Bahçeli'den AP'nin Türkiye raporuna sert tepki: Avrupa Türkiye'ye istikamet çizemez!

Son dakika haberi: MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulundu. Bahçeli açıklamasında Avrupa Parlamentosu'nda (AP) kabul edilen Türkiye raporuna yönelik sert tepki gösterdi.

GİRİŞ 23.06.2026 10:22 GÜNCELLEME 23.06.2026 11:14

SON DAKİKA: Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bahçeli'nin konuşmalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde;

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu kutlu çatısı altında sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten kıvanç duyuyorum. Bugünkü toplantımızın devletimizin yarınlarına hayırlar getirecek netice ve hizmetlere vesile olmasını temenni ediyorum.

Değerli dava arkadaşlarım, dış politikada bazen bir zirve fotoğrafı sayfalar dolusu rapordan daha fazla şey anlatır. Bazen bir devlet başkanının masaya geç gelişi. Bazen gelişi güzel söylenmiş gibi kılıfına uydurulan bir cümle, yıllardır saklanan, sessizliğini koruyan ve sırasını bekleyen güç tahakkümünü ortaya koyar.

"TRUMP GELİŞİGÜZEL 'PATRONUM' DEMEDİ"

Bazen bir parlamento raporu, ateş bacayı sarınca hatırlanan dostluk cümlelerinin arkasına gizlenmiş, yılların kiniyle bıçak gibi bilenmiş eski husumetleri gözler önüne serer, niyetleri ele verir.

Fransa'da G7 liderleri bir araya gelmiştir. Zirvenin gündem başlıkları kâğıt üzerinde hayli kabarıktır. Küresel ekonominin atılan bombalar ile imzalanan mutabakatlar arasında sıkışmış kırılgan seyri, Ukrayna Savaşı'nın Avrupa güvenliğinde açtığı ve derinleşen gedik, Hürmüz Boğazı üzerinde enerji yolları ile dünya ticaret hayatının seyir güzergâhı üzerine çöken belirsizlik, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olan düzensiz göç endişeleri aynı fotoğraf karesine sıkışmıştır. Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim" sözü damga vurmuştur. 

  • Trump gelişigüzel 'Patronum' demedi. Bu söz Trump'ın güç gösterisini işaret etmektedir. 

İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır. Bu söz, ortak değerler perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir.

"AB HANGİ AKILLA BİZE AYAR ÇEKİYOR?

Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir. Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hâlâ Washington'un gölgesinden çıkaramamıştır. NATO Genel Sekreteri'nin açıklamaları ortadadır. Aynı Avrupa, ABD'nin Avrupa'daki askerî katkılarının azaltılacağını açıkladığı bir dönemde, kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir.

  • Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı muhaliflerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Yani Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş fakat hâlâ Türkiye'nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir.

Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart çöküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar, ne hakkaniyet çıkar, ne de Türkiye'ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusundan hülyalara dalanlar iyi duysun. Kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır. Atalarımız boşuna "El atına binen tez iner." dememiştir. Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır.

Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ders vermeye kalkacak? Devletimizin hangi yüzle makamlarına dil uzatacaktır. Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl cesaret edebilirler? AB hangi akılla bize ayar çekiyor? AB basiretsizliğini görmeden bize rapor yazıyor. 

  • AB, Türkiye'ye istikamet çizemez. Türk milletine biçim verecek terzi daha doğmamıştır.

"AB RAPORU EĞRİ CETVELLE ÇİZİLMİŞ"

Avrupa başkentlerinde yıllarca Türk askerine namlusunu doğrultan hain terör örgütlerinin paçavralarını dalgalandırdılar. Türk milletinin canına kasteden FETÖ artıklarına seve seve kucak açtılar. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye'de kurduğu işini Avrupa'da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Fitne şebekelerine yuva oldular, yurt oldular.

AB raporu eğri cetvelle çizilmiş. Türk yargısı Brüksel raporuna göre karar veremez.

