sebebi statükoya sırtlarını dayamış durumdalar. Üç kelimelerinden biri halk olanlar, referandumda halka gitmek yerine, Anayasa Mahkemesine gitmeyi tercih ettiler. Halka bu kadar inanıyorsanız, güveniyorsanız niçin halka gitmiyorsunuz? Siz nereye gittiniz? Anayasa Mahkemesine gittiniz.''

"CHP KURULTAYINA DAVET ETMEDİ. DAVET EDİLMEYEN YERE GİTMEYİZ''

Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin diğer partilerden farkının gönül diliyle konuşması bulunduğunu söyledi.

İlkelerinden şaşmadan, milletin rotasında yürümeye devam edeceklerini kaydeden Erdoğan, ''Türkiye'nin kurucu partisiyiz'' diyen CHP'nin, kongrelerine iktidar partisini davet etmediğini açıkladı. Davet edilmeyen yerde olmayacaklarını dile getiren Erdoğan, partisinin yetkililerine, ''Hem bir davetin gelmediğini duyurun hem de demokrasi için hayırlı olsun deyin'' dediğini bildirdi.

Erdoğan, kendisinin de aramayacağını belirterek, ''Çünkü, benim davamın bir izzeti, onuru vardır. Bu izzete, onura asla leke sürülmez'' dedi. Başbakan Erdoğan, davet edilen eve gideceklerini, davet edilmeyen hiç bir eve gitmeyeceklerini, kapı çalmadan hiç bir evden içeri girmeyeceklerini söyledi.

''(ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ) ŞİMDİ ARTIK YETKİ MİLLETİMİZDE. SON SÖZÜ MEDYA DEĞİL, MİLLET SÖYLEYECEK. MÜHÜR SAHİBİ OLARAK BÜTÜN TARTIŞMALARA SON NOKTAYI BENİM AZİZ MİLLETİM KOYACAK''

Erdoğan, Anayasa değişikliğinde yetkinin artık millette olduğunu belirterek, ''Son sözü medya değil, millet söyleyecek. Mühür sahibi olarak bütün tartışmalara son noktayı benim aziz milletim koyacak'' dedi.

Erdoğan, Anayasa değişikliklerine değindi. Anayasa değişikliğindeki çalışmalarından ötürü milletvekillerine bir kez daha teşekkür eden Erdoğan, ''Sizler bir kez daha tarih yazdınız' diyerek, şöyle konuştu:

''Sizler, 1982 Darbe Anayasasında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı ve demokratik değişikliği gerçekleştirdiniz. Sizler, çetelere, mafyaya, hukuk dışılığa boyun eğmediğinizi ve eğmeyeceğinizi bir kez daha gösterdiniz. Diğer partiler kendi arkadaşlarına dahi güvenmezken, inanmazken, itaat noktasında itimat edemezken, sizler, tüm iradenizle, tüm vicdanınızla Türkiye'ye yeni bir ufuk çizdiniz. Sadece Anayasayı değiştirerek değil, dayanışmanızla, kardeşliğinizle, milli ve beraberliğinizle de bir tarih yazdınız. Siyasi tarihimizde en sıkı şekilde ülkü birliği yapmış, en sıkı şekilde kader birliği yapmış parti grubu olarak isimlerinizi yazdırdınız. Siz görevinizi hakkıyla yaptınız değerli arkadaşlarım. Siz, milletin 22 Temmuz'da bize yüklemiş olduğu emaneti hakkıyla taşıdınız, o emanetin hakkını verdiniz. Şimdi artık yetki milletimizde. Şimdi son sözü millet söyleyecek. Yine söylüyorum; medya değil, millet söyleyecek. Son kararı millet verecek. Millet yegane mühür sahibi... Mühür sahibi olarak bütün tartışmalara son noktayı benim aziz milletim koyacak.''

Erdoğan, bu süreçte kendilerinin de boş durmayacağını belirterek, ''YSK, zorlama bir şekilde referandum süresinin 120 gün olduğu kararını verdi. Buna takılmayacağız. Bunda da bir hayır vardır. Nitekim 12 Eylül'e isabet etmesi, en büyük hayır oldu değil mi? 12 Eylül'ün 30. yıldönümü... Nitekim milletimiz, Ramazan Bayramının hemen ertesinde ikinci bir bayramı yaşayacak. İki bayramı inşallah bir arada kutlayacağız. 12 Eylül Anayasası, 12 Eylül'de, işte bu malum, ağırlıklı yanlışlarından kurtulacaktır'' dedi.

