İşte ezber bozacak son anket

Türkler ile Kürtler birlikte yaşamak istiyor mu? Bu iki millet komşu olmaktan dolayı mutlu mu? Çözüm sürecinde barışı getirecek asıl unsur ne? AK Parti, CHP, MHP, BDP ve Saadet Partililer çözüm sürecini destekliyor mu? Kürtlerin yüzde kaçı ayrı bir devlet istiyor? Kürt sorunu hangi yolla çözüme kavuşturulmalı? Peki ya Kürtler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan rahatsız mı?

Eklenme: 10 Haziran 2013 09:11 / Güncelleme: 10 Haziran 2013 16:20 / 146,116 Okunma / 16 Yorum

Ömer Süt'ün haberi...

Yapılan son "Çözüm Süreci Anketi" bildiğiniz bir çok doğrunun yanlış olduğunu gösterecek. GENAR'ın Haziran 2012 tespitine göre Türkiye nüfusunun %78'i kendini Türk, %14'ü ise Kürt olarak tanımlıyor. Araştırmanın bir diğer önemli sonucu ise partilerin çözüm sürecine bakışı ve barışı ne kadar isteyip istemedikleriyle alakalı... Araştırmaya göre AK Parti ve BDP'liler yüzde 99.4, MHP'liler yüzde 98.2, CHP'liler yüzde 98.4, Saadet Partililer yüzde 97.3, diğerleri ise yüzde 98.6 terör sorunun bitmesini istiyor. 

ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKİL KİTABI

Türk ve Kürt milleti yüzyıllarca birlikte yaşayıp aynı düşmana karşı beraberce savaşarak ve aynı topraklar için omuz omuza beraberce öldü. Ancak bu birlikte ölümümüzü bile istemeyen, çekemeyenler vardı. Birlik ve beraberlik içinde yaşayan iki millet iç ve dış güçlerin etkisiyle karşı karşıya getirilmeye çalışıldı. Dış güçlerinde etkisiyle de 30 yıldır süren çatışmalar nihayet sona erdi.

Çatışma döneminin sona erdiği bu günlerde Türkiye yine kritik bir dönemden geçiyor, çözüm süreci ise bu dönemde ikinci planda kaldı.

Çözüm süreciyle ilgili olarak GENAR Araştırma Şirketi'nin derin ve uzun soluklu araştırması Türkiye'de doğru bildiğimiz bazı yanlışları düzelteceğe benziyor. Gerek eski çalışmalar ve gerekse GENAR'ın son zamanlarda yaptığı araştırmalarda ortaya çıkan veriler bize; görmeyince, inkar edince veya reddedince bir sorunun ortadan kalkmadığını ya da namevcut olmadığını gösteriyor. Bu sebeple, yılların ret ve inkar politikaları, güvenlikçi stratejileri iflas etmiştir. Bunun böyle gitmeyeceğini gören devlet aklı, siyasi aklı daha öne alarak hükümeti ve milletiyle yeni bir sürece girmiş bulunmaktadır: Çözüm süreci...

Peki, GENAR'ın araştırmasında farklı olan ne?

Bu sorunun cevabı Mustafa Şen, İhsan Aktaş ve Evren Çelik'in hazırladığı "Kürt\'üm Ben de Doğruyum" kitabında gizli…

Bilimsel çalışmaların ışığında bir eser ortaya çıkardıklarını dile getiren kitabın yazarlarından Mustafa Şen konu çok hassas olduğu için, birbirini destekleyen verilerden emin olmadan kitabı çıkartmak istemedik ancak yaptığımız yeni araştırmaların da desteğiyle 2013 yılında bunun zamanının geldiğini düşündük, dedi.

Şen, Kürt sorunuyla ilgili olarak daha önce hazırlanmış, İHH'nın Kürt Sorunu Raporu da buna dahil, birbirinden değerli 18 rapora kitabımızda yer verip, analiz ettiklerini dile getirirken, çözüm sürecinin ne anlama geldiğini okuyucuya aktarmak istediklerini ifade etti.

