İran klasik müziğinin dünya literatürüne geçen ismi

Ortadoğu'ya sesiyle hayat vermiş, 1949 Kermanşah doğumlu İran klasik müziğinin dev ismi Şehram Nazeri, eserlerine nakşettiği derin ruh; onu dünya müzik literatürüne geçmiş bir müzik adamı haline getirdi.

İran klasik müziğinin dünya literatürüne geçen ismi
İran klasik müziğinin dünya literatürüne geçen ismi
GİRİŞ 27.05.2013 11:36 GÜNCELLEME 27.05.2013 13:54

Şehram Nazeri, tüm Ortadoğu'ya sesiyle hayat vermiş, 1949 Kermanşah doğumlu bir sanatçı.  İran klasik müziğinin sayılı ve saygın ustalarından. Özel bir yorumcu ve eşsiz bir müzisyen. İran'da Kürt bir anne ve babadan doğmuş müthiş gırtlaklı bir müzik azizi. Kamkars grubuyla birleştirdiği nefesi ve 'sarsıcı' eserlerine nakşettiği derin ruh; onu daha şimdiden dünya müzik literatürüne geçmiş bir müzik adamı haline getirmiştir.

İnanış odur ki, Nazeri'nin sesini duyanlar, acem diyarının masalına koşulsuz dâhil olmuş sayılırlar.

Nazeri'nin hançeresinden üflediği ateş; Mezopotamya'nın binlerce yıllık kadim hüznünden damıtılmıştır, yakıcılığı bundandır ve aynı dil'in söylediğidir aslında ondan duyduğumuz her nefes.

Amerikanlı eleştirmen Dan Hicmon "Nazeri şiiri yorumladığında siz onu anlamıyorsunuz ve dilini de bilmiyorsunuz ama buna rağmen onun ne anlattığını anlarsınız. O doruklara çıktığında sizi de beraberinde doruklara çıkarır, aşağı indiğinde ise yine size de aynı duyguyu yaşatır" diyor.

2006 yılında New York'ta bulunan Metropoliten Müzesi'nde Doğu Kültür Mirasçısı ödülünü dönemin Birleşmiş Milletler Başkanının elinden alması, dünyanın her yerinde büyük bir dinleyici kitlesinin oluşması ya da BBC dâhil birçok uluslararası medya kuruluşunun dikkatini çekti...

Hiçbir şey Şehram Nazeri için Kermanşah dağlarında annesinden dinlediği mesnevi beyitlerinin sükûneti kadar önemli olmadı hiçbir zaman.

Şehram, hançeresi gam yüklü olanların sesidir. Hüznün Farsçasıdır ya da sadece, yazıldığı gibi hiç okunamayan... Acının dili hep aynı, kalplerin sürgünlüğü de....

İşte kültür, sanat ve edebiyat sitesi www.izdiham.com' da yer alan söyleşisinin bir bölümü...

Çocuk yaşlarda girdiğiniz "sufi ensembles" grubuyla başlayan müzikal yolculuğunuz yarım asrı aşkın bir süredir kesintisiz olarak devam ediyor. Allah hançerenizdeki ateşi bir ömür eksik etmesin.  Sizin müzikte bulduğunuz işaret neydi, ruhunuzu yarım asırdır notalara çağıran o işareti soruyorum yani?

Hayatta mürşidim ve rehberim ev hanımı olan annem oldu. Edebiyata olan aşkım, küçükken şiirle hemhal oluşum ve belki de beni etkileyen başka bir sebep de yaşadığım Kürdistan bölgesi ve bu coğrafyalar olmuştur. Tabi ki bütün bunların ve başka etmenlerin de katkısı vardır müzikal yaşamımda.

Babanız tasavvuf ehli bir şair, anneniz ise ezberden mesnevi beyitleri okuyabilen bir kadınmış. Bu zenginliklerle beraber nasıl bir çocukluk hayatı yaşadınız? Kermanşah Dağları size ne öğütledi ve ruhunuza hangi ilhamları bahşetti?

