Gülen'e mahkemeden yaş onayı

Fethullah Gülen'in yaşının 3 yaş büyütüldüğü, doğum tarihi 1941 yılından 1938'e alındığı ortaya çıktı. Peki, Gülen'in yaşı neden büyütülme gereği duyulmuştu?

Gülen'e mahkemeden yaş onayı
Gülen'e mahkemeden yaş onayı
GİRİŞ 27.12.2004 11:29 GÜNCELLEME 27.12.2004 11:29

Yaşı nasıl büyütüldü?

Fethullah Gülen'in iki doğum tarihi var: 1938 ve 1941. Hangisi doğru? Cevap basit: İlki resmi, ikincisi doğal doğum tarihi. Bu fark şöyle ortaya çıkmıştı. Genç Fethullah, Edirne'de sınava çekilmiş ve imam olmasına karar verilmişti. Dosyası onay için Ankara'ya gönderilmişti.

Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı reddetmişti. Çünkü yaşı tutmuyordu. Bir avukat devreye girdi. Gereken işlemleri yaptı. Mahkemeye başvuruldu. Aslında işlemler zaman alıyordu. Ancak adliyedeki hâkim ve savcılar da Genç Fethullah'ın vaazlarını dinlemişti. Onu takdir ediyorlardı. İşlemlerin hızlanması için yardımcı olmuşlardı. Böylece kıyafetiyle, duruşuyla, tipiyle olduğundan büyük gösteren Gülen'in yaşı büyütülmüş, doğum tarihi 1941 yılından 1938'e alınmıştı. Böylece dosya tekrar hazırlanıp Diyanet İşleri'ne gönderildi. Sonuçta da onay çıktı.

Kadınlara yüzlerini çevirtti

Fethullah Hoca'nın kadın ve çocuklara verdiği 'Çarşamba vaazları' ünlüydü. Gülen bir gün vaaz veriyordu. Ancak cemaatte bir tuhaflık vardı: Bütün kadınlar önlerine bakıyordu. Meğer, Hocaefendi kendisini dinleyen kadınlara 'Yüzünüzü çevirin. Ne siz bana bakın ne de ben size' demiş.

Kadınlardan kaçmak için camiye sığındı

Fethullah Gülen Edirne'de imamlık yaparken evini bırakıp camide yatıp kalkmaya başlamıştı. Çünkü onu damat almak için ısrar eden babalardan bıkmıştı. Gençti, zekiydi, idealistti, akranlarına kıyasla bilgiliydi. Fethullah Hoca’nın reytingi hızla yükseliyordu.

Dün Fethullah Gülen'i Erzurum-Edirne yolunda bırakmıştık. Gülen 18 yaşındadır. Bu yaş kişiliğin geliştiği, fikirlerin de az çok şekillenmeye başladığı bir çağdır. Peki Gülen ile ilgili şimdiye kadar neler gördük? Dini ve milli duyguların güçlü olduğu bir çevrede yetişmişti... Zekası ve hafızası ortalamanın üstündeydi... Güzel konuşuyordu... Dini literatürün dışındaki kitaplara da meraklıydı... Titiz, temiz, çalışkan, şık giyinen bir insandı... Kolay duygulanıp kolay gözyaşı dökmek bir aile özelliğiydi... Nur cemaatiyle tanışmıştı; Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerini biliyordu...

TOY MOLLALARA YARDIM

Fethullah Gülen, Edirne'ye varıp uzaktan akrabası Hüseyin Top Hoca'yı bulmuştu. Şöyle bir uygulama vardı: Mesela İstanbul'dan gelen hafız talebeler Edirne Müftülüğü'ne başvururlardı. Önce dini ve Arapça bilgileri ölçülürdü. Başarılı olanlara bir belge verilir ve civardaki köylere gönderilirdi. Muhtarların organizasyonuyla bu genç talebeler köy camilerinde namaz kıldırır, diğer dini görevleri yerine getirirdi. Bu uygulama genellikle Ramazan'- da yapılır, ay bitiminde köylüler aralarında topladıkları parayı bu gençlere verirdi. Genç Fethullah için de aynı uygulamayı yapmak mümkündü. Sınav basitti: Müftü vekili İbrahim Akın, hemen elindeki fıkıh kitabından gelişigüzel bir sayfa açmıştı: 'Evladım, gel şurayı oku ondan sonra da ne anladığını bize anlat bakalım.'