'YURTTA SUS CİHANDA SUS' DEVRİ SONA ERECEK

Çözüm sürecinin sona ermesinden sonra büyük bir enerji olan Türkiye'nin bölgede çok önemli bir yerde olacağını sözlerine ekleyen yazar Şen, ülkemizin ‘Yurtta Sus; Cihanda Sus' politikasından ‘Yurtta ayağa kalk ve Cihanda Koş' politikasına doğru ilerleyeceğini iddia etti. 

Kitapta yer alan araştırmaya göre; Türkiye'de etnik kimliğe dayalı bir nüfus sayımı yapılmamaktadır. Bu sebeple, nüfusun etnik dağılımı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, araştırma kuruluşlarının yaptığı çalışmalar sağlam bir fikir vermeye yeter niteliktedir. Bu bağlamda, GENAR'ın Haziran 2012 tespitine göre Türkiye nüfusunun %78'i kendini Türk, %14'ü ise Kürt olarak tanımlamaktadır. Diğer etnik kökenden olan vatandaşlarımız ise ortalama %8'lik bir yekün teşkil etmektedirler. Elbette ki, bu oranlar araştırmanın hata payı çerçevesinde az bir oranda aşağıya ya da yukarıya oynayabilir; fakat bu durum büyük kitleleri pek etkilemez. Gerçek rakamlar ancak etnik temelli bir nüfus sayımıyla ortaya çıkabilir. 1965 sayımı bu bilgiyi içeriyor olsa da, 2013 için sadece projeksiyon yapmaya yarayabilir. Araştırmalar da benzer bir tahminleme sonucu veriyor demek mümkündür. Nisan 2013 itibarıyla toplumun %53'ü Kürt sorunu yoktur derken diğerleri vardır demektedir.Adına ne dersek diyelim, Kürtlerin bazı sorunları var. Mesela, eğitim sorunları var ve bu sorun Milli Eğitimin bir sorunu olarak tebarüz etmiştir. bakınız, Türklerin %6.8'i kendini okuryazar değil diye tanımlarken bu oran Kürt vatandaşlarımızda %17.6'dır. Okula gitmemiş fakat okur yazar olanlar ise Türklerde %4.5, Kürtlerde %10.9'dur. Üniversiteli olmaya baktığımızda Türklerin %10'9'unun, Kürtlerin ise %8'inin üniversite mezunu olduğunu görmekteyiz. Bu bile tek başına bir sorun olduğunu göstermeye yetmektedir. 

KÜRT SORUNUN SEBEBİ NE OLABİLİR?  

Türkiye'de, kabul edilsin edilmesin sıcak ve yakıcı bir Kürt sorunu olduğu aşikardır. Bazılarımız Kürt sorunu tabiri yerine Güneydoğu sorunu, bazılarımız PKK sorunu ve diğer bazılarımız terör sorunu diyor olsa da, tüm bunları Kürt sorunu başlığı altında toplamak mümkündür. Zira, adı ne olursa olsun kendisi değişmeyen kan, ölüm, geri kalmışlık yada geri bıraktırılmışlık, savaş, çatışma, gözyaşı, cenaze, bomba, silah, kurşun, barut kokusu, feryat, çığlık gibi olguların başka bir adının olması kendi hakikatlerini değiştirmez. Bu bağlamda Kürt sorununun sebepleri neler olabilir diye sorgulandığında katılımcılar ayrımcılık, terör, eğitimsizlik, dış güçler, cahillik, eşitsizlik, ırk ayrımı, ekonomik nedenler, siyasi nedenler vb. gibi önemli başlıklar sıralamışlardır. Ayrımcılığa ve eşitsizliğe yapılan vurgu en dikkat çekici başlıkları oluşturmaktadır. 

SORUNUN BİTMESİNİ KAÇ KİŞİ İSTİYOR? 

