Türkiye-Çin ilişkilerinin 55. yılı!
Türkiye'nin Pekin Büyükelçisi Ünal, Türkiye-Çin arasındaki ilişkilerin tarihi İpek Yolu'ndan günümüze uzanan güçlü temellere dayandığını belirterek, siyasi, ekonomik ve teknolojik işbirliğini daha ileri taşımayı hedeflediklerini söyledi.
Türkiye'nin Pekin Büyükelçisi Selçuk Ünal, tarihsel bağlardan yakın dönemdeki çok boyutlu işbirliğine Çin ile ilişkilerin giderek geliştiğini, küresel, uluslararası ve bölgesel konularda dünyaya aynı optikten bakan iki ülke arasındaki ilişkileri daha ileri taşımak üzere çalışacaklarını belirtti.
Büyükelçi Ünal, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yılı dolayısıyla Türk ve Çin kültürleri arasındaki ilişkilerin tarihsel geçmişinden 20. yüzyılın ilk yarısındaki ilk resmi temaslara, Türkiye’nin 1971'de Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanımasıyla diplomatik ilişkilerin kurulmasından yakın dönemdeki çok boyutlu işbirliğine dek ikili ilişkilerin gelişimine ve güncel durumuna dair AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Ünal, tarihi İpek Yolu'nun Asya'nın batı ve doğu ucunda yer alan iki kadim uyarlık arasında alışverişleri ve etkileşimleri sağlayan bir köprü kurduğunu, iki ülkenin yakın çağın dönüşümleri içinde kader birliği ve insani dayanışma içinde olduğunu vurguladı.
Küresel ekonomik ve ticari gelişmelerle iki ülke ilişkilerinin son 25 yılda çok boyutlu olarak geliştiğine, Çin'in Türkiye'nin birinci ticaret ortağı haline geldiğine işaret eden Ünal, iki ülkenin küresel, uluslararası ve bölgesel konularda, barış ve kalkınma temelinde dünyaya aynı optikten baktıklarının altını çizdi.
TARİHİ İPEK YOLU'NUN OLUŞTURDUĞU BAĞLAR
Türkiye ve Çin'in iki kadim uygarlığın temsilcisi iki ülke olduğunun altını çizen Ünal, ilişkilerin tarihinin 55 yılla sınırlı olmadığını, yüzyıllar öncesine dayandığını, geçmişi ilk çağlara kadar giden temasların tarihi İpek Yolu ile bağlantısal bir temele oturduğunu ifade etti.
Ünal, İpek Yolu'nun Türkleri ve Çinlileri uzun süre birbirine bağladığını belirterek "İpek Yolu ticaretin, mal değişiminin, kültürel ilişkilerin, etkileşimlerin ve hatta teknoloji transferinin yapıldığı, elçilerin gidip geldiği bir yol oluyor. İki medeniyeti, iki milleti birbirine bağlayan bu yol, bugün de değişik isimler altında devam ediyor." dedi.
Büyükelçi Ünal, iki ülke arasındaki uzaklık ve ulaşım imkanlarının sınırlı olması, elçilerin seyahatlerinin 7-7,5 yıl gibi uzun sürelerde yapılabilmesi nedeniyle eski devirlerde diplomatik temasların sınırlı olduğunu, ancak İpek Yolu'nun kültürler arasında sürekli bir iletişim sağladığını kaydetti.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde "Aksay-ı Şark" tabir edilen Uzak Doğu'ya ilginin arttığını anlatan Ünal, Çin'de "Boksör Ayaklanması" olarak adlandırılan olayların yaşandığı 20. yüzyılın başında, dönemin Avrupa güçlerinin Osmanlı İmparatorluğu'ndan asker istediğini ancak dönemin padişahı II. Abdülhamit’in bunu reddettiği gibi ülkeye bir nasihat heyeti gönderdiğini aktardı.
SAVAŞ ŞARTLARINDA İLK TEMASLAR
Ünal, erken Cumhuriyet döneminde, ilk kez 1927'de Tokyo Büyükelçiliğinden Başkatip Hulusi Fuat Tugay'ın maslahatgüzar olarak Çin'e gönderildiğini, önce Şanghay’a, sonra dönemin başkenti Nancing'e giderek bir temsilcilik kurduğunu, sonraki yıllarda ekonomik sebeplerle bir süre kapalı kalan temsilciliğin 1937'de Ankara'dan tayin edilen Maslahatgüzar Emin Ali Sipahi tarafından, İkinci Dünya Savaşı öncesindeki Japon işgali sırasında Çin'in başkentinin Nancing'den Çongçing'e taşınmasıyla bu şehirde yeniden açıldığını anlattı.
Bundan iki yıl sonra, 1939'da Çin’e "orta elçi" sıfatıyla tayin edilen Hulusi Fuat Tugay'ın yeniden görevi üstlendiği ve ardından temsilciliğin büyükelçilik düzeyine yükseltildiğini belirten Ünal, şunları kaydetti:
"Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nda aktif bir tarafsızlık politikası izliyor. Çin bu dönemde çok büyük bir savaşın içine giriyor. Birçok ülke gibi Çin için de İkinci Dünya Savaşı aslında 1939'da değil, daha önce başlıyor ve daha uzun sürüyor. Birçok zorluğa rağmen büyükelçiliğimiz bu dönemde açık kalmaya devam ediyor. Birçok ülke büyükelçiliğini kapatıp, ülkeden ayrılırken Türk Büyükelçiliği açık kalıyor ve Çin'deki ortak ulusal direnişle beraber hareket ediyor. Hatta o dönemki Çin yönetimi, işgal altında başkentin taşınmasını, Ankara’nın Kurtuluş Savaşı'ndaki rolüyle paralellik kurarak 'Çongçing bizim Ankara'mız olacak.' sloganıyla halka anlatıyor. Buranın son kale olduğunu ve direnişi buradan sürdüreceklerini bu yolla vurguluyor."
