Cem Sultan'ın çarpıtılmış maceraları

Şehzade Cem olayı Osmanlı tarihindeki en trajik olaylardan biridir. Ancak son zamanlarda Cem Sultan’ın hayatını anlatan ve Avrupa listelerinde zirvede olan bir kitap bu trajik olayı olabildiğince saptırıyor:

Cem Sultan'ın çarpıtılmış maceraları
Cem Sultan'ın çarpıtılmış maceraları
GİRİŞ 20.10.2004 12:14 GÜNCELLEME 20.10.2004 12:14

Son zamanlarda Cem Sultan’ın hayatını anlatan “Jem Sultan: The Adventures of a Captive Turkish Prince in Renaissance Europe” – Cem Sultan: Rönesans Avrupası’nda Esir bir Türk Prensi’nin Maceraları- adlı kitap Avrupa kitap listelerinde üst sıralarda. Yazar John Freely'nin 342 sayfaya sığdırdığı Şehzade Cem’in trajik yaşam hikayesi doğu batı tartışmalarının yapıldığı günümüz politika gündemini tutturmuşa benziyor ama eksik ve basit bir dille yazılmış hikaye, okuyucuya okul kitaplarında bulunacak olandan fazla bilgi vermekten yoksun.



Şehzade Cem olayı Osmanlı tarihindeki en trajik olaylardan biridir… Belki de tarih derslerinden aklımızda kalanların başında gelir. Bir benzer trajik olayda Timur ile kafese kapattığı Şehzade Yıldırım Beyazıt arasında yaşanmış… Cem, Avrupa’ya kaçarak düşman elinde esir olurken, Yıldırım Beyazıd’ın ömrünün son 12 yılı kafeste geçmiş… Osmanlı tarihindeki en insafsız kanunlardan biri olan kardeş katlinin meşruluğu sonucu Şehzade Cem, kısa ve acıklı bir yaşam sürmüş.



Asil tavırları ve romantik yanıyla Rönesans döneminde Avrupa'da büyük ilgi gören Cem Sultan, Fransa'da yarı tutsak, yarı evcil bir hayvan gibi yaşadı…Çıkar uğruna gözaltında tutulup kollanırken, Avrupa ile Osmanlı arasındaki pazarlıkta araç olarak kullanıldı…John Freely’nin kitabında Cem Sultan, hayatını ruhsal olarak endişe içinde, tedirgin geçiren bir rehine ve diplomatik bir maşa, sosyal olarak ise egzotik ve ilgi çeken bir şöhret olarak tarif ediliyor… Bunda bir eksik yok ama yazar ortaokul kitaplarında rastlayacağımızdan daha fazla bilgiyi vermediği kitabıyla sansasyonel bir kimliği gündeme getirmekten öte gitmiyor.



Kitabı bunca ünlü yapan Cem Sultan’ın hikayesi şöyle; Cem Sultan, 15’inci yüzyılda İstanbul’u fethederek tarihe ‘Muhteşem Türk’ adıyla damga vuran, Fatih Sultan Mehmet ve Çiçek Hatun’un küçük oğlu… Fatih Sultan Mehmet’in Avrupa’da Rodos, Venedik, Moldovya, Arnavutluk ve Macaristan boyunca ilerleyerek süren başarılı seferleri Hıristiyan dünyasını korkuturken, yaşlandığı için ardından başa kimin geçeceği Osmanlı kadar Avrupa için de ilgi konusudur.,, Fatih, umulmadık bir şekilde mide ağrısından öldüğünde Cem, 22 yaşındadır… Fatih’in ölümü üzerine Roma’da büyük kutlamalar yapılır ve sevinçten kilise çanları üç gün boyunca çalınır….



Fatih, yerine Şehzade Cem’in padişah olmasını ister ve bu nedenle Cem’i 8 yaşında Anadolu’ya valilik yaparak devlet yönetimini öğrenmeye gönderir. Fatih Sultan Mehmet’in gözdesi olan Cem’in, babasının ölümünden sonra başa geçmesi beklenirken, Mehmet’in diğer oğlu, afyon tiryakiliğiyle bilinen sofu Beyazıd, Yeniçeri isyanını fırsat bilerek bir takım ayak oyunları ve entrikalarla tahtı ağabeyinden kapar… Cem’in tahta geçmekte yavaş hareket ettiği ve Cem’in yerine Beyazıd’ı isteyenler tarafından engel olunduğu ileri sürülür.



Cem ve o’nun Şii Müslüman taraftarları, Beyazıd’ın sünni Müslüman yandaşlarınca yenilgiye uğratılır. Cem ülkeyi Beyazıd’la aralarında ikiye bölmeyi teklif eder fakat kabul olunmaz ve II’inci Beyazıd başa geçer.



