Bakan Fidan net konuştu: Cumhurbaşkanımız iradesini gösterdi, şimdi sıra sizde

Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki iradesini ortaya koyduğunu belirterek, "Cumhurbaşkanımız, AB'ye üye olmak istediğimizi, bu yöndeki irademizi açık şekilde ortaya koyuyor. Şimdi sıra AB'de. Adım atmalılar." dedi.

Bakan Fidan net konuştu: Cumhurbaşkanımız iradesini gösterdi, şimdi sıra sizde
Bakan Fidan net konuştu: Cumhurbaşkanımız iradesini gösterdi, şimdi sıra sizde
GİRİŞ 30.11.2025 13:19 GÜNCELLEME 30.11.2025 13:19

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Almanya ziyareti kapsamında, Die Welt gazetesine konuştu. Fidan, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecine ilişkin, "Fasıllar açılır ve sonra şartların yerine getirilip getirilmediğine bakılır. Fasıllar açılmadan neyi yerine getirip getirmediğimize bakılamaz. O dönemdeki blokaj, bazı AB üyesi ülkelerin siyasi ve ideolojik yaklaşımlarından kaynaklanmıştı. Sayın Cumhurbaşkanımız, AB'ye üye olmak istediğimizi, bu yöndeki irademizi açık şekilde ortaya koyuyor. Şimdi sıra AB'de. Bizim için önemli olan Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik Avrupa'da siyasi iradenin geri dönmesidir, o zaman geri kalan çözülür. AB adım atmalıdır." ifadelerini kullandı.

Fidan'ın röportajı şu şekilde:

Sayın Bakan, Ukrayna ile Rusya arasında bir barış anlaşmasının başarı şansını geçmişteki girişimlere göre nasıl değerlendiriyorsunuz?

Taraflar, dört yıllık yıpratma savaşının ardından eskiye kıyasla daha fazla barışa hazır. İnsanların çektiği acıların ve yıkımın boyutunu gördüler ve kendi sınırlarını fark ettiler.

Yıpratma savaşı Rusya'nın işine geliyor. İşler savaş meydanında Putin için iyi gidiyorsa, neden barış yapsın?

Bizim anladığımız kadarıyla Putin de, belirli koşullar altında ateşkesi ve kapsamlı bir barış anlaşmayı kabul etmeye hazır. Bu durum Ukrayna tarafına iletildi ve biz de bunun bazı boyutlarına angaje oluyoruz. Bu savaş Rusya'ya da çok fazla maliyet çıkarmaktadır.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron; Fransa, İngiltere veya Türkiye'den askerlerin Ukrayna'ya koruma gücü olarak gönderilebileceğini söyledi. Ancak Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da NATO birliklerinin bulunmasını kabul etmiyor. Kiev için hangi güvenlik garantileri gereklidir ve aynı zamanda gerçekçidir?

NATO birlikleri, NATO'ya ait olmayan uluslararası gözlemci birliklerinden farklıdır. Halihazırda tartışılan en önemli unsur, 5. maddeye benzer şekilde ABD'nin Ukrayna'ya vereceği güvenlik garantisidir.

Yani Ukrayna'nın NATO üyesi olması gerekmeksizin, saldırı durumunda Amerika'nın yardım yükümlülüğü mü?

Bunun haricinde, Ukrayna ordusunun kapasitesi gibi başka unsurlar da var. Avrupa ülkeleri, egemen bir ülkenin bu konuyu kendisinin kararlaştırması gerektiğini haklı olarak söylüyorlar. Rusya ise üst sınırı kendi güvenlik garantisinin bir parçası olarak görüyor.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya ve Çin'in 2027 yılına kadar ABD ve NATO ile, koordineli surette bir çatışma arayışına girebileceği konusunda uyarıda bulundu. Alman istihbarat servisleri, Rusya'nın 2029 yılında NATO'ya saldırabileceğini tahmin ediyor. Avrupa neye hazırlıklı olmalı?

Her ülke ulusal güvenliğini koruma hakkına ve yükümlülüğüne sahiptir. Bu nedenle, halihazırda tartışılan barış anlaşması sadece Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için değil, aynı zamanda tüm Avrupa için kalıcı istikrar sağlamak açısından da çok önemlidir. Bu bağlamda, Avrupa güvenliğinin nasıl garantiye alınabileceği açısından önerilen anlaşmanın bazı maddelerini daha yakından incelemeliyiz. Bu bağlamda, yeni saldırıları önlemek için tarihi bir fırsat görüyorum.

