Adalet nedir?

Adalet denildiğinde çoğunluğun aklına, kurumlar, yasalar gelir... Robert C. Solomon ise '... adalet gündelik yaşamın duygusal bir parçasıdır' diyor...

Adalet nedir?
Adalet nedir?
GİRİŞ 08.12.2004 15:47 GÜNCELLEME 08.12.2004 15:47

Adalet kavramı, Platon'dan bugüne en çok tartışılan, sorgulanan kavramlardan biri. Peki, günün birinde herkesin başvurabileceği, ihtiyaç duyabileceği adalet arayışı gündelik hayatımızda ne kadar yer kaplıyor? İntikam, merhamet, acı, öfke gibi duygularla ilişkisi ne kadar organik?

Bir başka soru da filozof Robert C. Solomon'dan. Filozof, Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan 'Adalet Tutkusu' kitabının girişinde 'Televizyondaki şiddet ve çirkinliğin ne kadarı, dünyanın değiştiremeyeceğimiz bir yer olduğunu kabul ettirerek bizi daha duygusuz ve umursamaz kılmak üzere hazırlanıyor' diye soruyor.

'Toplum Sözleşmesinin Kökenleri ve Temelindeki Duygular' alt başlıklı kitap, adından da anlaşılacağı gibi adalet kavramının duygularla ilişkisini sorguluyor. Dolayısıyla kitapta teknik ustalıkların, felsefe gösterilerinin, hukuki terimlerin yerine, acı, merhamet, öfke, bencillik gibi duyguların çözümlemesi yer alıyor.

Solomon'un yola çıktığı nokta da, adaletin yardımseverlikten, etiğin duygudan, aklın tutkudan ayrıldığı yer. Yani modern zamanların büyük felsefi trajedilerinden biri... Oysa duygular neden adaletin temeli olmasın? Aziz Paulus'tan Aquinalı Thomas'a, Luther ve Kierkegaard'a kadar hemen tüm Hıristiyan filozoflar erdemli tutkuların, özellikle sevgi, sadakat, umut ve cömertliğin önemini vurguladılar. Solomon; 'Gündelik etik yargılarımızda sıcaklığa ve cömertliğe değer verdiğimiz, ama soğuk ve hesaplı çıkarcılığa güvenmediğimiz açıktır' diyor ve soruyor: 'Peki etik, neden duygulara sırt çevirmiş, onları tartışmak yerine yok saymıştır?'


ADALET YERİNİ BULSUN!

Hepimiz biliyoruz; adalet her vatandaşın kişisel sorumluluğu. Solomon da bugün konuyla ilgili tartışmaların özelleşmiş, akademik ve anlaşılmaz hale getirilmiş olmasından rahatsız. Önerisi ise 'mükemmel ama var olmayan' bir toplum tasarısı değil. Merkeze yerleştirdiği sav, adaletin iyi bir hayat için gerekli olduğu ve herkesin adalet için sorumluluk taşıması gerektiği.

'Çok özelleşmiş akılsallık anlayışına yüklenen küstahça vurguya ve daha sıradan olan adalet ve paylaşım hislerimizin görmezden gelinmesine bir meydan okuma' olarak nitelendiriyor kitabını. Odağı da kurum ve yönetim politikalarından alıp, bireylere ve bireyin kişisel tutkularına kaydırıyor.

'Adalet nedir' sorusunu Sokrates'ten bu yana soruyoruz. Solomon'a göre, adalet kavramının içerdiği temel sorular sadece bize zarar veren kişilerin nasıl cezalandırılması gerektiğine dair sorular değil. Adalet kavramı; 'iyi bir hayat nedir, nasıl elde edilir, nasıl yaşanır' sorularını da kuşatır. Ama adalet, aynı zamanda tartışılmaz biçimde kozmik, evrensel ve zorunlu olduğu için bizleri korkutur. Saygın, onurlu, biraz da kahramanca bir şeylere işaret eder. İdeal bir dünya yönetiminde, 'olması gereken' durumla ilgilidir. Ve bu anlayış, adaleti insandan uzak kılar. Gündelik hayatta adaletle pek işimiz olmaz. 'Adalet yerini bulsun' diye umar, ama bunun için kılımızı kıpırdatmayız. Adaletin başkalarının işi olduğunu, bizim elimizde olmadığını düşünmeyi yeğleriz. Kendimizi de adaletsizliğin potansiyel kurbanları olarak görürüz.

