Salâh Birsel'le günler
'Yaşlılık Günlüğü'ne kapılıp giderken hatırladım: Bir tutumu vardı Salâh Birsel'in: Edebiyat dışı konuşmamak. Edebiyatı bayağılaştırabilecek her şeyi öz dünyasından uzak tutmak
* Selim İleri
BİR KİTAP KAPAĞI
Papağanname ve Yaşlılık Günlüğü. Kitaplığımda ikisi yan yana duruyor. Az berilerinde Yapıştırma Bıyık, Amerikalı Tolstoy. Günlerdir Kuşları Örtünmek'i arıyorum. O, ortalarda yok.
Önce Papağanname'ye daldım: 'Artık papağannamelere burada bir son çekmek gerekiyor.' İçim sızladı. Denememizin imparatoru Salâh Birsel, 'Bir kenarda dur. Dudaklarına da bir gülücük kondur' demiş. Sonra da: 'Yaşlanıyorum yaşlanıyorum'... Oysa hiç yaşlanmadı. Şiiri ve denemeleri bugün de çok genç.
Necatigil, Salâh Birsel şiirinden şöyle söz açar: 'Konularını alaya alır göründü, duyarlığı öldürür görünerek ona düşündürücü yanı çoğalmış bir tazelik kattı. Necatigil'in 'göründü' deyişinde ne kadar incelikli bir saptayım söz konusu. Çünkü Salâh bey, bence, yalnızca acıyı, sevecenliği yazdı. Onlara taşlamadan, karayergiden çok renkli giysiler biçti. Aynı yazınsal kaygı denemelerde, günlüklerde de sürüp gider.'
Cemal Süreya, Kendimle Konuşmalar'daki (1969) denemelerin edebiyatımızda apayrı bir sayfa, apayrı bir bölüm olacağını söylerdi. Hemen eklerdi: Has okur Günlük'ü (1955) ve Sen Beni Sev'i (1957) ille okumalıydı. Bu üç yapıt, Salâh Birsel'i denemedeki imparatorluğuna hazırlar. Cemal Süreya'nın sezişi ise gerçekten güçlüdür...
Kuşları Örtünmek (1976) yayımlandığında, Salâh beyin Pastırma Yazı için -hak etmediğim- övgü dolu sözlerini okumuştum. Genç edebiyatçılara her zaman yol açtı, her zaman destek verdi, sevgi duydu. Salâh Birsel'in tutumuna gündeş edebiyatımızda pek rastlanmıyor. Derin sezişiyle genç edebiyatçılara kılavuzluk etti.
Önce şiiri elbette: Alışılmışa gönül indirmeyen bir şiir. Gülümser, gülümsetir görünüyor da, aklın koyaklarına çekiyor, hüznü aklın koyaklarında yansılıyor.
'Niçin uyku gelmez gözüme
Ben neden mar mar ağlarım'
Dilde, anlatımda enginlere açılma tutkusu, bana sorarsanız, ülküsünü daha 1930'larda duyumsatmış: 'Yolcuyum alnımı gurbetler yazar'...
Yaşlılık Günlüğü'ne yine kapılıp giderken hatırladım: Bir tutumu vardı Salâh Birsel'in: Edebiyat dışı konuşmamak. Edebiyatı bayağılaştırabilecek her şeyi kendinden, evinden, öz dünyasından uzak tutmak. Hiç ödün vermedi.
Ada Yayınları, 1986 ilkyazında yayımlamış Yaşlılık Günlüğü'nü. Kapakta Miro.
Kitabın başında, 3 Ocak 1980'de, ustamız Birsel yanık bir yakınma içinde: 'Cigarayı' bırakışının yirmi birinci günüymüş. 'Cigara içmek değil, buz kalıpları gibi nikotin yutmak istiyorum.' Kerevizi bol sebze çorbası, birden yine nikotin fırtınaları yaratıyor. Derken turşu isteği...
146. sayfada adım geçiyor:
'Piyasada çok satan kitaplara 'kelle kitap' denir. Çok şükür son yıllarda Yaşar Kemal, Oktay Akbal, İlhan Selçuk, Bekir Yıldız, Selim İleri gibi kelle kitap üreticileri çokça görünmeye başladı. Ama bunlar düzyazı keşkekçileridir. Şiirde böyle kellecilere, holdinglere pek rastlanmaz.'
Hiç de gönül incitmeyen bir sarakaya alış. Salâh bey o gün Attilâ İlhan'a rastlamış; Özgür Dağıtımevi'nde. Besbelli, Attilâ ağbi çaktırmadan kendini övmüş. Aslında, 'Çetin Altan firmadır' demiş. Salâh Birsel de hemen: 'Ben de kendisinin bir firma olduğunu hemen ekledim.' Attilâ İlhan, Salâh Birsel'in de firma olduğunu söylemiş. '
Bu konuşmalar Özgür Yayın Dağıtım'ın sahibi Refik Ulu önünde yapıldığından, karşılıklı paslaşma beni de, Attilâ'yı da yayıncının gözünde büyüttü.'
Artık üçü de hayatta değil. Üçünü de çok severdim.
Öyle olur: Ölüm haberi telefonla gelebilir. Sevim Burak'ınki öyle olmuştu, Ayhan Bozfırat'ınki öyle olmuştu. Salâh beyinki de.
Ören'de 18 Eylül 1982: 'Ne güzeldir içten bir kitapla, şakırdak bir kitapla birdenbire karşılaşıvermek.' Şimdi yaşadığım gibi...
Gündeş öneriler
Muhlis Bey ve Yavlum Mithat, Behiç Pek ve Latif Demirci, LeMan Yayınları, 2007.
(Radikal Kitap)