Katılımcıların %98.8'i terör sorununun bitmesini istemektedir. %1.2'lik hayır cevabı şaşırtıcı olmamalıdır. Zira, öyle ya da böyle derin acılar içinde olup meseleye intikam gözüyle bakan ve intikamını almadan huzura kavuşamayacak olan insanlar da var olabilir. Onların psikolojisini de anlamak gerekir. Bunun gibi, terörden nemalanan insanların var olabileceği de ihtimal dahilindedir. Fakat, böyle bir meselede bu azınlığın görüşüne göre hareket etmek elbette mümkün değildir. Öyle görülüyor ki, toplumun ezici çoğunluğu artık bu terör meselesinin öyle ya da böyle bitmesini arzu etmektedir. 

HANGİ PARTİ BARIŞI NE KADAR İSTİYOR? 

Terör sorunu denilen hadisenin bitmesini arzu etme durumu partilere göre analiz edildiğinde, hemen hemen bütün partilerin aynı düzeyde barışı olumladığı görülmektedir. Zira, partiler arasında bu konuda istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Bu sebeple, parti liderlerinin ve parti sözcülerinin kullandıkları siyasi dilin de bu veriler dikkate alınarak kurgulanması gerekir. Aksi takdirde partiler bir tarafa, seçmenler başka bir tarafa gider bir görüntü ortaya çıkacaktır. Araştırmaya göre AK Parti ve BDP'liler yüzde 99.4, MHP'liler yüzde 98.2, CHP'liler yüzde 98.4, Saadet Partililer yüzde 97.3, diğerleri ise yüzde 98.6 terör sorunun bitmesini istiyor. 

TERÖR SORUNU HANGİ YÖNTEMLE ÇÖZÜLMELİ? 

Malum olduğu üzere, terör sorunları ya barış yoluyla ve müzakerelerle ya da savaş yoluyla bitirilmektedir. Bu bağlamda bu husus katılımcılara kısa ve net bir şekilde sorulmuştur. Alınan cevaplara göre katılımcıların %90'ı bu meselenin görüşmeler ve barış yoluyla çözülmesini istemektedir. Barış kaybedeni olmayan bir vakadır ve toplumumuzun kahir ekseriyeti de bunu arzulamaktadır. Savaş ve silah yoluyla bitirilmesini arzu eden %10'luk katılımcılar da vardır. 

TOPLUMUN 3'TE 2'Sİ BARIŞI OLUMLUYOR 

Araştırmada üçüncü olarak bu sürecin ne oranda desteklendiği sorulmuştur ve katılımcıların % 67.4'ü halihazırda yapılmakta olan çözüm süreci çalışmalarını desteklediğini belirtmiştir. Yani, toplumun üçte ikisi çözüm sürecini bütün olumlulukları ve olumsuzluklarıyla benimsemiş durumdadır. Çözüme dair somut adımlar görülmeye başlandıkça bu oranın daha da yükseleceği söylenebilir. Burada dikkat çekici olan şu hususu belirtmekte fayda vardır: %1.2'lik marjinal kesimi saymazsak hemen hemen herkes terörün bitirilmesini ve barışın sağlanmasını istemektedir ve %90'ımız bunun barış yoluyla gerçekleştirilmesini arzulamaktadır. Ancak, gelin bu işi çözelim ve şöyle çözelim denildiğinde ise bu oran %67'lere düşmektedir. 

ÇÖZÜM SÜRECİNE HANGİ PARTİ NASIL BAKIYOR? 

BDP'li seçmen çözüm sürecine yüzde 91.6 oranında destek verirken AK Partili seçmen yüzde 86.4 oranında sürece destek veriyor. AK Parti'yi yüzde 73.7 oranı ise Saadet Partisi izlerken; CHP'liler yüzde 41.7, MHP 39.5, diğer partililer ise yüzde 62.2 oranında çözüm sürecini destekliyor. 

ÇÖZÜM SÜRECİNE KÜRT VE TÜRKLER NASIL BAKIYOR? 