Solomon 'Adalet Tutkusu'nda bu anlayışın köklerine inerek Platon'a kadar uzanıyor. 'Devlet'te adaletin başka bir dünyaya ait, bu dünyada yetersiz ölçüde gerçekleştirilebilecek bir ideal olarak sunulduğunu, Sokrates'in 'Adalet kişisel bir erdem midir, öbür dünyaya ait soyut bir form mudur?' tartışmasında kazananın, adaleti üst düzeyde bir soyutlama olarak gören düşünce olduğunu hatırlatıyor. Sonrasında da 'kişisel bir erdem olarak adalet' fikrinin neredeyse kaybolduğunu ekliyor.

Kısacası yazar kitap boyunca, adaletin aslında bir hisler demeti olduğunu savunuyor. Bunun göz ardı edilmesinin nedenlerini de duyguların güvenilmez olmasına bağlıyor.

Peki insan nasıldır? Bu sorunun yanıtını ise, Thomas Hobbes'a verdiriyor. Hobbes'un 'doğa hali' adı altında yaptığı tanımda insan yaşamı, yalnız, yoksul, kötü, vahşi ve kısa. Yani hepimiz kendi derdinde kişiler olduğumuz için bir otoriteye ihtiyaç duyarız. Bu mantığa göre toplum da, herkesin kabul ettiği bir 'sözleşme' yoluyla oluşmuştur. Adalet kuramları kişisel çıkarlarımıza ters düşse bile toplumsal kurumları desteklememiz gerekir.

Solomon kitabını da neredeyse tüm adalet kuramlarının temelini oluşturan bu ikilikte düğümlüyor: Bir tarafta doğal eğilimlerimiz, diğer tarafta toplumsal ve sözleşmeyle edindiğimiz yükümlülüklerimiz. 'Bu ayrım, insanı hislerinden uzaklaştırır ve cazip kurguyu kabul etmeye zorlar. Ve adaleti yalnızca devletlere, hükümetlere ve kurumlara ait bir özellik kılar' diyor. Oysa Solomon'a göre adaletsizlik olmadan adalet de olmaz. Şahsımıza yönelmiş saldırıya olumsuz tepki vermek, aslında benlik duygumuz için bir gerekliliktir.

Benlik duygusunu besleyen, insanı harekete geçiren güçlerden biri de intikam. Ona göre ceza düşüncesinin yakıtı olan bu duygu, görmezden gelinenlerden biri. İntikamın yasa alanındaki itici güçlerden biri olduğu da inkâr edilir. Oysa öç duygusu ilkel olduğu kadar, adaletin kavramsal özü de. Çünkü adalet duygusu tarafsızlığı değil, taraf tutmayı gerektirir.

'Sanki her tutkunun kendi aklı yok' der Nietzsche. İnsanı insan yapan, hayatı anlamlı kılan duygularıdır. Solomon'a göre birçok geleneksel kuramın düştüğü hata da buradadır: Duygu kötü ve yanlış, mantıksa doğru ve iyidir.

Solomon'a göre hem doğal adalet duygusunu hem de çeşitliliğimizi açıklayan şey, karşılıklı diğerkâmlık (fayda gözetmeden bir başkasına yardımcı olma) erdemidir. Çünkü bu duygu yüksek bir vazgeçme ve verme düzeyine işaret eder.

Solomon'un tarif etmeye çalıştığı adalet-duygu ilişkisini şu sözlerle noktalayabiliriz: En sık tekrarlanan adalet imgesi; bağlantısız, hissiz, kişisel kimlik ve farklılıkları algılamayan, o gözleri bağlı heykelin, insana uzak biçimidir. l

Adalet kavramı insanda nasıl bir his bırakır? Adalet soğuk mudur, ısıtır mı? Sadece ihtiyaç duyduğumuzda mı adalete başvururuz? Adalet denildiğinde çoğunluğun aklına, kurumlar, yasalar gelir... Robert C. Solomon ise 'Oysa adalet gündelik yaşamın duygusal bir parçasıdır' diyor...

CUMHURİYET DERGİ / Özlem Altınok

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Tarihi hamle: İlk 16 tamam, Ukrayna toplamda 150 adet Gripen savaş uçağı alacak!
Bahçeli'den Özgür Özel'e uyarı! Telefon görüşmesini anlattı