Düşmanlığın zehirli diline göz yumanların Türk milliyetçiliği hakkında hüküm cümlesi kurmaya yüzü var mıdır? Kendi kıtasında göç baskısı karşısında bocalayanların, milyonlarca mazluma yıllardır kapısını açmış Türkiye'ye insanlık dersi vermeye hakkı var mıdır? Kendi güvenliğini Amerika Birleşik Devletleri'nin kararlarına bağlamış olanların, Mavi Vatan ülkümüze ve Doğu Akdeniz'de kabak gibi ortada olan deniz yetki alanlarımıza itiraz edecek sözü var mıdır?

"TÜRKİYE'NİN EGEMENLİK SAHASINA İTİRAZ ETMEYE KALKIŞANIN ALNINI KARŞILARIZ"

İşte karşımızdaki bu sefil tablo artık yorum kaldırmayacak şekilde ortadadır. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır.

  • Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye'nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karşılarız. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz.

"AB VERDİĞİ SÖZLERİ TUTMAMIŞTIR"

Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir. Gümrük Birliği'nin güncellenmesi kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır. Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir. Aday ülke statüsü çoğu zaman kâğıt üzerinde bırakılmıştır. 2018'den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir. Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu kalkıp Türkiye'ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. Bu nasıl bir körlüktür? Bu nasıl bir hukuksuzluktur?

"TÜRK YARGISI, BRÜKSEL SALONLARINDA YAZILAN RAPORLARIN HİMAYESİNDE KARAR VERMEZ"

Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed'in bizlere öğütlediği gibi ahde vefa imandandır. İslam'ın nurundan nasibini almamış, adaletin rahmet iklimine sırtını dönmüş, Müslüman Türk milletine karşı asırlık önyargılarını her fırsatta dışa vuran küffar nereden bilecektir vefayı? Camilerimize saldırı olduğunda susanlara, yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'e yönelik alçak provokasyonları ifade özgürlüğü adı altında pazarlayanlara, başörtülü kadınlarımızın inancını yaşama mücadelesini görmezden gelen gafillere, Avrupa şehirlerinde yükselen İslam düşmanlığını keyifle seyreden bozgunculara sözün namus olduğunu nasıl anlatacağız?

Kıbrıs'ta Rum tarafını bütün adanın temsilcisi gibi Avrupa Birliği'ne alanlar, hakka hürmeti nereden anlayacaktır? Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Avrupa Parlamentosunun 2025 yılı Türkiye Raporu da işte bu eğri cetvelle çizilmiş bir metindir. Bu rapor bağlayıcı olmayabilir. Fakat taşıdığı siyasi niyet bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken bir belgedir.

  • Raporun en vahim bölümlerinden biri de yargı gücümüzü abluka altına alma teşebbüsüdür. Türkiye'nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz. Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur. Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Türkiye Cumhuriyeti, dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı'ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecektir. Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir.

Değerli dava arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosu raporunda hepimizin yetiştiği o kutlu ocağa, göz aydınlığımız, gönül ferahlığımız olan Ülkü Ocaklarına yönelen ifadeler de eski bir husumetin yeni kılığa sokulmuş hâlidir. Bu mesele yeni değildir. Dün Washington'da Ülkü Ocaklarına dosya açmaya çalışanlar vardı. Bugün Brüksel'de aynı karalama faaliyetini rapor satırlarına iliştirenler vardır. Dün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetkisi Yasası'nın içine Ülkü Ocaklarının terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir.

"BİZE İNSANLIK DERSİ VEREMEZLER"

Türk milleti, kendi hakkını başkalarının iki dudağı arasından süzülecek söze bırakacak tıynette değildir. Kıbrıs davasının kökleri derindedir. 1950'lerden itibaren Enosis hülyası adanın üzerine kara bir gölge gibi çökmüştür. EOKA terörü, Kıbrıs Türkü'nün canına, malına, varlığına ve istikbaline kastetmiştir. 1960 Ortaklık Devleti, Rum tarafının Türkleri eşit kurucu ortak olarak görmek istememesi nedeniyle kısa sürede işlemez hâle getirilmiştir. Akritas Planı ile Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963 Kanlı Noel karanlığı adadaki Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur. Kıbrıs Türkü yıllarca kuşatma altında yaşamıştır. Köyler yakılmış, ocaklar söndürülmüş, çocuklar yetim, analar gözü yaşlı bırakılmıştır. 1974 yılına gelindiğinde bıçak kemiğe dayanmış, Ayşe tatile çıkmıştır. Türkiye, garantörlük hukukundan doğan hakkını kullanmış, Kıbrıs Barış Harekâtı ile adada yalnız Türk'ün değil, barışın ve dengenin de teminatı olmuştur.

