Türkiye'nin uyarısıyla facianın eşiğinden dönüldü: 'Ankara'nın stratejik ağırlığı arttı'
25. güne giren savaş, Körfez ülkelerinin "güvenli liman" imajını yıkıcı biçimde sarsarken, İran'ın balistik şiddeti ve tırmanan enerji fiyatlarının etkileri dünya genelinde hissediliyor.
HABER7 - ÖZEL
ABD - İsrail koalisyonunun İran'a karşı yürüttüğü işgal savaşı, Türkiye'nin Avrasya'daki stratejik rolünü perçinledi.
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi'nden Profesör Doktor İsmail Şahin, Haber7'ye yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin "vazgeçilmez bir diplomatik arabulucu konumuna" geldiğini vurguladı.
"Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem Trump hem de Tahran yönetimiyle doğrudan diyalog kurabilen nadir liderlerden biri olması, Türkiye’yi olası müzakere süreçlerinde vazgeçilmez bir diplomatik arabulucu konumuna getirerek ülkenin stratejik ağırlığını artırmıştır."
Şahin, bu diplomatik rolün "İran'da başlatılması planlanan bir ayaklanmaya" engel olduğunu söylüyor:
"Bu özel konum, İran içinde bir Kürt ayaklanması başlatma planlarının Türkiye’nin uyarısıyla durdurulması gibi somut kazanımları beraberinde getirmiştir."

Şahin, "müttefiklerini bile ekonomik tavizlere zorlayan ABD'nin yırtıcı hegemonyası" karşısında birçok ülkenin "alternatif ortaklara" yöneldiğini, ilişkilerini derinleştirme yoluna gittiğini belirtiyor.
"Diplomasi trafiğinin bölgesel çıkar merkezli yürütülmesi ve Türkiye’nin İsrail’in bölgede kontrolsüz güç kullanımını dengeleme çabaları, Körfez ülkeleri nezdinde Türkiye’nin bölgesel istikrarın koruyucusu imajını pekiştirmiştir."
Şahin ayrıca, bölge ülkelerinin ABD - İsrail koalisyonunun yürüttüğü işgal savaşında, stratejik ve ekonomik açıdan hayati dersler çıkardığının altını çiziyor:
"Bölge devletleri, milyarlarca dolarlık savunma harcamalarına rağmen kendi askeri kabiliyetlerinin ve stratejik hazırlıklarının yetersizliğini görmüş; bu durum onları savunma sorumluluğunu daha fazla üstlenmeye ve aralarındaki siyasi çekişmeleri bir kenara bırakarak entegre bir hava savunma sistemi kurmaya odaklanmaya itmiştir."
Şahin’e göre, İran tarafında nükleer programın “eşik güç” seviyesinde tutulmasının saldırıları teşvik ettiği düşüncesi öne çıkarken, gerçek bir caydırıcılık için nükleer silahlanma sürecinin tamamlanması gerektiği ve enerji piyasalarında oluşacak kaosun ABD’nin en zayıf noktası olarak değerlendirildiği sonucu çıkarılıyor.
ABD ve İran arasındaki askeri çatışma ve karşılıklı restleşme, Orta Doğu ve çevresindeki ülkeler üzerinde yıkıcı ekonomik, güvenlik ve insani etkiler oluşturuyor.
İran, ABD - İsrail işgaline tepki olarak küresel petrol arzı için stratejik önemdeki Hürmüz Boğazı'nın seyrüsefer güvenliğini tehlikeye atarken, ABD, Tahran'a önce 48 saat süre tanıdı, sonrasında bu süreyi 5 güne çekti.
ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social'da paylaştığı bir gönderide kararı şu ifadelerle duyurdu:
"Savaş Bakanlığına İran enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik her türlü askeri saldırıyı 5 günlük bir süre için erteleme talimatı verdim."

Ancak Tahran, 48 saat süre tanıdığı İsrail ve Körfez ülkelerine yönelik saldırı tehdidinde yeni bir bildirimde bulunmadı.
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İsmail Sekab İsfahani, 22 Mart Pazar günü ABD menşeli sosyal medya platformu X'te yayınladığı bir gönderide, misilleme saldırılarının devam edeceğini, bunun su ve elektrik kesintilerine yol açabileceğini duyurdu.
Şahin, "İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İsmail Sekab İsfahani, 22 Mart Pazar günü ABD menşeli sosyal medya platformu X'te yayınladığı bir gönderide, misilleme saldırılarının devam edeceğini, bunun su ve elektrik kesintilerine yol açabileceğini duyurdu" diyor.
Şahin’e göre, İran’ın misilleme olarak Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Bahreyn’deki havaalanlarını, petrol rafinerilerini, otelleri ve askeri üsleri 2.000’den fazla füze ve drone ile hedef alması, Körfez ülkelerinin yıllardır titizlikle inşa ettiği “güvenli ve istikrarlı liman” imajını yerle bir ederken; bu saldırıların önemli bir kısmının “sahte bayrak” operasyonu kapsamında İsrail tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği ihtimali de ayrıca değerlendiriliyor.
"Göründüğü kadarıyla bu güvenlik krizi nedeniyle Dubai ve Doha gibi küresel merkezlerde turizm ve havacılık gelirlerinde günlük 500-600 milyon dolarlık kayıplar yaşanmakta, binlerce yabancı çalışan ve yatırımcı bölgeyi hızla terk etmektedir."
Şahin son olarak, savaşa karşı çıkmasına rağmen artan enerji maliyetleri ve yüzde 30'u aşan enflasyon baskısının yanı sıra İran sınırında devasa bir mülteci akını ve sınır ötesindeki Kürt grupların silahlandırılması riskiyle karşı karşıya kalan Türkiye'nin, savaşın bir an önce bitmesi için yoğun bir diplomatik mesai harcadığını vurguladı.