-''DAĞ TAŞ DOLAŞACAĞIZ''-

Dağ taş dolaşacaklarını söyleyen Erdoğan, atletizmde start ve finişin çok önemli olduğunu vurguladı. ''Startı iyi yapamazsanız işi başaramazsınız. Hem startı hem finişi başarılı gerçekleştirirseniz, sonuç sizi rekora kadar götürebilir'' diyen Erdoğan, kendilerinin startı iyi yaptığı inancını dile getirdi. Erdoğan, önlerinde finişi de aynı şekilde başarıyla tamamlamanın durduğunu kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''İşte bu kadro, evel allah bu bayrak yarışında bunu gerçekleştirecek. Milletvekilleriyle, teşkilatıyla, tüm belediye başkanlarıyla, il genel ve belediye meclis üyeleriyle hep birlikte, dağ taş demeden, il il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak, hane hane dolaşacağız. Tek tek her vatandaşımıza ulaşacağız. Anayasanın ekmeğimizle,  emeğimizle, geleceğimizle yakından ilgili olduğunu anlatacağız. Temel hak ve özgürlüklerle dört dörtlük yakından ilgili olduğunu anlatacağız. Bu değişikliğin Türkiye'yi çok farklı bir kulvara taşıyacağını anlatacağız. CHP, MHP, BDP'nin Mecliste nasıl ittifak yaptıklarını, nasıl kader birliği yaptıklarını, nasıl omuz omuza vererek Türkiye'nin atılımı, şahlanışı, değişimi önünde set çekmeye çalıştıklarını anlatacağız. Millet nasıl olsa 'evet' oyu verecek diye arkadaşlar rehavet içinde olamayacağız. Sabırla, dirayetle, hoşgörüyle, nazik bir dille, yapıcı bir üslupla milletimize gideceğiz.''

Bu süreçte milletvekillerine bir kez daha görev düştüğüne işaret eden Erdoğan, ''İllerimizi, ilçelerimizi, mahallelerimizi, tek tek köylerimizi sizleri harekete geçirecek, tüm teşkilatımızı sizler bu noktada inşallah aydınlatacaksınız. Ellerinize, bir çok malzemeler hazırlayıp vereceğiz. Bu malzemeler teşkilatımızın da elinde olacak. Bunlarla birlikte yoğun bir gayretin, çabanın içinde olacağız'' dedi.

-''SİZLERDEN RİCAM...''-

Erdoğan, milletvekillerinden bir ricası daha olduğunu belirterek, TBMM Genel Kurulu gündeminde bulunan çok önemli yasa tasarılarının yasalaşması gerektiğini söyledi. Milletvekillerini, ''Haziran ayında yoğun bir gayrete davet eden'' Erdoğan, şöyle konuştu:

''Anayasa müzakerelerinde nasıl bir gayreti ortaya koydunuz, nasıl Meclisten hiç ayrılmadan, orada anında SMS'ler çaldığında hepiniz yerinizde o görüntüyle beraber bulunduysanız, şu Haziran ayı içerisinde de aynı kararlılıkla şu yasa tasarılarını hemen yasalaştıralım ve 1 Temmuz itibarıyla bu işi bitirelim. Aksi takdirde, bu yasa tasarılarını bitirene kadar çalışmak zorunda kalabiliriz. Dün Bakanlar Kurulunda da arkadaşlarımızla bunları konuştuk. Bunu kararlı bir şekilde yürütmeliyiz, çünkü ülkemizin bunlara şiddetle ihtiyacı var. AB sürecinde bunlara ihtiyacımız var. Bu adımları kararlı şekilde atmak durumundayız. Konuyla ilgili Bakan arkadaşlarımın çalışmaları var. Muhalefetle de bu görüşmeleri yapacaklar; gerek grup başkanvekili arkadaşlarım gerekse Hükümet adına Cemil Bey sürekli olarak irtibat halinde bu çalışmaları yakın markajda Bakan arkadaşlarımızla birlikte yürüteceğiz.''

''TÜRKİYE BÖLGESİNDE VE DÜNYADA BARIŞ İSTİYOR, HUZUR, İSTİKRAR VE REFAHI TESİS ETMEKTEN BAŞKACA HİÇBİR NİYET, HEDEF TAŞIMIYOR''

Erdoğan, Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada barış istediğini, huzur, istikrar ve refahı tesis etmekten başkaca hiçbir niyet, hedef taşımadığını söyledi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, dış politikaya da değindi. Dış politika açasından önemli bir haftaya girdiklerini belirten Erdoğan, bu akşam çıkacağı Brezilya, Arjantin ve Şili'yi kapsayan ziyareti hakkında bilgi verdi.

Üç ülkede devlet ve hükümet başkanlarıyla görüşeceğini, ayrıca iş adamlarının katılımıyla iş forumu düzenleneceğini anlatan Erdoğan, bu ülkelere ilk kez Türkiye Cumhuriyetinin Başbakan düzeyinde bir ziyaret gerçekleştirilmiş olacağını söyledi.

