Şanlıurfa'da Camiler böyle satılmış
Şanlıurfa’da İnönü döneminin cesur imamı Mırıne Hoca bakın cami satışına karşı nasıl direnmiş neler yapmış. İşte Bir Devrin Alimi Mırıne Hoca...
Muhammed Taşçılar'ın haberi...
Urfalı olupta eserlerini torunlarına kadar götürebilen pek az kimse vardır. Yaptıkları eserlerin reklamlarını yapmayan ender insanların yaşadığı bir şehirdir Şanlıurfa. İşte onlardan biri Mırine Hoca lakaplı Mehmet Lütfi Okumuş. Kendisi dönemin en cesur alim, hafız ve şairidir. Yaşadığı 1887-1964 yılları arasında Milli şef döneminde Şanlıurfa’ya damgasını vurmuştu.
Kanal7 muhabiri Muhammed Taşçılar Hazır cevap olan Mirine hoca’nın oğlu Emin Okumuş ve aynı isimli torunu Mehmet Lütfi Okumuş’la görüştü. Babasının yazdığı eserleri ölümünden sonra tanımadıkları bir kişinin annesine “Hocam eserlerini bana vereceğine söz vermişti” diyerek aldığını dile getiren M.Emin Okumuş 70 yaşında..
Mirıne hocanın 6 çocuğundan biri olan Emin Okumuş babası ile ilgili anıları anlatırken gülümseten cevapları ile dikkat çekiyor. Eskiden fistan ve takkenin yasak olduğunu anlatan Okumuş Babasının bu şekilde dolaştığını gören bir komisere cevabını hem gülümseten hemde düşündüren kelimelerle anlatıyor. “O zaman lakabı deli komiser olan bir komiser babamı başında Takke üstünde Fistan ile görünce Neden böyle takke ve fistanla dolaşıyorsun bilmiyormusun bu kıyafetler yasak! diye sordu. Mirıne hocada Ben sünnet oldum o nedenle böyle geziyorum diye cevabı yapıştırmış. Bu yaşta sünnet mi olunur nasıl olur diye sorgulayınca Mirıne hoca ‘İnanmıyorsan açayım bak.’ diyerek farklı bir cevap vermiş.
Dönemin memurlarından birinin köpeği hastalanır. Urfa’da veteriner yok. Tanıdıkları Mirıne hoca var ona götür iyileştirir ama giderken bir koyun budu götür diye tembihler. Adam da çaresiz kalmış Mirıne hocaya derdini anlatmış. Hoca adamın elindeki koyun buduna bakmış, köpeğe bakmış, birde adamın suratına bakmış. Köpeğin boynuna ayet yazılır mı? Adamı oturtup bir kağıda arapça ‘Kağıt yazdım itine, Tamah ettim Buduna, tutarsa da …. Tutmazsa da….’ diyerek bir kağıt yazıp götür naylona sar köpeğin boynuna as. Gün geliyor köpek gerçekten iyileşiyor. Köpeğin sahibi çok merak ediyor yazdıklarına ve Arapça bilen birine o naylonu açarak kağıtta yazılanları okutuyor. Yazılanları duyunca gülmekten kendini alamıyor.
Babasının Şair ve hazır cevap olduğunu aktaran Emin Okumuş “Haksızlığa karşı susmazdı. Her sözüne bir cevabı vardı. Cevapları hem güldürür hem düşündürürdü.” diyor. İsmet İnönü zamanında Cami ve mezarlıkların satılması gündeme geldiğinde Urfa’da bu karara karşı çıkan ve camileri Müslüman zenginlere söyleyerek alınmasını isteyen Mirıne Hoca görev yaptığı Tuzeken Camisinin satışına engel olmuştu. Para almadan yıllarca imamlık yaptığı Tuzeken Camii için Papuççu Hacı Cuma Efendi’ye parasını devlete ödeterek vakfetmişti.
Bir gün görev yaptığı camide abdest alırken 2 kadın camiyi satın almak için bakmaya gelir. Kendi aralarında şuraya kiler yaparız, burayı mutfak yaparız diye konuşurken, Mirıne Hoca minareyi göstererek “Ya bu minareyi nereye koyacaksınız?” diyerek sinirli şekilde cevap verir. Kadınlar bu sözden çok utanır ve camiyi terkeder.
İnönü döneminde mezarlıklarda satışa çıkarılır. Mezarlıkların alınmaması için vaaz veren Mirıne hoca yine karakola çağrılır. Komiser neden böyle yapıyorsun? Bak bu şikayetler nedeniyle seni içeri atacağız. diyerek uyarır. Mirıne hoca “Komiserim senin babanında mezarı orada. Bu mezarlıkları alacaklar ev yapacaklar, ev yapınca tuvalette yapacaklar. Bu tuvalete girenler senin babanın kemiklerini de kirletecek. Buna senin gönlün razı olur mu?” diyerek nüktedarlığını gösterir.
