Belkıs İbrahimhakkıoğlu, Hz. Asiye'yi anlattı

'Hz. Asiye imanının zirvesine tırmanıyor. O da Hz. Musa gibi bir peygambere manevi annelik yapmış. İmanını açık ettiğinde firavun kabullenememiştir ve kendince cezalandırmıştır. Ama O meşhur ayetle, cennette köşkünü istiyor... '

Belkıs İbrahimhakkıoğlu, Hz. Asiye'yi anlattı
Belkıs İbrahimhakkıoğlu, Hz. Asiye'yi anlattı
GİRİŞ 27.02.2007 14:29 GÜNCELLEME 25.08.2020 15:53

26 Şubat Pazartesi akşam haber saatinden hemen sonra Belkıs İbrahimhakkıoğlu Radyo 7’ye konuk olarak katıldı. Türk Edebiyatı Dergisi Yazı İşleri Müdiresi olan İbrahimhakkıoğlu Senem Uluhan’ın sorularını yanıtladı.

 

İşte programdan bazı alıntılar…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Senem Uluhan: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Belkıs İbrahimhakkıoğlu: Erzurum doğumluyum. Erzurum’un uzun kışları olur, bu uzun kışlarda insan kendi içine yönelir. Ben uzun kış sohbetlerinin içinde büyüdüm. Çok güzel insanlar tanıdım. İlkokulu orada okudum. Daha sonra üniversite için İstanbul’a geldim ve iktisat okudum ancak benim için hiçbir önemi yoktu bu okulun, ben hep edebiyata yöneldim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Senem Uluhan: 12 bayan yazarla birlikte Kadın Oradaydı adlı bir kitap kaleme aldınız. Bu kitapta, mübarek kadınları anlattınız, her biriniz. Siz de Hz. Asiye’yi yazdınız. Kitabınızda Hz. Asiye ile ilgili bölümü yazarken neler hissettiniz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Belkıs İbrahimhakkıoğlu: 12 arkadaşla birlikte 12 mübarek kadını yazdık. Benim nasibime Hz. Asiye düştü. Hangisi düşerse düşsün aynı ürpertiyi yaşayacaktım. Hz. Asiye Allah’ın kelamıyla müjdelenmiş bir mübarek kadın. Bir insana bundan daha büyük müjde ne olabilir ki? Bizzat Allah kelamıyla bir kadının müjdelenmesi beni çok etkiledi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ben bu hikâyeyi yazarken bizzat kalbime danıştım. Çünkü biliyorsunuz ki kaynaklarda hayatı hakkında fazla bilgi yok. Ama Rabb’im böyle büyük bir şeyi nasip ettiğine göre, bütün mübarek kadınların yaşayışları nasılsa, o da öyleydi muhakkak ki. Onlar hayatı Hakkın aynasından seyreden insanlardı. O yüzden onları herhangi bir insanın hikâyesini yazar gibi yazamazdım. Tabi ki yanlışlarım olacaktır ama hep dua ederek yazdım; Allah’ım beni yanlışlardan uzak kıl diye. Biliyorsunuz Firavun tarafından işkenceye maruz tutuldu. Ama farklı rivayetler vardı. Ben Hz. Sümeyye ile özdeşleştirdim. Orada yine Salih insanlardan aktarmalarla yazdım. Hem dua hem imrenmeyle karışık yazılan bir yazı oldu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Senem Uluhan: Hz. Asiye’nin sonunu anlatmanızı isteyeceğim sizden?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Belkıs İbrahimhakkıoğlu: Ben hikâyelerin özetini Hz. Âdem’de bulurum. Mutlak kötülük ve Muhammedi nurun bir karşılaşması gibi. Hz. Asiye ve Firavun’da bu var. Firavun nihayetinde şeytanın temsil ettiği, mutlak kötülüğe yeniliyor. Hz. Asiye ise mutlaka Firavunla muhabbet içerisindedir. Duygu alışverişi mutlaka vardı ama nasip diye bir şey ikisini çok farklı uçlarda bırakıyor. Birisi cennete talip birisi cehenneme taliptir. Tabi Allah kimseyi Firavunun durumuna düşürmesin. Çünkü Firavun da sıradan bir insan değil ama Allah-u Teala’nın hiç sevmediği bir özelliği, kibir, onun karanlık sonunu hazırladı. Çünkü Cenab-ı Allah bize diyor ki, “Dünya dolusu günahla bana gelin, ama bana şirk koşmayın.” Zaten imanın esası da odur; “Lailaheillallah.” Firavun’un Hz. Musa karşısında gidiş gelişleri var. Kolay değil bir peygamber karşısında ve ona Cenab-ı Hakk’ın mesajını tebliğ ediyor. Gidiş gelişleri var ama kibri baskın geliyor ve ebedi saadetten maruz kalıyor. Ama Hz. Asiye imanının zirvesine tırmanıyor. O da Hz. Musa gibi bir peygambere manevi annelik yapmış. İmanını açık ettiğinde firavun kabullenememiştir ve kendince cezalandırmıştır. Ama O meşhur ayetle, cennette köşkünü istiyor Hz. Asiye. Ve cenabı Allah da kendi kelamıyla müjdeliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Senem Uluhan: Bu müjdeden büyük bir makam olmaz herhalde. Çok duygulandınız sizi daha fazla, üzmeden başka bir konuya geçmek istiyorum. Sizin ikinci eviniz, Türk Edebiyatı Vakfı ve Türk Edebiyatı Dergisi. Ülkemizin en köklü bu iki kurum ve yayınından biraz bahseder misiniz? Zannediyorum Türk Edebiyat Dergisinin bu ay 400. sayısını yayınladınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Belkıs İbrahimhakkıoğlu: 400 sayı birden edebiyat dergisi için önemli bir sayı. Türk Edebiyatının kurucusu Ahmet Kabaklı Hoca’dır. Türk kültürümüzün yaşatılmasının, varlığımız için ne kadar önemli olduğuna inanan bir aydındı. 1972 den beri, arada 2 yıl kadar bir duraklaması var ama onun dışında devam etti. Türk edebiyatının çok seçkin imzaları yer aldı. Fikir adamları sanatkârlar var. Türkiye’nin sanki kültür haritası gibi. Buradan gençler yetişti. Şimdi de çok değerli yazıları bulabilirsiniz. Sanat faaliyeti etrafında toplanmak çok önemli. Türkiye’nin son dönem kültür hayatında önemli bir adres olmuş bir dergi. Şu anda Beşir Ayvazoğlu genel yayın yönetmenliğini yapıyor. İçerik olarak çok ilgi çekici bir şekilde yayın hayatına devam ediyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Senem Uluhan: Gençlere neler söylemek istersiniz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Belkıs İbrahimhakkıoğlu: Edebiyat aynı zamanda bir paylaşımdır. Diyelim ben şiir yazamıyorum, ama bunun için mutsuz olmam gerekmiyor. Bence şiiri çok iyi anlamak, şiir yazmakla aynı şey. Ben önce çok iyi okuyucu olmalarını tavsiye ediyorum. Gençlere, eğer yazmaya kabiliyetleri de varsa, emeği ve sabrı göze almaları gerekir. Çok günlük hevesleri dile getirmeleri, yazı olarak görmemeleri gerekir.

 

 

 

 

 

(Radyo7 Haber Merkezi)

 

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Milli muharip uçak KAAN'ın ilk uçuşu Alman medyasında geniş yer aldı
CHP’de Hatay ‘Savaş’ı! Özgür Özel’e diz çöktüren rest: Bağımsız aday olurum!