CEMAAT CAMİYE SIĞMADI

Hüseyin Top akrabasından daha heyecanlıydı. Çünkü bu Kuran okumaya benzemiyordu. Kuran'da doğru okumayı kolaylaştıran (Türkçe'deki şapkalar gibi) işaretler (hareke) bulunur. İbrahim Akın Hoca'nın kitabı ise böyle değildi. Doğru dürüst Arapça bilmeyen bu fıkıh kitabını okuyamaz, kekeleyip dururdu. Genç Fethullah ise kitabı önüne alıp tıkır tıkır gösterilen yeri okumuştu. Ardından bu metni Türkçe'ye çevirmeye başlamıştı ki... 'Tamam evladım kafidir' demişti İbrahim Hoca, 'sen hele bir dışarı çık bakalım.' Hüseyin Top, müftü yardımcısına 'Hayrola, niye yarıda kestin' dercesine baktı. İbrahim Hoca şaşırmıştı: 'Delikanlı çok iyi. Bize bir şey sorar da cevap veremeyiz diye korktum. Kitabı kapadım...' Böyle yetenekli bir talebeyi ne yapacaklardı? Köylere göndermek yanlış olurdu. Hüseyin Top'un bir önerisi vardı: 'Bizim mahallede yeni bir cami var: Akmescit. Uygun görürseniz oraya alalım.' Teklif uygundu. Fethullah Gülen elinde verilen yazıyla Yıldırım Hacı Sarraf mahallesi muhtarlığına başvuracaktı. O arada Fethullah Gülen, vaiz olabilmek için Ankara'ya gitti. Sınavlara girip Edirne'ye döndü. Genç hoca Ramazan boyunca namaz kıldırdı, vaaz verdi, diğer dini görevleri yerine getirdi. Mahallede dini açıdan bir canlanma olmuştu. Halkın adeti Ramazan boyunca değişik camilerde teravih namazı kılmaktı. Ama bir süre sonra Akmescit Camii'ni tercih edenler çoğalmıştı. Bugünkü moda tabirle söylersek Fethullah Hoca'nın reytingi hızla artıyordu. Bu arada Ankara'dan sınavda başarılı olduğu haberi gelmişti. Ramazan'ın sonu yaklaşıyordu. Genel uygulamaya göre Fethullah'ın görevi bitecekti. Zaten resmi bir iş değildi bu; maaş almıyordu. Cemaat memnunsa aralarında topladığı üç beş kuruş verip onu memleketine uğurlayacaktı.

'LÜTFEN EDİRNE'DE KAL'

Derken bayram başladı. Son gün Hüseyin Top'un kapısını Akmescit Camii'ne giden beş altı yaşlı başlı adam çaldı. Önce bayramlaşıldı. Ardından asıl konuya geçildi: 'Bizim Fethullah Hoca'dan pek memnunuz. Gitmesin. Sen nasıl bir zamanlar geçici olarak Edirne'ye gelip kaldıysan... O da kalsın. Resmen görev alsın.' Olur muydu? Bir kere Fethullah çok gençti. Ayrıca anası babası Erzurum'da onun yolunu gözlüyordu. Üstüne üstlük camiin zaten maaşlı bir imamı vardı. Ancak yaşlı ve hastaydı. Başvuranlar ise ısrarlıydı: 'Biz aramızda para toplayıp ona veririz, aç susuz bırakmayız.' Fethullah Hoca da Edirne'de kalmak istiyordu. Hayali müftü olmaktı. Bir dilekçe yazdı. Ancak Ankara'dan gelen haber olumsuzdu: 'Askerliğinizi yapmadığınız için böyle bir görev alamazsınız.' Ama Müftülük bir sınav düzenlemişti. Fethullah bunda başarılı oldu ve bazı torpillilere rağmen Üçşerefeli Camii'nde ikinci imam olarak çalışmaya başladı. Böylece 6 Ağustos 1959 tarihinde Fethullah Gülen'in memurluk dönemi başlamış oluyordu. Maaşı 200 lira olacaktı, bunun 30 lirasını kestiler ve eline 170 lirayı tutuşturdular.

