Anayasa Mahkeme kararı yanlış mı
'İki hukukçudan çarpıcı açıklamalar: 'Anayasa Mahkemesi’nin kararı yanlış.... 367 görüşünü ilk ortaya atan Teziç’tir .. Cumhurbaşkanlığı’na Arınç vekalet eder... '
Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar hakkında tartışmalar devam ediyor. Konu ile ilgili olarak Hilal TV'nin Basında Bugün Programına katılan Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Servet Armağan, Feridun ve Arzu Erdoğral’ın sorularını yanıtladı.
Hukukçuların programdadile getirdikleri görüşler şöyle:
Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk:
Anayasa mahkememizin kararı henüz yayınlanmadı ama eğer bu güne kadar söylenenlerin dışında bir şey söylemeyecekse, 367 ve 184 tartışmasında yeni bir şey söylemeyecekse 367’de ısrar eden arkadaşlarımın görüşlerini paylaşmam mümkün değil. Ben burada çok önemli bir sonucun çıktığı kanısındayım. O da şu; hep onu tekrarlıyorum, Türkiye hukukta yorum disiplinini sağlayamadı, bu olayla kanıtlandı. Niye kanıtlandı? Çünkü şunu belirtiyim, Luizyana’da 1978 yılında yapılmış bir toplantı vardı. 700 delegenin katıldığı bir toplantıdır. Dünya hukukçuları toplanmıştır ve yorum konusunu işlemişlerdir birkaç gün. O yorum konusunda herkesin birleştiği konuları bir rapor olarak yayınladılar. O raporun ilk maddesi ilk paragrafı yorumun yazılı hukukun metnini aşamayacağı yönündedir. Bugün yapılmış olan yorum bu ilk ilkeye ters düşüyor çünkü yorumun ontolojik temeli daima yazılı metindir. Yazılı metin varsa yorum yaparsınız ve o metnin dışına çıkamazsınız. Arkadaşlarımız öyle bir yorum yaptılar ki metnin dışına çıktılar. Olmayan toplantı yeter sayısını 102. maddeye montaj yoluyla eklediler. Bu mümkün değildir. Yani yorumun ilk kuralı ihlal edildi bu gün ışığına çıktı. Ama bu yeni bir olay değil. Onu baştan söyleyeyim. Çünkü daha önce hakları birleştirme kararında Türk hukuku 1990 yılların başında dedi ki; Saplama suretiyle telefon konuşması yapmak bu bir hizmettir bunu mal kavramına soktu düşünebiliyor musunuz mal dedi buna. Bu o kadar büyük tepki yarattı ki Yeni Türk Ceza yasasında yasa koyucu kıyas yasağı getirmek zorunda kaldı. Buna benzer yorumlar söz gelimi sayın Erdoğan’la ilgili olan hükümlülük kararında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin vermiş olduğu kararı yokluk yaptırımıyla sakat olduğunu ileri sürerek vermiş olduğu kararı yokluk hükmünde saydığı yani sanki tapu müdürü kararı verdiği ve o şekilde dosyayı diriltmek suretiyle hükümlü aleyhine karar çıkardı. Ben bunları hep yaşadım onun için anayasa mahkememizin tabi gerekçeli kararını görmedik belki gerekçede dahiyane fikirler vardır onu bilemem gerekçeyi gördükten sonra daha sağlıklı eleştiri yapabileceğiz. Buna benzer davranışları orda da gördüm yani yapılan yorumlarla söz gelimi özel hüküm genel hüküm gibi öyle bir ilişki yok orda ve bu ilişkiyi yorum yapanların ne yazık ki hiç kitap karıştırmadan kendilerinden yalnızca boşluk dolduran yardımcı hüküm ve temel hüküm ilişkisi var ama temel hüküm yok, böyle bir hükümde yok…Buna rağmen bunu uydurdular. Bu bakımdan benim ulaştığım sonuç şu; hala Türkiye’de bu kavramlar yerleşmemiştir ve ne yazık ki Türkiye bir yorum disiplini yaratamamıştır. Dünde söyledim. Türkiye’de yorum nasıl yapılır, bu konuyla ilgili bir kitap yok şu ana kadar. Ama başka ülkelerde bakıyorsunuz adam ticaret hukuku kitabı yazmış 10 ciltlik. Birinci cildi ticaret hukukunda yorumdur. Yani bu son derece önemli bir konu. Büyük bir boşluğun olduğu ortaya çıktı. Yorumda hiçbir disiplin yok Türkiye’de. Ama sanıyorum telosun ne olduğunu iyice anlamadan yorum yaptığı anlaşılıyor. Bu açıdan anayasanın vermiş olduğu kararı gerekçeli karardan sonra daha iyi değerlendireceğiz. Bilinen argümanlara dayanarak verilmiş bir kararsa kabl etmek mümkün değildir. Bir de şunu ileri süreyim sizin televizyonunuz aracılığıyla; Kimse hala farkında değil bu görüşü ilk kez ortaya atan 1980 yılında Teziç’tir. Şimdi bir arkadaşımıza mal edildi sanki o söylemiş gibi. O da yazmış olduğu makalede Teziç’e hiçbir gönderme yapmadı. Bu hem hukuka aykırı hem de etiğe aykırıdır. Bu 1980 yılından beri ileri sürülmüştür. O dönemde pek yandaş toplamadı ama bugün bazı arkadaşlarımız onu savunuyorlar. Onun için ben şunu söyleyeceğim anayasa mahkemesinin vermiş olduğu kararı ben paylaşmıyorum. Ancak dediğim gibi sağlıklı bir değerlendirme için gerekçeli karar beklenmeli.
