“Laiklik' söylemi üzerinden yeni gerilim arayışı mı? 'Millet cevap verdi'

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dijital Medya Koordinatörü Aslan Değirmenci, 'Laiklik Üzerinden Eski Defterleri Açmak, FETÖ'ye El Sallamak, Vesayete Selam Çakmak' başlığıyla yeni bir analiz yazısı kaleme aldı.

“Laiklik' söylemi üzerinden yeni gerilim arayışı mı? 'Millet cevap verdi'
“Laiklik' söylemi üzerinden yeni gerilim arayışı mı? 'Millet cevap verdi'
GİRİŞ 24.02.2026 13:49 GÜNCELLEME 24.02.2026 13:51

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dijital Medya Koordinatörü Aslan Değirmenci, son günlerde yeniden tartışma konusu haline gelen 'Laiklik' kavramı üzerinden bir analiz yazısı kaleme aldı.

Değirmenci, 'Laiklik' üzerinden yeni bir gerilim hattı oluşturmaya çalışıldığının altını çizerken; "Bugün Türkiye’nin gündemi; küresel rekabet, savunma sanayii, dijital dönüşüm, eğitim reformu, ekonomik istikrar ve bölgesel güç dengeleridir. Ne laiklik elden gitmektedir ne de Cumhuriyet tehlikededir." ifadelerini kullandı.

Laiklik elden gidiyeah!Laiklik elden gidiyeah!

Bahçeli'den 'Laiklik Bildirisi'ne tepki: Allah'a iman gericilikse, gericiyiz!Bahçeli'den 'Laiklik Bildirisi'ne tepki: Allah'a iman gericilikse, gericiyiz!

İşte Aslan Değirmenci'nin 'Laiklik Üzerinden Eski Defterleri Açmak, FETÖ'ye El Sallamak, Vesayete Selam Çakmak' başlıklı yazısı...

"Türkiye’nin yakın siyasi tarihi bize şunu defalarca gösterdi; Darbeler tankla gelir ama zeminini kavramlarla hazırlar. O kavramların başında ise çoğu zaman “laiklik” gelir.
Kenan Evren 12 Eylül’e giderken laikliği bir güvenlik söylemine dönüştürdü. İsmail Hakkı Karadayı ve Çevik Bir, 28 Şubat sürecinde aynı kavramı psikolojik harekât aparatına çevirdi. Milli Güvenlik Kurulu kararları, brifingler, manşetler ve andıçlarla desteklendi. “İrtica” yaftasıyla binlerce insan tasfiye edildi.
En ironik olanı ise şuydu; FETÖ 15 Temmuz gecesi yayımladığı korsan bildiride dahi “laiklik” vurgusu yapıyordu. Demek ki mesele laiklik değildi; mesele o kelimenin arkasına saklanan vesayet aklıydı.

Aynı Ezber, Aynı Refleks

Aslan Değirmenci

Bugün ülkede ne bir rejim krizi var ne de “irtica tehdidi” diye sunulabilecek toplumsal bir gerçeklik. O günde yoktu. Aslında hiç olmadı..
Toplum hayatın olağan akışı içinde; ekonomi, teknoloji, dış politika, yapay zekâ, küresel rekabet gibi başlıklarla meşgul.

Buna rağmen bazı çevrelerin yeniden laiklik eksenli gerilim üretmeye çalışması tesadüf değildir. Bu, kirli bir siyasal refleksin devamıdır.
28 Şubat’ta ne olmuştu?

Laiklik, dışlayıcı ve cezalandırıcı bir forma büründürülmüştü.

Başörtüsü kamusal alandan tasfiye aracı yapılmıştı.

İmam hatipler katsayı uygulamasıyla budanmıştı.
Binlerce kamu görevlisi “irtica” fişlemeleriyle meslekten atılmıştı.
Medya, manşetleriyle adeta karargâh gibi çalışmıştı.

Sadece hak ve özgürlükler değil, ülkenin ekonomisi de ağır bedel ödedi. Bankalar battı, kamu kaynakları yağmalandı, 2001 krizine giden yol döşendi. Yüz milyarlarca dolarlık bir maliyet oluştu.
Ve bütün bu tablo, “laiklik elden gidiyor” söylemi eşliğinde kuruldu.

Laiklik mi, Laiklik Üzerinden Vesayet mi?

Laiklik, bir yaşam tarzını diğerine üstün kılma aracı değildir.
Sorun, laikliğin kendisi değil; onun bir sopa gibi kullanılmasıdır.

Geçmişte vesayetçi, seküler bir zihin dünyası, “doğru tektir ve onu biz temsil ediyoruz” diyerek toplumu hizaya sokmaya kalktı. Siyaseti dizayn etmeye çalıştı. Üniversiteleri, yargıyı, bürokrasiyi bu anlayışın tahkimat hattına dönüştürdü.
Sonuç? Toplumsal travma. Ekonomik çöküş. Devlet-millet ilişkisinde kırılma.

Ve ironik biçimde, kapalı devre yapıların en başta FETÖ’nün palazlanmasına uygun zemin hazırlama...

Zaten ahtapotun bir kolu da FETÖ değil miydi? Öyleydi.