Bu bölge kadim tarihi ve özel konumu dolayısı ile üç büyük imparatorluğun izlerini hala taşımakta. Hehamenişiler ve Aşkaniler bölgeyi kültürel anlamda oldukça etkilemiştir.  Bistun'dan Dalahu'ya kadar hâkim olan hava İran'nın manevi tasavvuf ruhudur, bunların hepsi bende etki bırakmıştır. Annem ben büyüdüğümde bana hep şundan bahsederdi; "sen küçüktün ve ben senin kulağına şiirler ve şarkılar okurdum". Bütün bu nedenlerin bende etkisi oldukça fazladır.

Özellikle son yüzyılda klasik İran müziğinde Sadi'nin şiirinin ve duygu dünyasının etkili olduğunu gördük. Sadi ve Hafız, hüzünle yoğrulmuş ruhlardır. Sizin Firdevsi ve Mevlana'nın sözlerine, şiirlerine yani onların ruh iklimine sığınmanız hüznün yanında coşku ve heyecan arayışınızın bir sonucu olarak mı gelişti?

Yüzyıl önce klasik İran müziğinde üstatlar çoğunlukla Sadi'nin gazelleri ve onun âşıkane gazellerinin yorumlanışı üzerinden müzik eğitimi veriyorlarmış. Belki tarihi nedenler veya mevcut sorunlardan dolayı bu yüzyılda Mevlana'nın, Firdevsi'nin şiirleri neredeyse ortadan kalkmış ve hiçbir yorumcu bu noktada gerekli ve doyurucu bir açıklamada bulunamamıştır. Bu araştırılması gereken bir konudur.

Genel anlamda ya fazla ilgi görmemişler ya da sahneye hiç çıkmamışlar.  Benim Mevlana ve daha sonra Firdevsi'ye olan sevgimin nedeni belki sahip olduğum Kürt ruhudur, başka bir neden de edebiyata yakınlığım olmasındandır. Mevlana ve Firdevsi eserlerinin icracısı olmak için başka bir bakış açısı ve görüş gerekliydi, bende elimden geldiğince bu bakış açısının ve bu görüşün izini sürdüm.

Kullandığınız enstrümanlar arasında setar ve tamburun çok başka bir yeri oldu hep. Sizinle birlikte tamburun bir itibar kazandığını bile söyleyebiliriz. Mistik müzik icracısı olmanıza rağmen ney sazına mesafeli olmanızın sebebi nedir?

Ben setar ve tamburu çalıyorum ve yakınlarım da bu enstrümanları çalabiliyorlar, yakınlarımdan ney üfleyen olmadığından ney'e uzak kaldım. Ney'e aşığım, aldığım birçok karar ve öneri olmasına rağmen, İran'da sadece üç seçkin ney üstadının bulunmasından dolayı ve düşündüğüm bu üç kişi ile de bir türlü çalışma fırsatı bulamayışım beni ney'den uzak tutan gerekçeler oldu. Diğer taraftan ise İran'da müzik alanında özel bir durum bulunmakta, şöyle ki; müzikte enstrümanlara gereken önem verilmemekte ve bu konuda gerekli yardım ve himaye de yapılmadığından bu işi gerçekleştirme olanağımız olamadı.  Bazen de şartlar, durumlar uygun olmadığından, insanlar için bunları gerçekleştirmek mümkün olmuyor. Mesela benim Hindistan'ı çok sevmeme ve konser afişlerimin duvarlara asılmasına rağmen bu ülkeye gitmem nasip olmadı, diğer yandan Amerika'yı hiç sevmememe rağmen belki yüzlerce defa bu ülkeye gittim.

Söyleşinin devamı izdiham.com sitesinde yer alıyor...

KAYNAK: WWW.İZDİHAM.COM
YAZDIR
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Şili'de öldürülen yerli yüzünden sokaklar karıştı
İşte en güçlü donanmaya sahip ülkeler