SEZER'İN YERİNE KİM VEKALET EDECEK.
Bu konuda iki görüş ortaya çıkıyor. Birinci görüş; 102. maddenin son fırkası seçilen yeni cumhurbaşkanı görevine başlayıncaya kadar süresi dolan cumhurbaşkanı görevine devam eder diyor. Son fıkraya baktığınız zaman başka sonuçlar çıkarmak mümkün ama gerekçesine baktığınız zaman gerçekten cumhurbaşkanı seçilene kadar cumhurbaşkanının görevini sürdüreceğini çıkarabilirsiniz ama 102. maddenin yorumu diğer maddelerle sürtüşmemesi gerekiyor. Nitekim anayasa mahkememizin vermiş olduğu karar yorumda bir çok maddeyle sürtüştüğü de ortaya çıkıyor. Sırf bu maddeyi okursanız ve gerekçesiyle yetinirseniz bu sonuç doğru diyebilirsiniz ama bir kere yorumda gerekçe kullanılan araçlardan biridir ancak maddenin anlatım biçimi, anlamı gerekçeyle çatışıyorsa gerekçeyi dışlamak zorundasınız. Maddeye baktığınız zaman seçilen diyor, seçilecek demiyor dikkat edin. Seçilecek yeni cumhurbaşkanı demiyor seçilen diyor. Şu anda seçilen cumhurbaşkanı yok. 101. maddeye bakıyorsunuz yedi yıl için seçilir diyor. 103. maddeye bakıyorsunuz görece başlamasını ant içmeye bağlıyor. Cumhurbaşkanını ant içtiği anda göreve başlamış sayıyor. Nitekim Yargıtay genel kururu bir kararında Rahmetli Özal’la ilgili bir karardır bu dedi ki cumhurbaşkanı göreve başlaması için ant içmesi gerekir. Ant içmeden önce bir yurttaş rahmetli Özal’a sövmüştü Yargıtay dedi ki bu Cumhurbaşkanına sövmüş sayılmaz çünkü henüz ant içmemiştir bu bakımdan sade bir yurttaşa sövmüştür bu bakımdan bu maddeye sokamayız dedi şimdi ona baktığımızda bir de 106. maddeye baktığınızda bakın ne diyor şu şu şu ve ölüm dedikten sonra başka bir şekilde cumhurbaşkanlığı koltuğunun boşalması halinde yani sınırlı olarak saymıyor. Ne zaman boşalıyor Cumhurbaşkanlığı? Yedi yıl dolunca.Yedi yıl dolduktan sonra başka bir sebeple cumhurbaşkanının yenisi seçilinceye kadar diyor. O zaman meclis başkanının vekalet etmesi sonucu çıkıyor. Geçen gün yolda giderken A.A. beni yolda yakaladı dedi ki bunu sormak istiyoruz, yanımda anayasa yok dedim.Anayasayı okuyamadan bir şey söyleyemem. Size ham bilgiyle konuşuyorum 102. maddenin son fıkrasında böyle bir şey olacaktı buna göre herhalde mevcut cumhurbaşkanının görevini sürdürmesi gerekir,o gün sanki kesin yargıymış gibi kesin görüşümmüş gibi yansıtmışlar. Daha sonra yaptığım değerlendirme budur. Benim kanımca seçilen bir cumhurbaşkanı ise 102. madde onunla ilgilidir. Çünkü seçilecek cumhurbaşkanı söz konusu.Maddenin lafzı da yani çerçevesi de 101, 102,103 ve 106. maddeyi birlikte yorumladığınız ve birbirleriye çatışmamasını sağladığınız taktirde devlet başkanının görevi bence 16 Mayıs’ta biter. Ondan sonra orda kalmakta ısrar ederse hukuka aykırı olur , orayı işgal etmiş olur diye düşünü
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Servet Armağan….