'Kadınlar! Ne siz bana bakın, ne de ben size'

Hocaefendi'nin kadın ve çocuklara verdiği 'Çarşamba vaazları' pek ünlüydü. Ancak kadınların ona bakmasını istemiyordu....

Fethullah Hoca'nın bir başka özelliği daha bu dönemde ortaya çıkmıştı... Yine Said Nursi ile karşılaştırırsak: İsrailli din bilgini, araştırmacı Yehezkel Landau, Bediüzzaman için, 'Kelimelerle resimler çiziyor' diyor. Yani son derece güçlü, adeta sinematografik bir anlatım biçimi... Risaleleri okuyanlar Nursi'nin anlattığı olayları gözlerinin önüne getirebiliyordu.

FİLM GİBİ VAAZ

Gülen'de de aynı beceri vardı: Mesela sahabelerin (İslam'ı ilk kabul edenler) sıkıntılarla dolu yaşamını... Ya da Osmanlı padişahlarının savaşlarını öyle bir anlatırdı ki... Onun vaazını dinleyenler sanki olaylar hemen orada, gözlerinin önünde cereyan ediyormuş gibi hissederdi... Buna ek olarak bir de gözyaşı dökmeye başladığında... Cemaat de onunla birlikte ağlamaya başlardı. Bu gözyaşları kelimelerle birleştiğinde tarihe duygusal bir boyut katmakla kalmıyor... Aynı zamanda Gülen'in samimiyetinin ve güçlü inancının da kanıtı oluyordu. Dünya zevklerinden uzak durmayı aşırıya vardırmıştı Fethullah Hoca. Hiç olmazsa kitaplarını rahat okuması için kaldığı bölmeye elektrik hattı çekmek isteyenlere çıkışmıştı. Hatta camiden kovmuştu. Mum ışığı ona yetiyordu. Nedeni sorulduğunda şöyle demişti: 'Camideki avizelerin harcadığı elektriği zaten Vakıflar ödüyor. Bir de benim için harcamasınlar.' Gülen'in kadınlardan uzak durma titizliği de o dönemlerde aşırıya varıyordu. Bunun en güzel örneği 'Çarşamba vaazları'nda ortaya çıktı. Gülen'in akrabası Hüseyin Hoca, 'Eski Cami'de yıllardır salı günleri vaaz veriyordu. Bu vaazlara olağan cemaatin dışında kadınlar ve çocuklar da geliyordu. O gün dualar ediliyor, Kuran okunuyordu. Zamanla salı günlerine sadece kadın ve çocukların gelmesi gelenekselleşmişti. Bu arada 'Eski Cami' adı neredeyse unutulmuş, onun yerine 'Salı Camii' denir olmuştu. Bir gün kendi yerine Fethullah Gülen'i camiye göndermişti Hüseyin Hoca. Sonuçta olaylar öyle gelişmişti ki çarşamba günleri de Gülen'in imamlık yaptığı Üçşerefeli Camii'nde de benzeri bir 'kadınlar vaazı' başlamıştı.