Erdoğan, Brezilya, Arjantin ve Şili ile diplomatik ilişkilerin 150-200 yıl önce başladığını, ancak küreselleşme ve hız çağına rağmen bu ülkelere Başbakan düzeyinde ziyaret gerçekleştirilmediğini hatırlattı. Bu üç ülke ile Türkiye arasında ticari ve siyasi işbirliğinin yanında kültürel ve insani işbirliğinin de tarih boyunca olduğunu, Osmanlı coğrafyasında çok sayıda insanın 19. Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren bu ülkelere göç ettiğini anlattı. Bu insanların Osmanlı devleti pasaportu taşıdığı için orada ''El Turko'' adıyla tanındığına işaret eden Erdoğan, ''1950'de Bağdat Kadılığı görevi yaparken bir Türk, Abdurrahman Efendi Brezilya'ya gitti; oradaki yerli Müslümanların ısrarı sonucu kıtada kalarak Müslümanları eğitmiş ve hatıralarını da kaleme alarak bugünlere ulaştırmıştır'' dedi.

Arjantin ile ilgili bilinmeyen bir gerçeği de hatırlatma isteğini belirten Erdoğan, Türkiye'de 1922'de Sakarya Savaşı devam ederken çoğunluğu El Turko'lar olan Arjantin vatandaşlarının aralarında para toplayarak kurdukları Hilal-i Ahmer Anadolu Cemiyeti aracılığıyla maddi ve manevi desteklerini Kurtuluş Savaşı esnasında gönderdiklerini söyledi.               

''Bir çok paydayı, birçok hatırayı paylaştığımız bu ülkelerle şimdi siyasi ve ekonomik ilişkilerimizi pekiştirmek noktasında bu ziyaretler tarihi nitelik kazanacaktır'' diyen Erdoğan, Türkiye'nin Brezilya ve Arjantin ile G-20'de bir arada olduğunu, üst düzey temaslar ve iş kurumlarının yanı sıra oradaki vatandaşlarla da bir araya geleceklerini, ayrıca Arjantin'de yapımı tamamlanan Atatürk Anıtı'nın açılışını yapacaklarını ifade etti.

''DÜNYADA BARIŞ RÜZGARINA DÖNÜŞTÜ''

Ziyaretin asıl önemli bölümünün Rio'da düzenlenen 3. Medeniyetler İttifakı Zirvesi'nin oluşturduğunu anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''2005 yılında başlattığımız İspanya Başbakanı Zapatero ile birlikte eş başkanlığını yaptığım Medeniyetler İttifakı Girişimi şu anda 126'yı buldu. Dostlar Grubu olarak bunların katılımıyla küresel bir girişim haline geldi. Bu defa Amerika da Medeniyetler İttifakı toplantısına katılıyor. Rio'daki 3. Zirve geniş katılımla yapılacak ve 120 ülkeyle, başta BM olmak üzere uluslararası örgütler üst düzeyde bu zirvede temsil edilecek. Türkiye ve İspanya'nın birlikte başlattığı bu anlamlı girişimlin bugün tüm dünyada bir barış rüzgarına dönüşmesinden, tüm dünyayı kucaklayan ve heyecanlandıran bir hoşgörü iklimine dönüşmesinden, Türkiye adına gurur duyduğumuzu da belirtmek isterim.

Sesimiz artık tüm dünyada yankılanıyor. Bu dalga dalga artık BM'nin 192 üyesini kapsıyor. Barış, hoşgörü çağrılarımız istikrara, refaha, kalkınmaya yönelik mesajlarımızı dünyanın her köşesinde yankı buluyor ve takdirleri üzerinde topluyor. Bugün şu çok net anlaşılmıştır: Türkiye bölgesinde ve dünyada barış istiyor, barış, huzur, istikrar ve refahı tesis etmekten başkaca hiçbir niyet, hedef taşımıyor.  Türkiye'nin bu samimiyeti kısa süre içinde görüldüğü için ülkemiz bugün güvenilir bir ülke, emin bir ülke... Hem kendisine emin hem de kendisinden emin bir ülke olarak değerlendiriliyor.

Biz bu yola tribünlere oynamak için çıkmadık, biz bu yola tezahürat toplamak için çıkmadık. Biz barışın mümkün olduğuna, bölgemizde çatışmaların, husumetlerin sona erdirilebileceğine, hak ve adalet üzerine kurulu bir dünya olabileceğine samimi şekilde inanıyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Ufku dar olanlar, ufku Ankara'nın ötesine geçemeyenler bizi anlayamaz. Bu ülkenin tarihini, bu milletin serencamını iyi okuyamayanlar bizi anlayamaz. Milletim bizi anlıyor. Biz de milletimizin desteğiyle, milletin hayır dualarıyla Türkiye'ye geleceği getiriyoruz, Türkiye'yi de geleceğe taşıyoruz. Ne içeriden ne dışarıdan, özellikle bu girişimlerimize yönelik son derece haksız itham ve iddialara da kulak asmıyoruz. Biz doğru bildiğimizi yaptık. Bundan sonra da doğrudan şaşmayacak, yolumuza devam edeceğiz.''