Fatih’in imparatorluk kanunundaki madde derki; ‘Oğullarımdan hangisi tahtı miras alırsa, diğer kardeşini ortadan kaldırma hakkına sahiptir.’ … Bu kanunun verdiği yetkiyle bir kazaya kurban gitmemek için İstanbul’dan kaçan Cem Sultan, babasından kendisine geçmesi beklenen taca sahip olma mücadelesini dışarıdan vermeye karar verir… Önce Mısır’a gider, ardından çaresizlik içinde Rodos Şövalyelerine sığınır. Şövalyeler iki yıl önce büyük kalelerini taş yığınına çeviren Fatih’in oğlunun misafirliğinden memnun olurlar… Cem, 1481 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından misafir olarak alıkonulmuşsa da şövalyelerin candan bir ev sahibi olmadıkları sonradan anlaşılır, çünkü Sultan Beyazıd, kardeşi Cem’i kilitli tutmaları karşılığında şövalyeleri maaşa bağlamıştır… Şövalyeler Cem’i Fransa kralına verirler. Ardından Papa da bir süre Cem’e ev sahipliği yapar…



Şatolar arasında mekan değiştirdiği Fransa’ya transfer edildikten sonra Cem Sultan, romantik görünüşü ve prenslere özgü tavırlarıyla onu tutsak edenleri kendine hayran bırakır… Diğer tutuklularla ve onu tutuklayanlarla arkadaş olur, hatta genç kızlarını baştan çıkarır. Cem’le ilgili romantik hikayeler Fransa'da hala bilinmektedir.



Cem, o’nu tutsak edenler için önemli bir rehineydi…Cem’e sahip olmak Ortadoğu ile Avrupa arasında ateşli tartışmalara sebep olmuştur. Mısır' da Memluk Sultanı, Avusturya da Arşidük Maximilian, Venedik senatosu, Macar Kralı Cem’i kaçırmayı, alıp, satmayı veya esir almayı arzuladılar. Beyazıd Avrupa seferlerine Cem’in esir tutulması karşılığında çıkmadı… Papa ve Fransa Kralı Cem’i Haçlı savaşlarında Müslümanlara karşı kukla olarak kullanmayı planladılar.



Bu sırada Beyazıd da boş durmadı. Cem’i esir alanlara bırakmamaları için büyük miktarda rüşvet teklif etti, İsa’nın işkence gördüğü mızrak, Baptist John'un eli gibi büyüleyici hediyeler göndererek onları iknaya çalıştı…Türk ajanlar Cem’in esir tutulduğu şatoya suikast düzenlediler. Hatta papanın elinde olduğu dönemde su kaynağına zehir koydular… Bu haberlerin o sırada yeni doğmuş oğlu infaz edilmiş olan Fransa'daki Cem’in kulağına gittiğinde acımasız ve sert bir dille yazdığı şiir de şöyle der Şehzade Cem; Oğlumuz Oğuzhan’ın şehit olduğunu duyduk / Ve Cem Frengistan'da ıstırap doldu. / Oğuzhan'ımın saçının bir telini bile değişmezdim. / Osmanlı'nın ve Karun’un bütün hazinelerine.



Cem, kaçma girişiminde bulunduysa da başarılı olamamış ve içinde bulunduğu aşağılık duruma lanet eden isyankar şiirler yazmaya devam etmiştir…. Cem’in ana toprağını tekrar fethetme hayalleri yavaş yavaş söner ve umut yerini depresyona bırakır... Cem, kafirlerin Müslümanlar'ın üzerine yürümek için kendisini bir vesile olarak kullanmadan bir an önce canını alması için Tanrı'ya yalvarır. Cem’in bu dileği, 35 yaşında aniden ölmesiyle gerçekleşir. Cem, hem Fransa hem de anavatanında sultan olamamasına rağmen çektiği ıstaraba acımayla karışık çekici ve gösterişli şehzade olarak sevgi ve saygıyla anılıyor…



John Freely’nin kitabı bizim bildiğimiz kulaktan kulağa gelen orta dereceli okul kitaplarında rastlanan bilgilerin ötesine gitmiyor. Dar alanda kısa bir hikaye olarak anlatılan Cem Sultan’ın biyografisi yazar için dünyanın Müslüman- Hıristiyan dengelerinin gergin olduğu dönem itibarıyla ilgi görüyor…



Bardaktaki şarabı, ‘Bu da Cem’in hakkı!’ diyerek tortusunu yere dökerek bitirmenin bazı Türkler arsında hala bir gelenek olduğunu söylediği bölüme ben gerçek hayatta hiç rastlamadım. Bu geleneği bilen var mı merak ediyorum.



Perihan KORKMAZ

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Trump'a üçüncü suikast girişimi! Dünya liderlerinden peş peşe tepkiler
İran: Füze gücünün önemli bir kısmı kullanılmadı