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Servet Armağan, Bu karar yanlış bir karar oldu. Şöyle ki; anayasa mahkemesinin norm kontrolü dediğimiz faaliyeti üç esasa dayanıyor. Biri kanunlara karşı açılan davalar biri kanun hükmündeki kararnamelere karşı diğeri de iç tüzükteki bir düzenlemenin anayasaya aykırılığına karşı açılan davalarda söz konusu oluyor. CHP’nin anayasaya açtığı davada birinci ve ikinci ihtimal yok, üçüncü ihtimal hatıra geliyor yani bir iç tüzüğe karşı dava açması hatıra geliyor. Burada yeni bir iç tüzük düzenlemesi de yok. Yani şimdiye kadar uygulanan şu kadar senedir belki 20 senedir uygulanan 96. maddenin uygulanması söz konusu yani yeni bir iç tüzük ihdası söz konusu değil. Refah partisi döneminde buna benzer bir dava açılmıştı. O zaman Refah partisindeydi hukukçu Kamalak zannediyorum, ‘yeni bir iç tüzük ihdas edildi yeni bir iç tüzük getirildi’ diye bir dava açtı ve anayasa mahkemesi kabul etmişti ve iptal kararı vermişti ama Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunda böyle bir durum yok. Yani bundan evvelki Cumhurbaşkanları nasıl seçildiyse hangi çoğunlukla toplantı açıldıysa yine aynı çoğunlukla toplantı açıldı ve devam edildi. Birinci tura geçildi. Birinci turda üçte iki çoğunluk sağlanamadığı için seçilmiş sayılmadı. Bir diğer deyişle toplantı karar çoğunluğuyla karar çoğunluğu yani toplantı yeter sayısıyla karar yeter sayısı birbirinden farklı. 184 ve üstü bir sayıyla başkan toplantıyı açar,açtı; ondan sonra toplantıya geçer, geçti .Üçte iki çoğunluğu arıyor anayasanın 102. maddesi, o çoğunluk bulunamadığı için ikinci tura ne zaman geçeceklerini söylemesi lazımdı ve dedi onu. Burada yeni bir iç tüzük düzenlemesi yok. Anayasa mahkemesi gereksiz yere bu talebi kabul etti ve hatta iptal kararı verdi. Eski cumhurbaşkanları hatta eski meclis başkanları tümü basına intikal ettiği kadarıyla bu şekilde söyledi ve hatta anayasa mahkemesinin bundan iki yıl önceki başkanı Yekta Güngör Özden de “184 kafidir, benim kanaatim budur” dedi. Zaten doğru olan budur. Gereksiz yere dava kabulü ve gereksiz yere iptal kararı söz konusu. Bu kadar biz hukukçular tarafından, ilim adamları tarafından çok tenkit edilecek sanırım önümüzdeki aylarda, yıllarda, bilimsel çalışmalarda tenkit edilecek. Pratik açıdan da hiç hoş olmadı. Hukuki yorum böyle. Pratik açıdan da şöyle. Diğer parti mensupları da söylediler eğer 367 çoğunluğu toplantı yeter sayısı kabul ederseniz bundan sonra bunu bulmak zor olur hele koalisyonlu hükümetlerde ve bir çok partili parlamento aritmetiğinde daima partiler senin dediğin değil benim dediğim olacak inadı üzerine politika yürütürler, çünkü 367’yi bulmak çok çok zor. 367 üçte iki çoğunluk demek. Pratik açıdan da çok zora soktu Türk Parlamento hayatını. En direk olarak anayasa mahkemesi böyle bir şey istemese de verdiği iptal kararı böyle bir yanlışa götürdü.
CUMHURBAŞKANLIĞINA KİMİN VEKALET EDECEĞİ SORUSU GÜNDEMDE. SİZİN DEĞERLENDİRMENİZ NELERDİR?
Bu da açık bir şey. Erken seçimle ilgili olmasa dahi Cumhurbaşkanlığına vekalet edecek kişi TBMM’nin başkanıdır. 103. madde bunu belirtiyor. Hastalık, yurt dışına çıkma gibi sebepleri sayıyor orda, bu durumlarda TBMM Başkanı Cumhurbaşkanına vekalet eder diyor. Bunun yoruma açık bir tarafı yok. Yani eski cumhurbaşkanı görevine devam eder ya da bir başkasını geçici olarak tayin edelim anayasanın metninden ve anayasanın yorumundan çok çok uzak. Şu an ki Meclis Başkanı Sayın Arınç hiç şüphe yok vekalet edecek. 15’inde görev süresi bitiyor. 16 Mayıs itibariyle TBMM Başkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanlığına vekalet edeceğine şüphe yok. Bunun tartışılması bile yersiz ve pratik açıdan da başka kötü neticelere ve olumsuz yorumlara girmeye hiç gerek yok. Anayasanın 103. maddesi zaten bunu söylüyor bize.