Kürt vatandaşlar yüzde 91.7 oranında çözüm sürecine destek verirken, Türkler yüzde 63.3 oranında destek veriyor. Görüldüğü gibi Kürtlerin çözüm sürecine desteği Türklerin desteğinden çok daha yüksek gözükmektedir. Bu, Türklerin çözüme karşı ya da barış karşıtı oldukları anlamında yorumlanmamalıdır. Çünkü, maalesef bir kısım siyasi söylemlerde çözüm sürecinin Türkiye'nin bölünmesine, parçalanmasına yönelik bir gizli plan olduğu yönünde gayrimakul düşünceler vardır. İster istemez bir kısım hassas insanlar bu siyasi söylemlerden etkilenmektedirler. Ancak, süreç zamanla kendi rasyonalitesini ortaya koyacaktır ve çözüm sürecinin Türkiye'nin bölünmesi değil, aksine bütünlüğü ve daha da büyümesi için en vazgeçilmez unsurlardan biri olacağı daha sarih bir şekilde anlaşılacaktır.

AYNI DEVLET ÇATISI ALTINDA YAŞAMA ARZUSU

Tüm katılımcılara Türklerle Kürtler şimdiye kadar olduğu gibi beraber yaşamaya devam etmeli mi, yoksa ayrılmalılar mı diye sorulduğunda %95.5'den aynı devlet çatısı altında yaşamaya devam etmeli cevabı alınmıştır. Bu cevap bütün bölünme/parçalanma senaryolarını ve paranoyalarını bir kenara koymaktadır. Bölünme söylemlerinin hiçbir toplumsal karşılığının olmadığı burada açıkça görülmektedir. Terör yoluyla ya da terörü bahane ederek başka kışkırtmalarla bu ülkenin ve bu topraklarda yaşayan insanların birbirinden koparılamayacağı bu veriyle en çarpıcı bir şekilde ortaya konulmuş olmaktadır. Dolayısıyla, çözüm sürecini bölünme süreci olarak topluma yansıtmanın akim kalacağı da açıktır. Malum olduğu üzere, hem Türkler hem Kürtler ve hem de bu topraklarda yaşayan otuzdan fazla etnik kökene sahip insanlar birlikte yaşamanın yüzlerce yıllık örneğini sergilemişlerdir. Çoğulcu toplumsal yapının en barışçıl numunesi olan bu yapı modern dönemde aynı başarı seviyesinde kendisini siyasal alana yansıtamamış olsa da, bu, çözülemeyecek bir mesele değildir. Çözüm süreci asıl olarak bu toplumsal çoğulcu yapının kendisini bu siyasal yapıda bir varlığa kavuşturma süreci olacaktır. Toplumsal çoğulcu yapı doğal, siyasal çoğulcu yapı ise yapaydır. Dolayısıyla, bu dönüşümün sancısız olacağını söylemek zordur. Fakat, zor da olsa başarılabilen bir olgudur. Türkiye çözüm sürecinde işte bu dönüşümü başarmaktadır.

KÜRTLER AYRI BİR DEVLET İSTEMİYOR

Etnik kökene göre yapılan analizde Türklerle Kürtlerin hemen hemen aynı oranla birlikte yaşamayı, birlikte var olmayı, aynı devlet çatısı altında yaşamayı benimsedikleri, kabul ettikleri ve istemeye devam ettikleri görülmektedir. Bu iki veriyi basit iki rakam gibi görmemek gerekir. Basit gibi görünen bu iki veri bölgenin yeni bir ulus devlet kaldıramayacağı hakikatinin en derin tarih ve istikbal okumasıdır. Zira, bölge halkları şu gerçeği çok iyi bilmektedirler ki bölge ne zaman bütünleşmişse dünyanın güç merkezi olmuş, ne zaman ayrışmışsa da bu gücünü kaybetmiştir. Dolayısıyla, bölge milletlerinin derin sağduyusu, tavrını ayrışmadan yana değil birleşmeden yana koymaktadır.