Bugün hâlâ bu tarihi yok sayarak Türkiye'ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar hakikatin üstünü örtemezler. Kıbrıs'ta Enosis hayalini self-determinasyon kılıfında pazarlayanlar, EOKA terörünü bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı'nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü'nün 1963'ten 1974'e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler.

"BİZ UNUTMADIK, SİZE DE UNUTTURMAYACAĞIZ"

Hiç kimse bizden Kıbrıs Türkü'nün davasını müzakere masalarında aşındırılmış formüllere, uzatılmış oyalamalara ve Rum tarafının bitmeyen oyunlarına teslim etmemizi istemesin. Kıbrıs'ta hakikatin adı iki millettir, iki devlettir, iki ayrı egemen iradedir. Bu uğurda çektiğimiz çileleri, 1963'ün karanlık gecelerini, 1974'te Rubicon'un nasıl geçildiğini tarih bütün detaylarıyla yazmıştır. Türkiye'nin hukuk temelinde tartışmaya açık olmayan etkin ve fiilî garantörlüğünü tartışmaya açmaya çalışanlar, bu topraklardaki varoluş kavgalarımızı ya unutmuş ya da unutturmak istemektedir.

Biz unutmadık. Size de unutturmayacağız. Kıbrıs Türkü'nü Avrupa Birliği'nin kör tarafgirliğinin, Rum-Yunan ikilisinin bitmeyen şımarıklığının insafına terk etmedik.

  • Terk etmeyeceğiz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, millî güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz bir parçasıdır.

Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir. Türkiye kendi kıyılarında bekçi kulübesine hapsedilecek bir devlet değildir. Adalar Denizi, egemenlik, güvenlik ve millî hâkimiyet sahasıdır. Doğu Akdeniz, Anadolu'nun mavi kapısı, Kıbrıs Türkü'nün hayat alanı, enerji denklemlerinin merkez üssü ve deniz yetki alanlarımızın nirengi noktasıdır. Mavi Vatan, denizlerdeki Misak-ı Millî şuurudur. Rum-Yunan ikilisinin tarih boyunca değişmeyen hatası, Türk sabrını yanlış okumak olmuştur. Onlar Türk'ün sessizliğini çekingenlik, diplomasi arayışını zayıflık, barış arzusunu geri adım sanmışlardır. Her defasında yanılmışlardır. Bugün de yanılmaktadırlar.

"SİYONİST MERKEZİN BİR GÜNDE BARIŞ MELEĞİNE DÖNÜŞMEYECEĞİ UNUTULMAMALI"

G7 masasındaki Hürmüz gündemi ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki İran mutabakatı, bu büyük tabloyu tamamlamaktadır. ABD ile İran arasında varılan mutabakat, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran'ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar, Lübnan dâhil çeşitli cephelerde askerî operasyonların durdurulması ve nihai anlaşma için takvim belirlenmesi gibi başlıkları kapsamaktadır.

Ancak ABD Kongresinde bu mutabakata yönelen itirazlar da göstermektedir ki ABD siyasetinin kendi içinde bile netleşmemiş, çalkantılı ve sancılı bir zemini vardır. Uluslararası dünyanın tüm bu keşmekeşine rağmen ABD ile İran arasında müzakere kapısının açık tutulması ve İsviçre'nin ev sahipliğinde mutabakat görüşmelerine başlanması, Hürmüz Boğazı'nda güvenli geçişin, deniz ablukasının kaldırılmasının ve Lübnan sahasında ateşin durdurulmasının konuşulmasını dikkatle izliyoruz. İnsanlığın huzuru adına bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

  • Ne var ki asıl mesele, masada verilen sözlerin karşılık bulmasıdır. İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının mutabakat sürecini gölgelediği, İran tarafının bu saldırıların devamı hâlinde müzakerelerin durdurulabileceği yönünde açık uyarıda bulunduğu görülmüştür.