Nasıl?

Böyle bir anlaşma, bir tarafın hangi nedenle olursa olsun, diğerine saldırmayacağına dair sarih taahhütler içermelidir. Bu konuda anlaşmaya varılabilirse, bu şekilde bölgede 50, 60, 70 yıl daha barış sağlanabilir. Belki daha da uzun.

Kısa bir süre önce Vilnius'taydım ve NATO'nun Doğu Kanadındaki ülkelerden birçok insanla konuştum. Orada Moskova'nın sözlerine güvenilmiyor. Putin Ukrayna'ya saldırmayacağını da ilan etmişti. Barış anlaşması, kendi güvenlik önlemlerinden vazgeçmek anlamına gelmez. Ne Avrupalılar ne de Ruslar bunu yapacaktır, aksine farklı senaryolara yönelik hazırlıklarını sürdürecekler. NATO da bunu yapacak. Zaman, barışın ne kadar sürdürülebileceğini gösterecek. Ancak Rusya da ekonomik ve sosyal açıdan zarar görmektedir ve bir anlaşmadan fayda sağlayacaktır.

Bir de Rusya'nın Avrupa'ya yönelik hibrit saldırıları var: Su altı altyapısına saldırılar, havaalanları üzerinde insansız hava araçları, siber saldırılar. Türkiye, bu açıdan Rusya'yı bir tehdit olarak da görüyor mu?

Suriye ve Libya gibi birçok çatışmada Rusya ile doğrudan karşı karşıya geldik. Bu açıdan, Avrupa ülkeleriyle birçok benzer deneyim yaşıyoruz. Aradaki fark şudur: Biz Rusya ile diyaloğu hiçbir zaman kesmedik. Çıkarlarımız ihlal edildiğinde tepki gösteriyoruz. Ancak komşularımızla sürekli çatışma halinde olmayı göze alamayız. Türkiye komşularının hepsiyle dostane ilişkilere sahip olmak istiyor. Hiçbir zaman sorun çıkaran taraf olmak istemiyoruz.

Avrupa, güvenlik politikası alanındaki sınamalar karşısında yeniden yapılanıyor. Türkiye bu süreçte nasıl bir rol üstlenmeyi hedefliyor?

Avrupa’yla muhtemel senaryoları ve iş bölümünü ele alıyoruz. Üç husus önemlidir. Birincisi, Avrupa güvenlik yapısı. Bu yapı NATO yapılarına dayanmaktadır ve bence Avrupa devlet ve hükümet başkanları bunu bu şekilde sürdürmek istemektedir. İkincisi, savunma sanayii. Ukrayna savaşı bu sanayinin zayıf yönlerini ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle, önümüzdeki 10 yıl içinde Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesi için çok büyük bir bütçeden söz ediyoruz. Türkiye bu süreçlere katılmaya çalışıyor. Üçüncüsü ise, Amerikalıların Avrupa'nın güvenliğine ilişkin angajmanının geleceği ile ilgili senaryolar hakkında informel tartışmalar var.

Amerikalıların acil bir durumda Avrupa'yı savunup savunmayacağı sorusunu kastediyorsunuz.

Siyasi karar alıcılar, kendi kendini gerçekleştiren kehanetlere yol açmamak için bu konuyu konuşmaktan imtina ediyorlar. Ancak gerçek şu ki: ABD halihazırda kendi dış politikası, güvenlik, ticaret ve teknoloji politikaları hakkında temel sorular soruyor ve iç politikada yeni bir yönelim aşamasında. Uzun bir süre istikrarlı olduğunu düşündüğümüz dönem sona erdi. Peki, ABD artık Avrupa'da varlık göstermiyorsa, hangi güvenlik yapısı oluşturulmalıdır?

Siz ne düşünüyorsunuz?

Kanımca öncelikle Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Türkiye ve İtalya gibi ülkeler bir araya gelmeli ve tartışmayı yönlendirmelidir. Avrupa olarak yeni dünya düzeninde kendi çekim merkezimizi mi oluşturacağımıza yoksa diğer büyük güçlerin, başta güvenlik, ekonomi ve piyasa alanları olmak üzere, bize yön vermesine izin mi vereceğimize karar vermeliyiz. Zira ABD, Çin ile küresel rekabetle haklı olarak yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Bu noktada Türkiye'den AB üyesi olarak mı bahsediyorsunuz?