Ünal, savaş koşullarında Türk elçilerin Çin'e gelmesi, temsilcilik kurması ve bunun daha sonra büyükelçilik seviyesine yükseltilmesinin, Çin halkı tarafından çok büyük ilgi, memnuniyet ve iştiyakla karşılandığını, Türk diplomatların zor şartlarda savaşın sonuna dek ülkedeki görevlerini sürdürdüklerini vurguladı.
DİPLOMATİK İLİŞKİLERİN KURULMASI
Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu izleyen dönemde Türkiye’nin 1971'de Pekin yönetimini resmi olarak tanıyarak diplomatik ilişkileri başlattığını ifade eden Ünal, şunları söyledi:
"1970'ler uluslararası ortamda birçok değişimin yaşandığı bir dönem. Bir tarafta ABD ile Çin yakınlaşması, diğer tarafta Çin'in Sovyetler Birliği'nden algıladığı tehdit var. Öte yandan Amerikan-Sovyet ilişkileri de farklı bir döneme giriyor. Sonuç itibarıyla yıllarca Birleşmiş Milletler tarafından tanınmayan, Birleşmiş Milletler'e üye olamayan Çin Halk Cumhuriyeti vaka olarak zaten orada olduğu için kendini kabul ettiriyor. Türkiye de birçok ülkeyle birlikte Çin'i tanıyor."
Ünal, Türkiye ile Çin arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasına ilişkin müzakerelerin iki ülkenin Paris'teki büyükelçilikleri üzerinden yürütüldüğünü ve 4 Ağustos 1971'de büyükelçilikler arasında nota teatisi ile diplomatik ilişkilerin kurulduğunu belirtti.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 25 Ekim 1971'te yaptığı oylamada, Çin'in meşru temsilcisi olarak tanındığını hatırlatan Ünal, Türkiye'nin BM'nin tanınmasından önce Çin'i tanıyarak ilişkilere verdiği önemi ortaya koyduğuna dikkati çekti.
Ünal, ilişkilerin kurulmasını takiben Türk büyükelçilerin süratle ülkeye gelerek kurumsal yapıyı oluşturduklarını ve Türkiye'nin Pekin Büyükelçiliğinin 1972’de taşındığı binasında bugüne dek faaliyetini sürdürdüğünü kaydetti.
"KÜRESEL, ULUSLARARASI VE BÖLGESEL BİRÇOK KONUYA AYNI OPTİKTEN BAKIYORUZ"
Türkiye-Çin ilişkilerinin ilk dönemlerde uzaklığın ve fiziki bağlantıların eksikliğinin etkisiyle önce yavaş adımlarla, daha sonra hızla ilerlediğini dile getiren Ünal, ilk başlarda ticaret hacminin küçük rakamlarda olduğunu, diplomatik temsilciliklerin ve personel sayısının sınırlı kaldığını ancak özellikle hava yolu bağlantısının kurulmasıyla karşılıklı ilişkilerin hızla geliştiğini belirtti.
Ünal, son 25 yılda küresel ekonomik ve ticari gelişmelerin de etkisiyle ilişkilerin daha ileri bir düzeye ulaştığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
"Diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yılını idrak ettiğimiz bu yılda Çin artık sadece Asya'da değil, dünyada birinci ticaret ortağımız haline geldi. 50 milyar doları aşan bir ticaret hacmimiz var. Bağlantısallık konusunda,Türk Hava Yolları Çin'in 4 şehrine günde iki sefer yapıyor. Çin hava yolu şirketlerinin hemen hepsi İstanbul’a uçuyor. İki ülke arasında haftada 50’den fazla yolcu uçağı seferi var. Artan sayılardaki kargo uçuşları da ticaretin ne kadar geliştiğini gösteren bir başka işaret. Bugün Pekin Büyükelçiliğimize ilaveten Şanghay, Hong Kong, Guangcou ve en son açılan Çıngdu başkonsolosluklarımızla birlikte temaslarımız ve işbirliğimiz daha da gelişiyor. İlişkiler eskisine göre daha ileri ve olumlu bir noktada ve bunu daha ileri taşıyacağımıza inanıyorum."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda ikili ilişkileri çok boyutlu olarak daha ileri noktaya taşımak için çalıştıklarının altını çizen Ünal, iki devlet başkanının bugüne dek birçok kez yüz yüze görüştüğünü, son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Çin’in Tiencin şehrinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi'nde yaptığı ziyaretteki görüşmede de liderlerin iki ülke ilişkilerinin daha da ileri götürülmesi konusundaki mutabakatı ve vizyonu tekrarladıklarını kaydetti.
Ünal, bu mutabakat doğrultusunda siyasi, ekonomik, ticari ilişkilerin geliştirilmesini, bağlantısallık, enerji, yapay zeka ve yeşil ekonomi gibi alanlarda ilerlemeyi hedeflediklerini belirterek "Temelde her iki ülkenin de uluslararası dünyaya bakışı barış, istikrar, savaşların önlenmesi, engellenmesi ve mümkünse bitirilmesi üzerine. Bu anlamda küresel, uluslararası ve bölgesel birçok konuya aslında aynı optikten bakıyoruz. Bu da iki ülkenin bugün uluslararası camiada durduğu noktayı gayet iyi gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.