HALA EL SIKMIYOR

Hüseyin Top işlerin nasıl gittiğini görmek için bir çarşamba günü Üçşerefeli Camii'ne uğramıştı. Gülen vaaz veriyordu. Ancak cemaatte bir tuhaflık vardı: Bütün kadınlar önlerine bakıyordu. Allah Allah! Sonra olay anlaşılmıştı: Fethullah Hoca, kürsüye çıkınca kendisini dinlemeye gelen kadınlara şöyle demişti: 'Yüzünüzü çevirin. Ne siz bana bakın, ne de ben size...' Hüseyin Hoca bu olayı unutmamıştı çünkü kendisi hayatında hiç böyle vaaz vermemişti. Sohbet cemaatle yüz yüze sürerdi. Bugünden baktığımızda ise şunu görüyoruz: Fethullah Gülen kadınların elini sıkmıyor. Ancak karşı cinsin yüzünü görmemek gibi bir derdi yok. Belki el sıkışmıyor ama başları açık olsun olmasın kadınlardan da kaçmıyor.

Damadım olur musun?

Edirne'de yaşamaya başladığında Fethullah Gülen Hoca'nın fazla eşyası yoktu. Bir yatak, battaniye, kitaplar... Erzurum'a dönmeyeceği ortaya çıkınca Hüseyin Top ona bir ev tutmuştu. Aradan bir iki ay geçti ki... Bir de ne görsünler; Fethullah Gülen evi bırakmış camide yaşamaya başlamış... Hem de nerede? Edirne kara ikliminin hakim olduğu, kışları zorlu geçen bir kenttir. Bu nedenle, şimdiki gibi çift katlı, yalıtımlı pencere sistemleri eskiden yoktu. Onun yerine iki pencere birden yapılırdı. İki pencere arasında da bir kişinin yerleşebileceği büyüklükte bir boşluk bırakılırdı. İşte Gülen burada, yani camiin penceresinde yatıp kalkmaya başlamıştı. Peki niye böyle bir karar almıştı. Fethullah Gülen'in Said Nursi ile paralellik gösteren bir özelliğine daha burada şahit oluyoruz: Kadınlardan uzak durmak.

SAHABELERİ ÖRNEK ALDI

Olay şuydu: Biraz varlıklı kız babaları; okumuş, çoğunlukla memur, geleceği parlak delikanlıları damat edinmek istiyordu. Genellikle tarımla uğraşan bu babalar, kızlarının köy hayatından kurtulmasını istiyordu. Diğer gençler gibi Gülen'e de adeta dadanan babalar olmuştu: 'Sana kızımı vereyim. Yakışıklısın, okumuş adamsın. Dükkanım var, evlerim var. Alın oturun rahat edin.' Kapısının böyle bir taleple çalınması Gülen'i rahatsız ediyordu. Israrlar karşısında iyice bunalmıştı. Bu yüzden evi terk etmiş ve cami penceresinde yaşamaya başlamıştı. Böyle yaparak kendini dine verdiğini, dünya nimetlerinden uzak duracağını da göstermek istiyordu. Fethullah Gülen Hoca askere gidene dek, üç yıl kadar orada yaşadı. Sanki İslam'ı kabul eden ilk kişilerin (sahabeler) çektiği acıları, sıkıntıları o da çekmek istiyordu. Yatağını taşın üstüne sermiş, sobasız, mangalsız yatıyordu. Herkes bu haline şaşıyordu. Karda kışta çekilecek bir hayat değildi. Bir bakıma gereksizdi de... Hüseyin Top Hoca anılarında şöyle diyor: 'Sahabeler de çok sıkıntı çekti ama onların memleketi hiç olmazsa sıcaktı. Hocaefendi ise Edirne'nin eksi 20'yi bulan kışında dahi orada yatıyordu.'

HAZIRLAYANLAR: Emre AKÖZ-Nevzat ATAL
KAYNAK: SABAH

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Yunanistan’ı üzecek liste! 2026’nın en güçlü donanmaları açıklandı: Türkiye sürprizi dikkat çekti
İngiliz üssündeki plan Güney Kıbrıs'ı karıştırdı