Türkiye'nin AB üyesi olmasını tercih ederiz. Ancak öyle ya da böyle, bu tartışmalar acilen gereklidir.

Üyelik süreci, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları konularındaki çekinceler nedeniyle durma noktasına geldi. Federal Dışişleri Bakanı Wadephul, Cuma günü yaptığınız görüşmede, Türkiye'nin Avrupa’nın ilkelerini uygulayacağına güvenilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye buna hazır mı?

Bu sorular bana göre subjektiftir. AB'ye katılım sürecinin kendisi ise objektiftir: Fasıllar açılır ve sonra şartların yerine getirilip getirilmediğine bakılır. Fasıllar açılmadan neyi yerine getirip getirmediğimize bakılamaz. O dönemdeki blokaj, sizin bahsettiğiniz nedenlerden değil, bazı AB üyesi ülkelerin siyasi ve ideolojik yaklaşımlarından kaynaklanmıştı. Sayın Cumhurbaşkanımız, AB’ye üye olmak istediğimizi, bu yöndeki irademizi açık şekilde ortaya koyuyor. Şimdi sıra AB’de. Bizim için önemli olan Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik Avrupa'da siyasi iradenin geri dönmesidir, o zaman geri kalan çözülür. AB adım atmalıdır.

Türkiye-Almanya ilişkileri birkaç yıl öncesine göre daha sıkı görünüyor. Altı hafta içinde Merz ve Wadephul Ankara'da, siz de Berlin'deydiniz. Bunun nedeni nedir?

Uzun bir süre boyunca Alman Dışişleri Bakanı ve Şansölyesi farklı partilerden geliyordu. Bu durum, tek tip bir dış politikayı zorlaştırıyor ve Berlin ile koordinasyonu bizim için karmaşık hale getiriyordu. Şimdi aynı partiye mensuplar ve uluslararası toplumda bu konuyu konuştuğum herkes bundan çok memnun. Almanya, yeni güvenlik ortamı göz önünde bulundurulduğunda daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda kalacaktır. Şansölye Merz ve Bakan Wadephul vizyoner biçimde hareket ediyor. Bu durumunda farkına vardılar ve Türkiye ve diğer ülkelerle ilişkilerini yeniden düzenliyorlar.

Suriye diktatörü Esad'ın devrilmesinin üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ülke, Türkiye ve Almanya gibi ülkelerdeki Suriyeli mültecilerin geri dönebilmesi için yeterince güvenli ve istikrarlı mı?

Suriye, ekonomik krizden ve geçmişin yaralarından yavaş yavaş toparlanıyor. Yaklaşık bir yıl önceki devrimden bu yana yaklaşık 500.000 kişi Türkiye'den Suriye'ye geri döndü. Durum bir-iki yıl olumlu yönde gelişirse, bu sayı daha da artacaktır, çünkü orası onların vatanıdır ve ekonomik fırsatlar oluşacaktır. Bölgedeki ülkeler, Türkiye, Almanya, Avrupa ülkeleri ve ABD, Suriye'nin kronik sorunlarını çözmek için aynı yönde çaba göstermektedir. Bu süreç için en büyük risk İsrail‘dir.

İsrail, Suriye'den güvenlik riskleri kaynaklanmasından endişe duyuyor.

Onlara güvenlik endişelerini ilgili taraflara bildirmelerini söylüyoruz, ki böylece bunlarla ilgilenilsin. Ancak tüm bu tehditlere karşı bombardımanlarla yanıt vermeye başlarsanız, bu başka bir mesaj verir.

Erkan Talu Haber7.com - Editör
Haber 7 - Erkan Talu

Editör Hakkında

Elazığ'da doğdu; ilk, orta ve lise öğrenimini Ayvalık'ta tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi "Sanat Tarihi" bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında gazetecilik üzerine eğitimler aldı. Haberciliğe "muhabir" olarak Kanal 7'de başladı; daha sonra Haber 7'ye geçti. Kariyerine, Haber7'de "editör" olarak devam ediyor.
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Bakan Fidan'dan kritik görüşme: İran'dan Türkiye ve PKK açıklaması
Çocukların 'ölüm' oyunu: Canlarını hiçe saydılar!