Babasının Hak yolunda olduğunu ve hiç birşeyden korkmadığını dile getiren Oğul Okumuş “1960 ihtilal döneminin paşası ve o dönemin Şanlıurfa Valisi Alaattin Kral tüm imamları toplayarak Çarşafın yanlış olduğu yönde vaaz ve fetva vermelerini ister. Hiçbir hoca ses çıkarmaz Mirıne Hoca karşı çıkar. Böyle bir tepki beklemeyen Vali babama hakaret eder. Babam da bunun üzerine ‘Ben seni Allah’a havale ediyorum’ diyor. O Vali çok geçmeden tenzili rütbe ile sürgün edilir.”
Mirıne Hoca Allah adamıydı. Evi sürekli görev yaptığı caminin karşısındaydı. Sabah ezanından önce evden çıkar yatsı namazı sonuna kadar eve gelmezdi. Hücresinde çalıştığı öğrencilerine ders verdiği saatlerin dışında Kereste ticareti ile uğraşarak nafakasını temin ederdi.
Her yemekte mutlaka çiğköfte yediğini dile getiren torunu Mehmet Lütfi Okumuş Mirıne Lakabının verilişini de şöyle anlatıyor:
“Hocası Kürt Abdullah efendi acı çiğköfte yediği için bu lakabı kendisine takmış. Bir gün hocası ile birlikte pikniğe gitmişler. Mirıne hoca çiğköfteyi kendisi hazırlamış ve sevdiği için acı yapmış. Kürt Abdullah efendi çok acı yapmışsın ‘Öleceksin’ anlamına gelen ‘Mirıne’ lakabını eklemiş.”
Dini konularda çok hassas olduğunu anlatan torun Lütfi Okumuş “İslamın şartını bile soranlara ertesi gün gel diyerek cevap verirdi. Eksik bir cevap vermek istemezdi. Açıklamayı tam yapardı. Ayak üstü bir cevap vermezdi.”
Çok kez kendisi hakkında dava açıldığını dile getiren Emin Okumuş “Bir keresinde bir vaazından dolayı İnönü zamanında karakola çağrılarak sorgulandığı sırada bile Kur’an ayetlerini delil gösterirmiş. Bu nedenle ceza verilmezdi. Sözü özü düzdü. İslama uygun yaşamış biriydi. 40 yıl boyunca sahur cüzünü okudu. Birde hiç para almadan. Sadece Allah rızası için 40 yıl boyunca o kadar hakaret ve baskılara rağmen doğru neyse onu söylemiş. Benim bir kardeşimde hafızdı. Ölüm döşeğinde yasin okurken bile babam o kardeşimin yanlışını çıkarırdı.” diye anlattı.
Diyanetteki Hizmetleri
Mirine hoca 1930 yılında 20 yıl Tuzeken camiinde fahri imamlık yaptıktan sonra 1 Kasım 1951 tarihinde Nimetullah Camii imam-hatipliğine tayin edilir.
Daha sonra 16 Haziran 1952 tarihinde İmam Sekâki Camii imam-hatibi olarak görevlendirir.
Diyanet İşleri Reisliği tarafından 17 Nisan 1954 tarihinde Tuzeken Camii imam hatipliğine,13 Ağustos 1956 tarihinde de Yusuf Paşa Camii kürsü vaizliğine tayin edilir.
27 Aralık 1958 tarihinde itibaren merkez vaizi olarak görevlendirilen Mirine Hoca, 6 Mart 1961 tarihinden itibaren ise haftada bir gün Urfa Cezaevindeki mahkûm ve tutuklara dini ve ahlaki konularda vaaz verdi.
Çok hazır cevap ve nüktedan bir kişi olan Mehmet Okumuş’ a ait çok sayıda anekdot bulunmakta. Bunlar aynı bir çalışma konusu.
Bir akşam namazından sonra tuzakken camii’nden çıkarken bir arkadaşı şakayla ‘‘Hocam ölseydin de bu cübben bana kalsaydı” der O da hemen cevaben‘‘Deve derisi eşeğe yük olur, benim cübbem ağırdır sen kaldıramazsın” der.
Hoca efendiye bir tanıdığı gelerek, asil bir tanıdığının solunu şaşırdığını söyler. hoca efendi de; “Asil azmaz, bal kokmaz, kokarsa yağ kokar çünkü yağın mayası ayrandır. Asil at fiske atmaz atarsa katır atar çünkü babası eşektir.” Diyerek o kişinin elbet aslına rücu edeceğini söyler.
ŞİİRLERİN KONUSU VE TÜRÜ
Tevhit, naat, aşk, rintlik ve hekimi tarda şiirler yazan şairimiz Divan şiirinin etkisinden kurtulamamış, tanzimatla başlayan konulardaki yenileşme hareketlerini etkisine kalmamıştır. Bu yargıya göre şairimiz klasik tarzı yirminci asrın ikinci yarsına kadar devam ettirilmiştir. Konu bakımından şiirleri tasnif ettiğimizde 1tevhid, 4 na ‘at, 1 methiye (Tarikat-ı Nakş-ıbendiye Piri Muhammed Bahaeddin hakkında)41 tasavvufi mazmunla yazılmış aşk ,şarap hikemi tarzda şiirler karşımıza çıkar .