Birlikte hareket etmediler mi? Ettiler.

Biraz açalım;

28 Şubat darbe sürecinde kamuoyuna sunulan tablo, “irtica ile mücadele eden devlet” görüntüsüydü. Ancak arka planda çok daha karmaşık bir denklem vardı.

FETÖ, o dönemde kendisini “ılımlı” ve “devletle uyumlu” bir dini yapı olarak pazarladı. Başörtüsünü “teferruat” olarak niteleyen açıklamalar, Refah-Yol hükümetine yönelik sert eleştiriler ve darbe atmosferine paralel demeçler tesadüf değildi. Kendisine verilen görev buydu. 28 Şubatçı aktörlerin hedef aldığı geniş muhafazakâr kitle tasfiye edilirken, FETÖ kadroları sistem içinde daha rahat hareket alanı buldu. Hatta vesayetçiler tüm kapıları açık bıraktı, emperyalizm tüm kapılardan FETÖ'yü içeri aldı.
Milli Güvenlik Kurulu brifingleriyle dindar subaylar ve kamu görevlileri “irtica” gerekçesiyle tasfiye edilirken, oluşan boşlukların önemli bir kısmı örgüt mensuplarınca dolduruldu. Bu durum, sonradan 15 Temmuz’da daha net görülecek olan kadrolaşma sürecinin hızlanmasına zemin hazırladı.
Yani görünen sözde çatışmaya rağmen, fiili sonuçlar açısından bir paralellik vardı; 28 Şubat’ın dışlayıcı ve tasfiyeci iklimi, FETÖ’nün devlet içinde palazlanmasına alan açtı.
Bu nedenle 28 Şubat’ı yalnızca “irtica ile mücadele” başlığıyla okumak eksiktir. O süreç, vesayetçi akılla örgütsel sızma stratejisinin kesiştiği kritik bir eşikti.

Bugün Neyi Kaşıyorsunuz?

Bugün laiklik üzerinden yeni bir gerilim hattı oluşturmaya çalışmak, açık konuşalım, demokratik siyasete darbe indirme arayışıdır.
Toplumun inancıyla, kimliğiyle, yaşam biçimiyle kavga ederek siyaset üretme dönemi kapanmıştır. Bu millet korku siyasetini de, “irtica” ezberini de, vesayetçi manşetleri de gördü.

Bugün Türkiye’nin gündemi; küresel rekabet, savunma sanayii, dijital dönüşüm, eğitim reformu, ekonomik istikrar ve bölgesel güç dengeleridir.

Ne laiklik elden gitmektedir ne de Cumhuriyet tehlikededir.

Buna rağmen “laiklik tehlikede” söylemini ısıtıp servis etmek, siyasal zemin bulamayanların nostaljik bir gerilim arayışıdır. Bu arayışın topluma faydası yoktur; sadece fay hatlarını kaşıma riski vardır.

Tarih Uyardı, Millet Cevap Verdi

Türkiye darbelerden çok çekti. Her on yılda bir sivil siyasete ayar verilmeye çalışıldı. Ama her defasında millet iradesi yeniden güçlendi.
28 Şubat’ın “bin yıl sürecek” denilen düzeni bile birkaç yıl içinde dağıldı. Çünkü toplum değişti. Çünkü siyaset normalleşti. Çünkü vesayet zemin kaybetti.
Bugün yapılması gereken, eski kavramları yeniden silahlandırmak değil; daha güçlü Türkiye için yürekleri birleştirmektir. Laikliği korku üretme aracına dönüştürmek değil; hukuk devleti içinde doğru yerine oturtmaktır.

Aksi halde şu soru kaçınılmaz olur:

Gerçekten laikliği mi savunuyorsunuz, yoksa bir kez daha siyaset üzerinde Demokles’in kılıcı mı sallamak istiyorsunuz?

Bu ülke artık o eski ezberlere teslim olacak bir ülke değil."

Kadriye Ebrar Etirli Haber7.com - Editör
Haber 7 - Kadriye Ebrar Etirli

Editör Hakkında

2000 yılında İstanbul'da doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik' bölümünde henüz okurken HaberAnkara ve AnkaraMasası'nda çalıştı. 2022 yılındaki mezuniyetinin ardından Beyaz TV'de 'Haber Editörü' pozisyonunda görev aldı. 2024 yılının Şubat ayından itibaren Haber7'deki Gündem Editörü kariyerine devam etmektedir.
YORUMLAR 2
  • Misafir 24 dakika önce Şikayet Et
    Laikliğin tanımı anayasada yapılmalı. Din ve vicdan özgürlüğü mü yoksa islami değerleri yasaklamak için bir kılıf mı?
    Cevapla
  • Misafir 1 saat önce Şikayet Et
    toprağın altına girilince kim gerici imiş kim ilerici imiş herkes öğrenecek
    Cevapla
DİĞER HABERLER
Altında 5.100 dolar kritik eşik: Aşılırsa ralli, altına sarkarsa düzeltme!
Uydu verileri ortaya çıkardı! Yeni fay hattı tespit edildi: Büyük deprem olabilir