Grup toplantısının ardından, Marmaris Halıcı Ahmet Urkay Anadolu Lisesi 9. Sınıf Öğrencisi Rana Demiriz, ''Göldeki Işıklar'' adlı romanını Erdoğan'a hediye etti.

KAYNAK: HABER 7-AA
YORUMLAR 76
  • ALİYA İZZET BEGOVİÇ 15 yıl önce Şikayet Et
    Sn mehmet tokat. chp yi chp yapan şey beyaz Türklerdir.baykal boş yere ergenekonun avukatıyım demedi.kılıçtarda tabi o çizgide devam edecek.bir anlığına chpnin eregenekonu savunmadığını düşünsene chp chp olmaktan çıkar.işte bu yüzden değişim olmaz olamaz.kılıçtaroğlunu milleti fakirlik edebiyatı ile keklemek için o koltuğa oturttular çünkü baykalın avukatlığını beğenmediler anayasa tasarısının meclisten geçmesini engelleyemedi ve tasfiye ettiler.iktidarı bir dönem ele geçirseler içerdekiler dışarı dışardakiler içeri girecek
    Cevapla
  • mehmet tokat 15 yıl önce Şikayet Et
    SÜHEYL BATUMU DA YEDEK YAPMIŞLAR.. TÜM ERGENEKONCULAR SAVAŞ ÇIĞLIKLARIYLA. BAĞRIŞIYORLAR... çünkü bir dönem daha dayanamayacaklarını biliyorlar davalara.. zaten dandi de dakka bir gol bir yapıp ergenekon mahkemelerinin yetkilerini alacağım dedi.. DANDİ ŞUNU DİYOR: BENİ BARON VE ERGENEKON GÖREVLENDİRDİ, BAYKALI ONLAR GÖREVDEN ALDI, BENİM DE GÖREVİM ERGENEKONU İHYA ETMEK.. chp değişti gerçekten.. eskiden saedce avukatlardı, şimdi ise direk ergenekonun partisi oldular..
    Cevapla
  • ALİYA İZZET BEGOVİÇ 15 yıl önce Şikayet Et
    bir ayakkabı bir ggömlek almış hiç fiyattan da şüphelenmiyor. 500 küsür tl gömlek ayakkabı da bir o kadar tutsa demekki 1000 lira civarında bir para ödüyor ve hiç şüphelenmiyor fiyatlarına bakmıyor arkadaşlar al dedi diyor aldım diyor. kim ki bu arkadaşlar? söyleseniz de millet te bilse, zira yarın öbür gün arkadaşlar ülke işlerine de karışıp şunu yap bunu yapma derseler siz de arkadaşlar söyledi diye yaptım yapmadım derseniz olan memlekete olacak. ayrıca arkadaşların her dediği olacaksa genel başkan da arkadaşlar olsun.
    Cevapla
  • ALİYA İZZET BEGOVİÇ 15 yıl önce Şikayet Et
    orhan özdemir bey bunu hiç düşünmemiştim. adam gömlek satın alıyor 500 küsür tl ödüyor satın aldığı gömleğe ödediği paradan haberi yok arkadaşlar al dedi aldım diyor. arkadaşlar ülkeyi sat dese de satacakmısın? çok güzel bir nokta bence kendi hesabını bilmeyene ülkenin kasasını nasıl teslim etsin halk?
    Cevapla
  • orhan özdemir 15 yıl önce Şikayet Et
    hala cehapı savunan var yahu. bir kılıçdaroğlu emanetçidir seçimden sonra görevi bir kurtarıcı edasıyla ortaya çıkan baykala görevi bırakacaktır chpnın oyları hiçbir zaman 5 puan yükselmez onlar bu zamana kadar aldığı oyu tuttursun yeter zaten o dedikleri oyu alamayınca bak baykal yok ama gene oyları yükselmedi tantanası kopacak baykal tekrar o koltuğa gelecek bide adam o gömleği ben aldım kendi kazandığım parayla aldım diyor ama kaç para verdiğinden haberi yok düşünün bu adamlar kendi çebindeki bilmiyor hazine ne olur ozaman yazık
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
DİĞER HABERLER
ODTÜ Bahar Şenliği'nde Türk bayraklı öğrencilere alçak saldırı!
İsrail ordusunda büyük yıkım! İntihar vakalarında kritik artış!