“Âlem, bütün encam ü kamer, mihr-i cihan-tab”
Hep vahdetini gösteriyor ey ulu Vehhab
Nisyan ile müzdad oluyor âh günahım Afv et benim isyanımı ey şanlı İlahım
Derken tasavvufun sırları, vahdet-i vücud kendini inceden inceye hissediyor
Da’vetle çıkıp barigah –ı arş-ı güzüne Oldun ezeli varlığın erkenı Muhammed”
sözleriyle Cihanın yaratıcısı ve onun sevgilisi arasındaki ünsiyetten bahsederken,
“Kurtlar biz mahşerde Hüda’nın gazabından
Ey ümmetinin sâhib-i zi-şanı Muhammed”
diyerek o sevgilinin merhametinden, Allah’ına karşı nazınız geçerliğinden söz eder.
“ Düştüm der-i eltâfına naçar ü perişan Ey bağrı yanık hastaların cânı Muhammed ”
beytiyle de kendi âcizliği belirtip bir Ulunun kapısı eşliğine baş koyuyor.
“Ne aceb duymadı ol mâh bizim efgânımızı
Hasret ile akıtır dideden al kanımızı”
Derken sevgilisinden sitemler eder ve onun kim olduğunu
“Ravza-i pâk-i resule erdirirse Hak beni Kan yaş dökeyim Kubbe-i Hadrâ’ yı görürsem”
Mısrasıyla kulağımıza fısıldar.
ŞİİRLERİNDE NAZIM ŞEKİLLERİ
Lütfi duygularını ifade –diğer klasik şairler gibi- klasik şiirimizin gözde türü olan gazel nazım çeşidini kullanmıştır. 47 parça şiirinden 34’ü gazel,2’si nâ-tamam gazel, 3’ü müfret, 2’si tahmis (Halis’e ait gazelleri),2’si rubaî,1’i Muhammes, 1’i müstezat nazım şeklinde.
ŞİİRLERDE DİL VE SANAT
Şairimizin dili klasik kültüre aşina olan herkesin rahatlıkla anlatabileceği yumuşaklığa sahipti.
Sanat yönünden klasik şiirimizdeki tüm şairler gibi bir takım mazmunlar ustalıkla tekrar yoluna gitmiştir. Bu da onun klasik şiiri iyi bildiğini göstermektedir. Son devirde yetişen ve yirminci asrın ikinci yarsına kadar eski tarz şiiri devam ettirmesi bakımından Lütfi dikkatle değer ve üzerinde durulması gereken bir şairdir.
ŞİİRLERİ
NA’AT
Ey merhametin ma’deletin kânı Muhammed
Ey mağfiretin cevheri dermanı Muhammed
Sensin sebeb-i hilkati, bi-cihanım
“Levlâke” çıkıp barigâh-ı arş-ı güzine
Da’vetle çıkıp barigah-ı arş-ı güzine
Oldun ezeli varlığın erkânı Muhammed
Sertâc-ı nebi, şah-ı rüsul, seyyid-i kevneyn
İns ü meleğin serveri, Sultanı Muhammed
Kurtar bizi mahşerde Hüda’nın gazabından
Ey bağrı yanık hastaların canı Muhammed
Ey kanı-ı meded, LÜTFÜ-İ biçareye rah et
Kıl kendini şayeste-i ihsan-ı Muhammed
GAZEL
Nar-ı aşk-ı kalbimi şi’rimle teskin eylerin
Levha-i amalimi fikrimle tezyin eylerin
Aşıkım dersem inanmaz, aha’ etmez i’timad
Eşk-i çeşmanımla ol didarı te’min eylerin
Def-i gam etmek için herkes sarılmış badeye
Ben ise eş ‘arım tercih-i rengin eylerin
Gam nedir bilmem, safaya meyli vardır gönlümün
Daima dilden ikab-ı dehri terkin eylerim
LÜTFİ’ya bu hüzn ile perverdedir şi’rim benim
İstesem bi sözle ben insanı gamkin eylerim
GAZEL
Nice bir hasret-i dildar ile giryan olayım
Yanayım ateş-i aşkın ile büryan olayım
Görmedim gül yüzünü ah ü figan etmedeyim
Akıdıp gözyaşımı derd ile nalân olayım
Kapladı bu nar-ı firkat cism-i ğam –aludemi
Korkarım haşre kadar böylece Suzan olayım
Lütfi’yim bülbül gibi gülşende feryad eylerin
Vuslat –i yar ile ancak şd ü handan olayım
Bu haberi hazırlarken Mehmet Emin Okumuş ve Mehmet Lütfi Okumuş'un yanısıra Şanlıurfa Müftülük görevlisi Bekir Utan, Edessa dergisi Eylül 2000 yılı sayısı Sabri Kürkçüoğlu yazısı kaynak olarak kullanıldı.