Lübnan'da işgal altında olmayan bölgelerdeki saldırıların İsrail tarafından durdurulmasına yönelik gelişmelere elbette değer veriyoruz. Ancak bölgeyi kan gölüne çeviren Siyonist tedhiş merkezinin bir günde barış meleğine dönüşmeyeceği de unutulmamalıdır. Bu nedenle meseleye ihtiyatla bakıyoruz. Lübnan'da ateşkes kalıcı ve ülkenin tüm topraklarını kapsayacak biçimde olmalıdır.

Mutabakat zaptı harfiyen uygulanmalı ve Hürmüz'de güvenli geçiş kesintisiz sağlanmalıdır. Hürmüz'den Doğu Akdeniz'e uzanan, Lübnan'da başlayıp Amerika Birleşik Devletleri'nde yankılanan her sarsıntının millî güvenliğimiz ve bölgesel istikrarımız bakımından ne anlama geldiğini soğukkanlılıkla takip etmeliyiz.

KAYNAK: HABER7
Kadriye Ebrar Etirli Haber7.com - Editör
Haber 7 - Kadriye Ebrar Etirli

Editör Hakkında

2000 yılında İstanbul'da doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik' bölümünde henüz okurken HaberAnkara ve AnkaraMasası'nda çalıştı. 2022 yılındaki mezuniyetinin ardından Beyaz TV'de 'Haber Editörü' pozisyonunda görev aldı. 2024 yılının Şubat ayından itibaren Haber7'deki Gündem Editörü kariyerine devam etmektedir.
YORUMLAR 11
  • Vatandaş Rıza 5 dakika önce Şikayet Et
    GERÇEKLER... Ülkemizdeki mücadele.. Bir tafta: MEŞRUİYETLERİNİ BOP (Büyük İSRAİL Projesi..) Kapsamında TRUMP ve NETENYAHU dan alanlar ile CHP'nin içine sızmış olan DAHİLİ BEDHAHLAR İttifakı.. Öbür tarafta ise: MEŞRUİYETİNİ AZİZ TÜRK MİLLETİNDEN alan VATAN ve HALK Sevdalılarının MÜCADELESİ yaşanıyor... Zaman MEŞRUİYETİNİ AZİZ TÜRK MİLLETİNDEN alanları DESTEKLEME ZAMANIDIR...
    Cevapla
  • Musa 7 dakika önce Şikayet Et
    Adamlar AB ye bizi almayacak, boşuna bürokrasi ve sinir harbi. Ne gerek var. ? Ne duruyoruz hala adamların kapısının önünde. Çekip gidelim, kendiişimize bakalım. Raporu da alsınlar , kıvırsınlar.
    Cevapla
  • Pert raporu 22 dakika önce Şikayet Et
    Bahçeli AVRPANIN PERT RAPORUNU TUTMUŞ anlatılanlar tam olarak doğru. Türkiyenin avrupa üzerinde siyasi emelleri yok, Biz ticaretimizş yapalım karşılıklı kalkınalım hesabındayız onlar bize kazık atma peşinde. Artık Vazgeçilmezimşz değiller. Onlardan gelecek medeniyet ve hayır da düşman başına, BUNDAN SONRA YAPTIKLARI her yamuk avrupaya hizmet olarak geri döner.
    Cevapla
  • ali 25 dakika önce Şikayet Et
    Ap hiç bir hükmü yok. Konuşuyorlar ama icraat yok.
    Cevapla
  • Kığılı 32 dakika önce Şikayet Et
    Aferin ne kadar güzel bir Cevap tebrikler
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
DİĞER HABERLER
36 saatlik müzakereler sona erdi! ABD'den ilk açıklama! İşte İran'ın kabul ettiği maddeler
Süper Lig harcama limitleri açıklandı