EN ÖNEMLİ UNSUR: DİN, KÜRT OLMAK, TC VATANDAŞI OLMAK

Haziran 2012'de yapılan bir Türkiye geneli araştırmada Kürt kökenli katılımcılara kendileri için dinlerinin mi, Kürt olmalarının mı yoksa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalarının mı en önemli unsur olduğu soruldu. Aynı soru Ocak 2013 ve Nisan 2013 tarihlerinde Türkiye genelinde yapılan araştırmalarda da soruldu. İlginç bir şekilde Haziran 2012'de %58.2 olan dinimiz seçeneği barış sürecine girildiği Ocak 2013'te %68.6'ya, çözümün ve barışın iyice belirginleştiği Nisan 2013'te %82.4'e çıkmıştır. Kimlik aidiyetini etnisite temeline oturtan Kürt olma seçeneği bu süreçte %21.4'ten %15.6'ya ve Nisan ayında da %8.1'e gerilemiştir. Böylesi bir aidiyet çerçevesinde ellerimizi biri birine tutuşturacak olan en önemli unsurun inanç çerçevemiz olduğunu görmüş olduk. Her üç aidiyet unsuruna birlikte baktığımızda, Kürt vatandaşlarımızın kendilerini dinleri, devletleri ve milliyetleriyle birlikte bu sıralamayla tanımladıkları ortaya çıkmaktadır. Böylesi bir dindarlık algısı olan Kürt halkının İslam dininin en temel özelliklerinden biri olan birleştiriciliği göz ardı etmiş olması zaten beklenemezdi. PKK sürecini baştan itibaren gözlerimizin önünden şöyle bir geçirdiğimizde, PKK'nın en tehlikeli yanının elindeki silahı değil, dilindeki seküler söylem olduğu görülmektedir. PKK sekülaritesi Kürtler ve Türkler için çözücü, ayrıştırıcı, koparıcı, bölücü, parçalayıcı ve dağıtıcı bir işlev görmekteydi ve eldeki silahlar bu seküler dilin yaptığı tahribatı yapamıyordu. Fakat, günün sonunda silahlı elin Müslüman Türklerin, seküler dilin de Müslüman Kürtlerin sağlam duruşunu örseleyemeyeceği anlaşılmıştır. Bu idrak çerçevesinde silahların gömülmesi ve seküler söylemin bitirilmesi bizatihi PKK yöneticileri tarafından son seçenek olarak benimsenmiştir. Bundan sonrasında, mazide olduğu gibi, Anadolu ve Mezopotamya'nın çoğulcu toprakları, birliği ve barışı beraber büyüteceklerdir.

KÜRTLERİN TC VATANDAŞI OLMAKTAN RAHATSIZLIK DUYMA DURUMU

Aynı dine ya da millete mensup olmak doğrudan ve bağlayıcı bir siyasallık içermemektedir. Aynı ya da ayrı dinlerden veya milletlerden olup aynı devletin vatandaşı olmaksa siyasal-hukuksal bir olgudur. Bu bağlamda yukarıda bahsettiğimiz üç araştırmada Kürt vatandaşlarımıza T.C. Vatandaşı olmanın kendilerini rahatsız edip etmediğini sorduk. Alınan cevaplar şöyledir: Haziran 2012'de böyle bir rahatsızlık duymadığını söyleyen Kürtlerin oranı %86.4 iken bu oran çözüm sürecinin başladığı Ocak 2013'te %91.6'ya, Nisan 2013'te ise %94.2'ye yükselmiştir. Görülüyor ki gerçekte Kürt vatandaşların en temelde devletle bir sorunu yoktur, sorunu besleyen çatışma durumudur. Çatışmasızlık ve barış ortamı olduğunda, görüldüğü üzere, söz konusu rahatsızlık en aza inmiştir.

TÜRKLER VE KÜRTLER BİRBİRİNİ NE KADAR SEVİYOR?

