Mahallenin Ömer hocası gençlerin imdadına yetişti

Esenler'deki bir mescitte fahri imamlık yapan 30 yaşındaki Ömer Faruk Yazar, gençlerin imdadına yetişti. Uyuşturucu kullanan, hırsızlık yapan, sokaklarda yatan gençlerin yanı sıra suça bulaşmayan gençlere de evini açıyor, banyo ihtiyaçlarını karşılıyor, kendi arabasıyla onları pikniğe götürüyor.

Mahallenin Ömer hocası gençlerin imdadına yetişti
Mahallenin Ömer hocası gençlerin imdadına yetişti
GİRİŞ 21.07.2013 06:45 GÜNCELLEME 22.07.2013 11:10
Bu Habere 32 Yorum Yapılmış

Esenler'deki Nene Hatun Mescidi'nde fahri imamlık yapan 30 yaşındaki Ömer Faruk Yazar, gençlerin imdadına yetişti ve onları ‘düştükleri bataktan' çekip çıkardı. Evlerinin kapısını onlara açtı, iki odasını onlara tahsis etti, banyo ihtiyaçlarını karşıladı, ceplerine harçlık koydu, yeri geldi piknik organizasyonları düzenledi, yeri geldi İstanbul'un tarihi ve turistlik merkezlerini kendi arabasıyla gezdirdi. Bugün, adeta uyuşturucuyu bırakmak isteyenlerin kapısını çaldığı bir AMATEM şubesine dönüşen Ömer Hoca'nın evine,  uyuştucu kullananların yanında  ayrıca mahallenin diğer suça bulaşmamış gençliği de büyük ilgi gösteriyor.

Apaçi gençliğin Abdullah Hoca'sı

Gençlerin ona nasıl da büyük bir sevgi beslediğini ilk fark eden İstanbul Üniversitesi'nde sosyoloji doktorası yapan Ömer Miraç Yaman olur. Yaman, halk arasında ‘Apaçi' diye tabir edilen gençlerin hayat hikâyeleri ile ilgili doktora tezi hazırlamak için Esenler'de saha çalışması yapar. Görüştüğü her gencin ağzından Ömer Faruk Yazar hakkında muhabbet dolu cümleler dökülür. Ömer Miraç Yaman, adaşı Ömer Faruk Yazar ile tanışmaya karar verir. Hatta daha sonra, Apaçi Gençlik ismiyle kitaplaştıracağı doktora tezinde Ömer Hoca'ya da yer verir. Ömer Hoca, öylesine mütevazıdır ki isminin kitapta yayınlanmasını istemez, Abdullah müstearını kullanır. Zaten sırf göz önünde bulunmamak için gazete röportajını da güç bela kabul etti.

Asker arkadaşı kollarında ölünce hayatı değişti

Esenler'de doğup büyüyen Ömer Faruk Yazar, askere gidene kadar ehl-i dünya bir hayat yaşar. Uzun yıllar Almanya'da kalan dedesi iyi bir sosyalisttir. Ömer, ilk gençlik yıllarında diğer mahalle arkadaşları gibi gece geç saatlere kadar sokaklarda dolaşır, bazı günler sabaha karşı ancak eve girer. Yazar'ın manevi dünyasındaki değişiklik, 2005 yılından sonra başlar. Askerde başına gelen üzücü bir olay, hayatı sorgulamasına vesile olur. Daha 22 yaşındaki can ciğer arkadaşı mayına basar ve "Anne, anne, anne…" diye inleyerek kollarında can verir. Bu sahne, hayatın faniliğini anlatan bir şimşek olur, Ömer'in zihninde çakar. Askerden döndükten sonra, babasının genç yaşta iş kazasından ölmesi, onu büyük bir manevi boşluğa iter. Bu iki ölüm, "Nereden geldik, nereye gidiyoruz?" sorularıyla bütünleşince bir arayış içerisine girer.

Tekstil atölyesinde çalıştığı bir gece, radyodan, namazın ehemmiyetinin anlatıldığı bir vaaz dinler. Vaazı dinledikten sonra sabah namazını kılmaya niyetlenir; hayatını, İslam dairesi içerisinde yaşamaya karar verir. İlahiyat okur, İsmailağa Cemaati'ne intisap eder. En çok da cübbe giyip sakal bırakmak, takke takmak nefsine ağır gelir, ilk birkaç ay, "İşyerinde ya da sokakta birileri kılık kıyafetime karışır mı acaba?" sorusu aklını kurcalar durur.

Aileler, polisten önce onu arıyor

Ömer Faruk Yazar'ın telefonu 24 saat açık. Karakola düşen gençler, anne ve babasından önce Ömer Hoca'yı arıyor. Gecenin bir yarısı yatağından kalkıp karakola gidiyor, gözaltına alınan gençlerle ilgileniyor. Anne-babasıyla kavga edip evden kaçan gençler hemen Ömer Hoca'nın evinde soluğu alıyor. Gençlerle ilgilenmeyi kendisine gaye edindiğini söyleyen Ömer Hoca, "Sinemin geniş olması için hep dua ediyorum, çünkü talip olduğumuz bu iş sabır gerektiriyor. İlk defa evime gelen gençler sokak ağzıyla konuşabiliyor, küfür ediyor. Bunların hiçbirini duymuyorum. Uyuşturucunun fiziksel zararlarından bahsediyorum. Gençler çok fedakârlar. Ceplerindeki son kuruşu size verebilirler. Biz de bu fedakârlıklarını Allah rızası yönünde kullanmak istiyoruz. Eğlenmek için helal dairede yetiniyoruz. Çekirdeğimizi alıp Balat'a gidiyoruz, sahilde mangal yapıp türkü söylüyoruz. Kendi yağımızda kavruluyor, lükse kaçmıyoruz. Maalesef imam hatipler camiye, öğretmenler ise okula dayalı bir eğitim sistemi uyguluyor. Ama sokakta ayrı bir dünya var ve bu dünya hiçbir yere benzemiyor." diyor.

"Ömer Hoca, Allah'ı anlatıyor, ben gizli gizli hap atıyordum"

20 yaşındaki Ramazan Daş, hırsızlık yapmaya daha çocuk denilebilecek bir yaşta başlar. Babası seyyar satıcılık yaptığı için maddi durumları epey kötüdür. Yaşı ilerledikçe yaptığı hırsızlıkların boyutu da artar. Bu arada uyuşturucu kullanır, bununla da yetinmez, satıcılık yapar. Bir gecede 10 tane hap attığı bile olur. Bir arkadaşı vesilesiyle tanıştığı Ömer Hoca'ya karşı ilk günler çok mesafelidir. Bir gün dini sohbet sırasında üst üste 3-4 tane hap atar. Bu durumu fark eden Ömer Hoca, ağzını açıp tek kelime bile etmez, görmezlikten gelir. Çekilen tüm çileler yavaş yavaş meyve vermeye başlar. Ramazan, ilk önce hırsızlık yapmayı bırakır, eski işi kaportacılığa döner. Daha sonra ise uyuşturucuyla arasına mesafe koyar. Ömer Hoca ile birlikte yeni bir hayata gözlerini açtığını söyleyen Ramazan Daş, "Onun sayesinde hocalara olan önyargılarım kırıldı. Bize güvenip evini açtığı için onun hakkını ödeyemeyiz." diyor.

Bahattin Gül, Ömer Hoca ile ilk tanışanlardan. Onun hayat hikâyesi de arkadaşlarınınkinden farksız. İçki, uyuşturucu, mağaza hırsızlığı… Bahattin, grubun en sevilenlerinden. Ömer Hoca'nın evinde bir araya geldiklerinde şiir okuyor, bazı ünlülerin taklidini yaparak ortamı neşelendiriyor. Mehmet Cemil ise iki yıl sınıfta kalmış. Şimdi Ömer Hoca'nın gayretleriyle tekrar okula yazılmış. Bu yıl derslerinde büyük bir başarı gösteren Cemil, "Daha önceki hayatımda haram-helal diye bir kavram yoktu. Her günümüz kavgayla, dövüşle geçiyordu. Şimdi her an değişik bir aktivite yapıyoruz. Hiç sıkılmıyoruz, bir gün yüzmeye, bir gün mangal yapmaya gidiyoruz." ifadelerini kullanıyor.

KAYNAK: ZAMAN
YORUMLAR 32
  • xemdar 5 yıl önce Şikayet Et
    Birileri. insanları sokaklara dökmeye çalışırken böyle sokaktan alıp yardımcı olan imamlara çok ihtiyacımız var...
    Cevapla
  • yasir özel 5 yıl önce Şikayet Et
    imamın aldığı para helal olur mu ?. işte normal bir imamın aldığı para helal olur mu diye bu yüzden soruyoruz..ezan okunduğunda caminin avlusunda insanlar yarı çıplak oturup muhabbet ediyor ve namaza gelmiyorlarsa,imamda çıkıp oradakileri uyarıp namaza tekrar davet etmiyorsa sadece namaz kıldıran bir imama aldığı para nasıl helal olsun? mahallesinde başı boş gençler günah içinde yüzüyorsa ve birt kere imam onlara öğüt verip ilgilenmiyorsa o para o imama nasıl helal olur?
    Cevapla
  • Doğrucu Davut 5 yıl önce Şikayet Et
    Keşke. Bu haberi her cami hocası iyi okumalı. Bir çok cami hocaları halktan o kadar uzaklaşmış ki artık mahallelerindeki fakirleri bile tanımıyorlar. Türkiye'de yaklaşık 100 bin imam var. Her imam yılda sadece 1 boşluktaki genci, evet yılda sadece 1 genci kurtarsa, yılda 100.000 genç İslam'ı sever. Düşünebiliyor musunuz her yıl 100.000 boşluktaki genç İslam'ı sevecek. Gel gör ki anlat bunu imamlara...
    Cevapla
  • ALİM UZUN 5 yıl önce Şikayet Et
    Gerçek problemlerimiz. Sahurun erken olduğu, piyangonun helalliği ....gibi konuları tartışan akademistenleri yaşadığımız toplumun bu ve buna benzer gerçek problemlerine çözüm aramaya davet ediyorum.
    Cevapla
  • eric 5 yıl önce Şikayet Et
    anlamayanlara. Eğer Biz Sahabe efendilerimizi görseydik onlara (haşa) deli derdik.. Onlarda bizi görse şüphesiz ki münafık derdi. Hocamızın fedakarlığını belki böyle anlarız. Günümüzün değer yargıları anlamamıza büyük ölçüde engel. Allah razı olsun ondan. Büyük fedakarlık. Rabbim onu da bizleri de salihlerle bir arada haşretsin. Amin
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
DİĞER HABERLER
Başkan Erdoğan'dan Diyanet açıklaması
Başkan Erdoğan millet bahçesini gezdi