Kayahan: Şarkılarım karakterimi taşır
41 seneden beri sanat dünyasının içinde olan Kayahan, eserlerini vermek için 'deli gibi kitap okudum' diyor. Kayahan'ın şu sıralar en çok okuduğu ise Kur'an. Ali Adakoğlu'nun röportajı.
Ali ADAKOĞLU'nun röportajı
Kayahan Açar, Türk sanat dünyasında oldukça önemli bir yere sahip. 41 yıldır sanat dünyasında adını hep üst sıralara yazdıran, besteleri ve söylediği şarkılaryla “büyük usta” sıfatını kazanan Kayahan’ı bu defa farklı bir şekilde göreceksiniz.
Bize, eşi İpek Hanım ve kızı Aslı Gönül’le birlikte evinin kapılarını açan Kayahan, 3 saati aşan bir sohbette “Gönül dünyası”nı anlattı. Sıcak bir aile atmosferinde geçen sohbetimiz sırasında Kayahan, anlattığı bazı anılarla duygulanırken, kızlarıyla ilgili sorularda oldukça dikkatli konuşmayı tercih etti. Gönül dünyasından, ailesine, televizyonların oluşturduğu kirlilikten sanatçının nasıl yaşamasına gerektiğine, AB’den Danıştay saldırılarına kadar geniş bir yelpazede gerçekleştirdiğimiz Kayahan söyleşimizden, ancak özet diyebileceğimiz bir bölümü siz okurlarımıza sunuyoruz.
- Şarkılarınızda vurgulamak istediğiniz mesajı anlatırken kullandığınız cümleler dikkatimi çekti: “Allah’ın kitabına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’na aykırı hiç bir şey yapmadım. Şarkıların içinde insan olmayı, yiğit olmayı ve inançlı olmayı gizli olarak verdim insanlara.” İnsan ve inançlı olma kıstasınız nedir?
- Şarkılarımın ortak özelliği; benim karakterimi taşımasıdır. Kendi karakterimi söylersem, şarkılarımda vermeye çalıştığım mesaj ortaya çıkacaktır. Hadımköy’de ilkokula başlamış, ikinci sınıfı Kars Sarıkamış’ta okuduktan sonra, üçüncü sınıfta Çankırı’ya geçmiş, Dördüncü sınıfı Kayseri Ahmetpaşa’da okumuş, ülkenin her tarafını bir Anadolu çocuğu olarak dolaşmış, Allah nasip etmiş 58 yaşına başmış, dedesi hacı, babası asker olan bir vatandaşım. Bütün bunları bir bütün olarak değerlendirdiğimizde; kendinden başkalarını da düşünebilir hale gelen, başkalarını incitmeden kendi haklarını kaybetmemek için doğru yolda savaş veren, aklı çalışan mahkulakın adı “insan”dır bana göre. Yiğitlik ise Allah’tan başka kimseden korkmamamaktır. Zulüm karşısında sinmemenin silahı da inancınızdır.
- “Benim Penceremden” albümünüzde “Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar ve Ben Anadolu Çocuğuyum” sözleri oldukça dikkat çekti. Kendinizi tarif ederken neden “Anadolu Çocuğu” vurgusu yapıyorsunuz?
- Doğum yerim İzmir, asıl kütüğümüz Kırıkkale Keskil’dir. “Anadolu Çocuğu” tabiri, saflığı, temizliği ve dürüstlüğü ifade eder. Anadolu Çocuğu olmayı bir coğrafya olarak ele almıyorum, temiz kalabilmeyi başarabilmiş insanlar için bu tabiri kullanıyorum. Yalandan gerçekten korkulur, zaten Kur’an-ı Kerim de münafıkları en tehlikeli insanlar olarak göstermiyor mu!
- “Şarkı söyleyerek adam olunmaz” diyorsunuz, adam olmak da mı aynı yoldan geçiyor? “BÜLBÜLLER DE ŞAKIYOR AMA BEYİNLERİ YOK”
- Şarkı söyleyen aslında beynindeki birikimleri söyler, birikim yoksa samiyetsiz ve köksüzdür, aslolan ahlaktır. Başka bir deyişle şarkı söyleyerek insanların gönlünü kazabilirsiniz, ama beyniniz boşsa sadece şarkı söyleyerek adam olunmaz. Bu noktada kimseye sataşmadan, talebelerime söylediğimi söyleyeyim; “Çerkezköy’e gidin İstasyon’da bülbülleri dinleyin. Hiçbir insan o kadar güzel şarkı söyleyemez, ama beyinleri yok, sizi seven ne kadar çok insan varsa vebaliniz de o kadar artar.”
- Yazdığınız şarkılarda mesaj kaygısı mı yaşarsınız?
- İlla mesaj vereyim diye bir kaygım yok. Sadece şunu söylüyorum “yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz.” Bir insanın gönlünde sevgi varsa doğruyu bulur, yani doğru yolda buluşuruz demek istiyorum.
- “Gönül” kelimesine ayrı bir önem atfettiğiniz görülüyor. Gönül dünyanızı oluşturan kutsallarınız ve olmazsa olmazlarınız neler?
“GÖNÜL ALLAH SEVGİSİDİR”
- “Gönül”ü Allah sevgisi manasında kullanıyorum. Kesinlikle olmaması gereken haramdır. Vazgeçemeyeceklerim ise eşim, kızlarım ve torunum. Onlara haram hiçbir şey yedirmediğim gibi, haram ve helali öğretmeye çalışıyorum. Sözden vazgeçilmez, sözü verene kadar düşünürsün, verdikten sonra düşünmezsin. Bir de bu vatandan vazgeçilmez.
- Kayahan hayatında felsefi anlamda bir değişiklik mi yaşadı?
- Asla bir değişim yaşamadım, sadece bu olgunlukta değildim. Helali haramı, Allah’ın kulu olduğumuzu hep biliyordum. Belki izah ederken bu kadar güzel izah edemiyordum.
- Yani meşhur tabiriyle sizin hayatınızda bir hidayete erme durumu yok.
- Hayır, söylediklerim atamın bana öğrettiği şeylerdir. Söylediklerimi babamdan, dedemden öğrendim. Bizim toplum olarak, ABD’lilerin 1000 sene uğraşsa bulamayacağı insani ilişkilerimiz ve değerlerimiz var. Bunlar benim ruhumu okşuyor.
- Hastalığınızın daha iyi anlatmada bir etkisi oldu mu?
“MEZUNOLACAĞIMGÜNÜBEKLİYORUM”
- Asıl hayatın ölümden sonra başlayacağına inanıyorum. Açıkçası kendi tabirimle, mezun olacağım günü bekliyorum ve iyi derece ile mezun olmayı istiyorum. Bu dünyada bir gün daha çok yaşamak için bir çok entrikanın içine girmeyi anlamsız buluyorum. İnsanların bu isteklerini de pek anlıyor değilim. Burada çok kalma isteğinin öbür tarafa inanmamayı da beraberinde getireceğini düşünüyorum.
- Bu dünyada çok kalmak gibi bir hedefiniz yok o zaman.
- Bana bir ömür biçilmiştir, o ömrü doğru olarak yaşayacağım, başka bir şey yapamam ki. Neyin yanlış neyin doğdu olduğunu belirleyen sadece Cenab-ı Allah’tır.
- Nasıl bir çocukluk dönemi geçirdiniz?
- Çok şükür ki (Allah uzun ömür versin) babam namuslu ve şerefli bir adam. Onun sayesinde iyi insanlarla tanıştım, iyi insan olmaya heves ettim. Dedemin de Allah’ın kulu olduğumuzu öğreten anlatım ve uygulamaları ile beni namaza götürmesini unutamam. İlkokul üçte gazoz sattım, beşinci sınıfta çuvalcıda çalıştım. Yazları çıraklık yaptım, aldığım parayı nasıl kullanacağını kendim öğrendim. Bu yüzden de mala mülke mahkum değilim. “Bunların hepsi Allah’ındır ben emanetçisiyim der” geçerim.
- Peki dinin günlük emirlerini yerine getirir misiniz?
- Açıkçası bize emanet verilmiş bir bedene zarar vermemin haram olduğunu bildiğim halde yıllarca içki içtim. Bu benim bir yanlışımdır ve haramdır. Bu hatalarımızı biliyor ve Allah’a tevbe ediyoruz, iyi bir kul olabilmek için Cenab-ı Hakk’a dua ediyoruz. Yine yıllarca orucumu tuttum, ama biliyorsunuz iki defa kanser hastalığı geçirdiğim için şimdi tutamıyor ve üzülüyorum.
- Kendinizi dindar addeder misiniz?