Çalışmanın bu bölümünde Türklere ve Kürtlere karşılıklı olmak üzere birbirlerini sevip sevmedikleri soruldu. Bu soru ilk olarak Haziran 2012'de sorulmuş, daha sonra Ocak 2013'te ve Nisan 2013'te tekrarlanmıştır. Alınan sonuçlara baktığımızda Türklerin %72.8'inin Kürtleri sevdiği görülmüştür. Bu oran Ocak 2013'te %68.7'ye düşmüş, sonra Nisan 2013'te %80.7'ye yükselmiştir. Barış süreci tedirginliğinde bir düşüş yaşayan bu duygu, sürecin olumlu seyri karşısında daha yüksek oranlara çıkmıştır. Aynı soruyu Türkler için Kürtlere sorduğumuzda Kürtlerin Türklere olan sevgisinin çok daha yüksek olduğu görülmüştür. Şöyle ki, Haziran 2012'de %94.1 olan bu oran Ocak 2013'te %91'e düşmüş, sonra Nisan 2013'te %94.12'ye yükselmiştir. Gelişen barış ve çözüm sürecinde bu karşılıklı sevginin daha da artacağı söylenebilir. Barış sevgiyi, sevgi de barışı besleyerek Anadolu'da, Mezopotamya'da, Balkanlar'da, Ege'de, Akdeniz'de ve Kafkasya'da birliğin ve kardeşliğin dünyasını kuracaktır.

TÜRKLER VE KÜRTLER KOMŞU OLMAKTAN RAHATSIZ MI?

Karşılıklı yoklama, sosyal bütünleşmenin en önemli parametrelerinden biri olan komşuluk üzerinden devam ettirilmiştir. Bu manada aynı takvim sıralamasıyla Türklerin %81.4'ü, %85.6'sı ve son olarak %87.3'ü Kürtlerle komşu olmaktan rahatsızlık duymayacaklarını söylerken; bu oranlar Kürtlerde Türkler için çok daha yüksektir. Tersinden söyleyecek olursak, Kürtlerin Türklerle komşu olmaktan rahatsızlık duyma oranları yok denecek kadar azdır. Görüldüğü üzere çözüm süreci barışı besledikçe Kürtler ve Türklerin komşu olmaktan duyabilecekleri rahatsızlık oranları azalmaktadır. Sosyolojik literatürde sosyal dışlama ya da ayrımcılık olarak bilinen bu durum Türkler ve Kürtler için rahatsız edici boyutta değildir; hatta Kürtler için söylenecek olursa, yok denecek kadar azdır (%3.1). Verilerin dili ayrışmayı ve dışlamayı körükleyen şeyin bizatihi etnisite değil, silahlı çatışma olduğunu göstermektedir. Kürtlerin başına bir hal geldiğinde onların güneylerindeki Kürtlere değil de, batılarındaki Türklere doğru göç ettikleri ve onlarla komşu oldukları gerçeği, tek başına bu sorunun çözümünün ne olduğunu ortaya koymaya yeter.

PEKİ BU KİTAPTA DAHA NELER VAR?

AK Parti Hükümeti, çözüm sürecine girme kararını neden aldı?

Çözüm süreci başlatılarak, PKK ve Abdullah Öcalan'a taviz mi verilmiş olundu?

Çözüm süreci başarısız olursa Türkiye'yi neler bekliyor?

Çözüm süreci başarılı olursa Türkiye'nin ne gibi kazançları olacak?

BDP ve tabanı bu sürece nasıl bakıyor?

Muhalefet partileri, çözüm süreci hakkında neler düşünüyor?

Muhalefet partilerinin seçmenleri, çözüm sürecine nasıl bakıyor?

Türk halkının çözüm sürecine yaklaşımı nasıl?

Kürt halkı çözüm süreci hakkında neler düşünüyor?

***

Bu soruların cevabını bulacağınız kitap 3 bölümden oluşuyor!

Çoğulcu bir anlayış, kardeşlik duygusu ve birlik ruhu ile kaleme alınan kitabın birinci bölümünde GENAR'ın Kürt sorunu ve çözüm süreci üzerine yaptığı araştırmalarda ortaya çıkan çeşitli veriler incelenmiş ve yorumlanmıştır.

İkinci bölümde, Kürt sorununun kökleri üzerinden Türkiye'yi çözüm sürecine getiren şartlar tartışılmıştır.

Üçüncü bölümde ise 1920'lerden 2000'li yıllara kadar gerek şark sorunu, gerek doğu sorunu, gerek Kürt sorunu vs. olarak hazırlanmış muhtelif raporlardan önemli bulunanlardan 18 tanesi seçilerek özetlenip analiz edilmiştir.

omer.sut@haber7.com

Haber7

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri