Hüseyin Akın şiiri ve şairin mesuliyeti

Edebi sanatlara yer veren Hüseyin Akın için mısra, şiirinin belkemiğidir. Edebi sanatlar ve imge dizeyi öne çıkarır.

Hüseyin Akın şiiri ve şairin mesuliyeti
Hüseyin Akın şiiri ve şairin mesuliyeti
GİRİŞ 13.07.2009 13:26 GÜNCELLEME 13.07.2009 13:26
Bu Habere 1 Yorum Yapılmış

Emel Özkan'ın eleştiri yazısı

Şiir üzerimizdeki örtüyü kaldırıp bize ne olduğumuzu gösterir ve bizi gerçekte olduğumuz şey olmaya çağırır."* Octavio Paz

Bu cümle, şiir diye sunulan bir metnin, şiir olup olmadığını anlamamızı sağlayan bir ölçü ortaya koyar. Hüseyin Akın şiiri, cümlede dile getirilen hakîkatte bir karşılık bulur. Şair, aldatılmaya tahammül edemeyen ve bunu dile getirmeyi kendine bir sorumluluk addeden kimsedir. Akın, dünyadaki yerini, sorumluluk sahibi bir şair olarak belirler.

Hüseyin Akın'ın, Sevmek, Karanfil ve Kiraz ile Ay Tanığım Olsun şiir kitaplarının ardından yayınladığı iki kitabı Çöl Vaazları ve Kumaştan Çalan Terzi'de, üslûbunun ne olduğu bellidir. Üslûp, bir şairin dil üzerindeki tasarrufunun yanında, başkalarının görmediğini görmesi, göstermesidir. Akın ilk kitabından itibaren, ne söyleyebileceğinin farkındadır ve nasıl söyleyeceğinin imkânlarını dener.

Hüseyin Akın şiirinin, en önemli özelliklerinden biri okuyucuyu şaşırtmasıdır. Şair, klişe ifadeyi deforme eder: "Kanla karışık yağmur", "Şimdi süt limanında ekşi bir elma tadı" gibi. Akın klişeleşen yargılarında aksini iddia eder ve okurun ezberini bozar: "Allah'ım ne güzeliz elde avuçta yokken", "Bana kalırsa kuşlar, nerden baksan sessizlik..."

Şairin gerek dilsel, gerek zihinsel klişeyi deforme etmiş olması, 'bozma' niyetiyle gerçekleşen bir müdahale değildir. Hüseyin Akın'da deformasyon, şairin ironik bakışının bir tezâhürüdür. İroni, şiirinin hayat damarlarından biridir.

Akın son kitabı Kumaştan Çalan Terzi'nin ikinci bölümünde, bir değerler tahterevallisinin resmini çeker âdeta. Yükselen ve zamanın ruhunu yansıtan bazı değerleri dile getirirken, düşüşte olan değerlerin de altını çizer. Bir simge olarak seçtiği ve içerisinde "Hiç gözünü kırpmadan öyle vitrine bakan"ların gezdiği Kapitolun karşısına; "Akıyor izmaritten seçilmez olmuş yüzü" dizesiyle  "Kurtlu Kiraz Hamamı"nı çıkarır. Kurtlu Kiraz Hamamı bu hâlde iken; günümüzde kadınlara dayatılan, önemi su götürmez 'hijyen' sözcüğüne yer verir. 'Hijyen Teyze'nin karşısında, 'paslanmaz eski tüfek Mezin Dayı' durur.

Kapitol gibi cazibe merkezleri kuran kapitalizmin hedef kitlelerinden biri de çocuktur. Çocuk, muvâzenesini yitiren insanlık karşısında masum bir bölge olarak korunulmaya muhtaçtır. Bu nokta, modern şiirin temalarından biridir. Hüseyin Akın çocuk temasını, kendi çocukluğuna özlem ve sığınma üzerinden değil, çocuğun saflığının tehlikede olması üzerinden, sorumlu bir şair olarak dillendirir: "Çocukları çarşıya götürmeyin / Sayıları öğretmeyin onlara."

İsmet Özel "İnsanlar, egonun mutlaklığı, düşüncelerin dünyayı biçimlendirmesi, üretim süreci, tarihin akışı gibi hayalleri seçtikleri zaman şiirden uzaklaşırlar"** der. Bu tespit şiir okurundan önce, bir şairin dünyayı nasıl algıladığını ve şiirin nasıl arınmış bir dimağda doğabildiğini haber verir. Hüseyin Akın şiirinde yukarıdaki iktibasta dile getirilen tahrip edici unsurlara karşı bir direnme söz konusudur.

Akın çağın günahlarını söylerken, büyük resmi kaçırmaz. Şairin asıl şikâyet konusu ettiği şey "dönüşünde bir kasıt bulunan" dünyadır. "Ben bu dünyaya yalnız ateş almaya geldim" diyen Akın, fânîliği duyarak yaşar. Fânîlik en çok modern dönemde hissedilecek bir fark ediş olacakken, tüketim nesnelerinin çokluğu ve kullanımının teşvikiyle insanların dikkati dağıtılır. Bu yüzden Hüseyin Akın fânîliğin hissedilmesi önünde bir engel olan ağırlıklarından kurtulmak ister. Şair o derece soyutlanmalıdır ki, gerektiğinde ayağa kalkıp gidebilmelidir. Hüseyin Akın şiirinde 'gitmek' soylu bir eylemdir: "Alıp da gitmeliyiz başımızı göklere..." Şair yönünü tayin etmiştir: Gök. Ölüm mecburi yön olmaktan öte, gelmesi beklenendir. Hüseyin Akın bir derviş nazarıyla bakar eşyaya ve hadiselere. Şairin bu duyuşu önem taşır. Çünkü duyuş, üslubun ruhudur.

Bir şiiri anlayabilmenin yollarından biri de şairi hakkında bilgi edinmektir. Bu bilgi, şairin biyografisi ve -varsa- düzyazıda belirginleşen fikirleri öğrenilerek edinilir. Bu bilgiler sayesinde okur, şairin sözünden kastettiği mânâya yaklaşır. Böylece şair ile ünsiyetini arttırır. Hüseyin Akın şiir dışında düzyazı metinler de kaleme alıyor. Bu yazılarda onun düşüncelerini okumamızın yanı sıra, dil üzerindeki tasarrufuna da şahit oluyoruz. Şairin şiirinde ve düzyazılarında dili duyuşu ve kelimeye yaptığı vurgu aynıdır. Hüseyin Akın şiirinde sözcük, 'kelime seçimi'nden öte bir fonksiyon yüklenmiştir. "Yaprağını dökmeyen sözcükler peşindeyim" diyen şair, şiirini sözcük üzerinden inşâ eder. Bu inşâ sürecinde kelimenin bütün unsurlarını ve işlevini gözetir. Behçet Necatigil'in 'cümle/ten' örneğinde olduğu gibi, ustalık dönemi şiirlerinde rastladığımız bir biçimselliğe başvurur: "Hırlı / yan / masa", "Beton beton / Ton be ton." Ancak son kitabında bu biçimselliğe yer vermez. Fakat kitabın ilk bölümünü oluşturan şiirleri, diğerlerinden farklı olarak uzun mısralardan meydana gelir.

Hüseyin Akın, kulağını sokağa dayar. Konuşma dilinin imkânlarını şiirine taşıyarak, bir ruh üfler. Bazı kelimeleri söylenildiği gibi yazar: "Ne çok söbelendik", "Zay'oldu bunca emek", "Bir bedevi yalnayak" gibi...

Cemal Süreya "Şair düşünceye kelimeden gider. Düzyazı yazarıysa kelimeyi düşünceyle bulur"*** der. Hüseyin Akın, insanı ve çağı, hâlihazırda kullanılan kelimeler üzerinden okur. Dijital çağın kelimelerine şiirinde yer verir. Çünkü çağın ruhunu yansıtan kelimeler zihinsel kodlarımızın habercisidir: "Kızılötesi", "Bu metal gülümseyiş ,bu dijital çocuklar", "Güpegündüz kapitol, gece gözü bedesten..." Kızılötesi, metal, dijital, hijyen, geçen yüzyılın lügatlarında bulamayacağımız sözcüklerdir.

Bir şiirdeki kelimeleri şairin kimden duyduğu önemlidir. Çünkü şairin kaleminden çıkan kelimeler, onun kimleri dinlemeye değer bulduğunun, şiiri nerede görüp ortaya çıkardığının ve zamanı nasıl algıladığının ipuçlarını verir. Bu soruların cevapları, bir şairi niçin okuduğumuzun da cevabıdır aynı zamanda. Bir önceki cümleden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Hüseyin Akın dili asıl sahiplerinden, halktan dinliyordur. Şiiri sokakta ve insan hâllerinde bulur. Sorumlu bir şair olarak çağının şâhitliğini yapar.

Hüseyin Akın'ın poetikası, dilin kendi içindeki muhtemel hareket alanları üzerine kuruludur. Şiirinde edebi sanatlara yer vermesi şaşırtıcı değildir. Tecâhül-i ârif, tevriye, hüsn-i tâlil, müşahhaslaştırma vb. sanatlar şairin modern söyleyişini gölgelemez. Çünkü Akın, edebi sanatları modern şairin bakışıyla kullanır, sanat yapma gâyesiyle değil.

Şair edebi sanatları, imgeyle aynı kaba koyar. Akın'da güçlü imgeler vardır: "Bütün serinlikleri avlanmış bir ormandan", "Bayram gelsin diye üç boyacı çocuk / Giymişler en beyaz gömleklerini." Burada boyacı çocukların giydiği gömleğin renginin 'en beyaz' olması bir imgedir. Hüsn-i tâlil sanatına ise, davranışı güzel bir sebebe bağlama gâyesinden çok, bir insanlık hâlini, yani dramı, etkili bir söyleyişyle dile getirmek için yer vermiştir.

Edebi sanatlara yer veren Hüseyin Akın için mısra, şiirinin belkemiğidir. Edebi sanatlar ve imge dizeyi öne çıkarır: "Bir gül müyüm kızaran karakolun önünde." Divan edebiyatında beyit, halk edebiyatında dörtlük ne ise, modern şiirde de mısra odur. Şâir mısrayı öncelerken, şiirin bütünlüğünü göz ardı etmez. Dizelerin bağlamı, anlamda daralma olmaması ve ritim şiirin bütünlüğünü teminat altına alır.

Okuyucu, Hüseyin Akın şiirini okurken, bir farkındalık içerisindedir. İnsan; kalbi, düşünceleri ve dili üzerindeki örtünün çekildiğini fark eder. Çünkü şiirle muhatap olmuştur.

(Milli Gazete)

YORUMLAR 1
  • Mustafa Turgut 9 yıl önce Şikayet Et
    Nerede o eski eleştirmenler.... Nerede cahit külebi gibi o eski eleştirmenler. ne şimdi bu, eleştiri yazısı mı? hüseyin akın milli gazetede yazıyor. biri de yine kendisiyle ilgili milli gazetede yazı yazmış.. tabi ki övüp övüp göklere çıkartacak... hüseyin akın varlığıyla yokluğu belli olmayanlardan biri...
    Cevapla
DİĞER HABERLER
Mine Kırıkkanat: Atatürk benim ilahım, tapıyorum
Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a tazminat