“GERÇEK DİNDARLARA AYIP ETMİŞ OLURUM”
- Dindarlık, öncelikle Müslümanlığın 5 şartını yerine getirmekle olur. Nüfus kağıdında İslam yazan ama İslamiyet ve Müslümanlık adına pek çok şeyi (kendilerine göre olan açıklamalarıyla) yapmayan arkadaşlar var. Ben de 5 vakit namaz kılamıyorum. Namaz kılmadığın, Hacca gitmediğin veya diğer emirleri yerine getirmediğin zaman iyi bir Müslüman olamazsın. Ancak Allah’ın yarattığı kullarla iyi geçinmek, haramdan uzak durmak, belki iyi bir Müslüman değil ama iyi bir kul olma yolunda önemli bir adımdır diye düşünüyorum. Dindar olabilmeyi çok isterim, keşke dindar olabilsem, “dindarım” dersem gerçek dindarlara ayıp etmiş olurum.

- Ailein önemini her platforma söylüyorsunuz. Aile sizin için neden bu kadar önemli?
- Aile toplumun birliği ve dirliği açısından çok önemlidir. İyi aile de ana analığını, baba da babalığını bilir ve evde huzur varsa oluşur. İkincisi çocuklara doğruları siz öğretirsiniz, ancak büyük kızım Beste’yle yeterince ilgilenemedim. Kızımla daha çok annesi ilgileniyordu. Ben eve ekmek getiren karınca olmaya çalıştım. Fakat, “tahtını yaparsın ama bahtını yapamazsın” özdeyişinde olduğu gibi herhalde olmadı. Birinci eşinden ayrılmasını istemediğimi televizyonlarda bas bas bağırarak anlattım. Bunları söylerken bir vebal kabul edip dinleyenlerime; “Beni seviyorsunuz diye benim veya kızımın yaptığı yanlışları yapmayın. Aman ha ananızı babanızı üzmeyiniz” diye de söyledim. Sonra ikinci bir arkadaşla evlenmesi daha da büyük bir hataydı, bugün bir torunumuz var. Baba yüzü ve ekmeği görmüyor. Beste hanım, annesinin evinde oturuyor. İşte aileyi bunun için önemsiyorum.
- Aslı Gönül’ü nasıl yetiştiriyorsunuz?
“ŞÜKÜR VE AF DİLEMEYİ ÖĞRETİYORUZ”
- Çocukları bir hamur gibi düşünürsek onu yoğurmak ana-babaya düşer. Biz ona, bütün nimetleri Allah’ın verdiğini söylüyoruz. Teşekkür etmeyi ve özür dilemeyi sakın unutma deriz. Kızıma Allah’ını kitabını öğretmezsem vebal altında kalmış olurum. Bunun için de eşim ve kızım beraber sık sık Kur’an-ı Kerim okumaya çalışırız.
- Kayahan kendinin en çok hangi yönünü beğenir?
“TIRNAK VE SAÇ UZATARAK SANATÇI OLUNMAZ”
- Kendime bakıp da böbürlenmeden beğendiğim tek tarafım içimdekini söylememdir. Dışım değil, içim konuşur. Bir adamı sevdimse sevdiğimi söylerim. Toplumun da kendileri gibi düşünen ve sanatçı gibi yaşayan bir insan olduğum için beni sevdiğini düşünüyorum. Tırnaklarını boyayıp veya ortalıkta bilmem ne yapmak sanatçılık değildir.
- “Sanatçı gibi yaşamak” nasıl olmalı?
- Sanatçı toplumla birlikte yaşayan onların acıları ve sevinçlerini hissedendir. Toplumdan kopuk bir şekilde sanat yapılmaz. Bizim arkadaşlar gitarı eline aldığının ertesi günü saçını uzatıyor, tuhaf giyinmeye başlıyor ve kendilerini sanatçı sanıyorlar. Ondan sonra da halkı beğenmemeye başlıyorlar. Ama bu şaşkınları da destekleyen bir kısım medya var. Meselenin en önemli noktası da bu zaten. Eskiden ayıp sanılan şeyler, şimdi normal gibi görünüyor. Bu arkadaşlar ayıp olan şeyi yapıyorlar ve sadece bülbül gibi şakıyıp “çağımız bunu gerektiriyor” diyerek halka zarar veriyorlar.
- Çağımız neyi gerektiyor?
- Hiçbir çağ asla ahlaksızlığı gerektirmez ve meşru kılmaz. Çağı ana-babaya ve büyüklere saygıyı kaybetmeden yakalayabilirsiniz. Siz çağı, modern dünyayı yakalamaya çalışırken, kendi kültürüzden vazgeçmeyebilirsiniz. Japonya bunun en güzel örneğidir. Fakat bizim ülkemizde çağı yakalattırdıklarını söyleyenler sizi ve değerlerimizi ortadan oyuyorlar. Özellikle televizyonlar Ana-babasına yabancı çocuklar yetiştiriliyor. Bizim her odamızda bir televizyon var, fakat televizyon seyretmiyoruz. Ailemizde televizyonun yeri yok gibidir.
- Hiç mi televizyon seyretmez siniz?
“TELEVİZYON DEĞERLERİ ALAŞAĞI EDİYOR”
- Doğru haber kanallarına bakarım, diğer proğramları neredeyse hiç seyretmem. Çünkü onları seyrettiğim zaman kendimi başka bir dünyadaymış gibi hissediyorum. Televizyon çok ciddi bir kirlenme meselesi haline geldi. Sadece reklamlara dayalı bir geliri olan bu televizyon denilen şey, sonuçta mal satarken, kendine tüketici yetiştiriyor. Yetiştirdiği bu neslin de her şeye heves eden, almaya çalışan, değerleri alaşağı edilmiş, mal mülkle kendisini izah eden bir nesil olması sağlanıyor. Bu çok ciddi bir tehlikedir. Aslı Gönül daha televizyonla tanışmamıştır. Sadece doğru çizgi filmleri seyretmesine izin veriyoruz. Çocuğuma televizyon yerine her gün en az bir saat, günlük hayatta karşılaştığı olaylardan uyarlayarak ders vermeye çalışan masallar anlatıyorum.
- Televizyon seyretmeyen Kayahan kitap okur mu?
- 41 senedir söylediğim 100’ün üzerindeki şarkıları yazıp besteleyebilmek için deli gibi okudum. Kimleri okuduğumu ve dinlediğimi tek tek saymaya kalktığımızda birini söyleyip diğerini unutmak abes kaçıyor.
- Peki bugünlerde ne okuyor sunuz?
- Açıkçası bugünlerde Kur’an-ı Kerim okuyorum. Baştan tekrar okuyarak, anlamamız gerektiğini düşündüğümüz için ailece Kur’an-ı Kerim okuyoruz. Hatalarımızı azaltmaya çalışıyoruz.
- İzninizle iki siyasi soru sorarak sohbetimizi bitirmek istiyorum. Sizin AB’yi eleştirdiğinizi biliyoruz. Neden AB’yi eleştiriyorsunuz? “AB HIRİSTİYAN KULÜBÜ”
- AB bir Hıristiyan kulübüdür. AB, Türkiye’nin üye olacağı döneme kalır kalmaz onu Allah bilir, ama Türkiye AB’ye üye olmayacak. Her şey aşılabilir, ama herkes biliyor ki din konusu aşılamaz. Kuran-ı Kerim İsa’yı kabul eder; Mevcut İncil ise Peygamberimizi kabul etmez. Bu işte anlaşmak mümkün değil. Yani insanlar kitaplarından vazgeçemezler.
- Danıştay saldırısı sonrasında Türkiye tekrar eski “gergin” günlerine dönme sinyalleri verdi. Bu “gerginlik” kime yarıyor?
- Zaten halk bu soruyu sorduğu zaman, sorunlar hallolmaya başladı demektir. Kaldı ki bunlar yeni kavgalar değil, ilk insandan bu yana devam eden kavgalar bugün de devam ediyor. Birileri bir şey umuyorlar, yoksa kargaşa niye çıksın. Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Abaza’sı, Gürcüsü de bu toprakların çocukları. Şu anda bir Cumhurbaşkanlığı meselesi var, tartışmalar da bundan kaynaklanıyor. Aslında haram ve helali bilen bir toplum ve siyasetçisiyle bu ülke çok daha büyük işler başaracaktır.
Fotoğraf Altı: Eşi İpek Hanım’la beraber uzun yıllar Balıkesir Gömeç’teki “Gönül Köşkü”nde oturan Kayahan, bir kaç ay önce tekrar İstanbul’a yerleşti. Kayahan, “Bina değil, şarkı” dediği “Gönül Köşkü”nü “ahlaklı bir aileye” satmak istiyor ve ekliyor: “Alan bana dua eder.”