Rusya’nın PYD politikası değişiyor mu?

Putin ile Erdoğan 24 Kasım uçak krizinden sonra sekizinci defa bir araya geldiler. Bu yıl gerçekleşen dördüncü görüşme olan Soçi zirvesi aslında birçok açıdan önemliydi.

  • GİRİŞ15.11.2017 12:18
  • GÜNCELLEME15.11.2017 12:18
Rusya’nın PYD politikası değişiyor mu?

Rusya devlet başkanı Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan 24 Kasım uçak krizinden sonra sekizinci defa bir araya geldiler. Bu yıl gerçekleşen dördüncü görüşme olan Soçi zirvesi aslında birçok açıdan önemliydi. 

Rusya ve Avrasya alanlarında çalışmalar yürüten Prof. Dr. Salih Yılmaz, kritik zirveyi yorumladı.

İşte o yazı:

İki lider öncelikle enerji konularını ele aldılar denilebilir. Akkuyu nükleer santrali ve Türk Akımı önündeki engellerin kaldırılması hususunda mutabık kalındı. Enerji konularından sonra, iki liderin konuştukları en önemli konu ise Suriye oldu. Suriye’de çatışmaların sonlanmasıyla siyasi çözüme geçilmesi konusunda anlaşma sağlandı. Suriye ile bağlantılı PYD-Rusya ilişkileri, Putin ile Trump’ın Vietnam’da yaptıkları açıklamalar, Astana sürecinin devamı da ele alındı. Ayrıca iki ülke arasında tarım ürünlerindeki kısıtlamaların bütünüyle kaldırılması, vize rejiminde 24 Kasım öncesine dönülmesi, turizm alanında güçlü işbirliği, Putin’in Tahran ziyaretinde alınan kararlar da masadaydı. Ayrıca açıklanmasa da, Dağlık Karabağ krizinin çözümüne dair Rusya’nın inisiyatif almasına dair bir fikir alışverişi yapıldığı da ifade ediliyor.

- Suriye’de Cenevre sürecine yeniden dönülür mü?

Türkiye ile Rusya arasındaki işbirliğinin en temel konuların başında Suriye geliyor. İki lider bu toplantıda Suriye krizine, ülkenin toprak bütünlüğü temelinde çözüm sağlanması konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladılar. Fakat burada da önemli bir nokta var: Putin’in Trump ile Vietnam’da yaptığı görüşmede BM’nin 2254 numaralı kararına vurgu yapması, Türkiye’nin Rusya’dan açıklama istemesine neden oldu.

Bu kararda, ABD’nin Suriye’deki gelişmeleri uluslararası bir platforma çekerek Cenevre süreci doğrultusunda kontrolü eline almak istediği görülebilir. Hem Rusya’nın hem de ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkına sahip ülkeler olması, şu anda Suriye masasında olan Türkiye ve İran gibi ülkelerin saf dışı bırakılmak istenmesi olarak yorumlanabilir. Ancak bu konuda kesin bir hükme varmak için erken. Aslında sorun, ABD’nin 2254 numaralı karara vurgu yaparak siyasi çözümden sonra Suriye’deki tüm yabancı güçlerin ülkeyi terk etmesi gerektiğine dair görüşü ön plana çıkarması. Böylece İsrail’in güvenliğini tehdit ettiği düşünülen Hizbullah’ın ve dolaylı olarak da İran’ın Suriye’de istenmediği sonucu çıkıyor. Fakat Rusya’nın Suriye’de İran ile var olan işbirliği, bu sonucun gerçekleşmeyeceğine işaret ediyor.

ABD’nin Suriye’de, kuzeyden PYD ile Ürdün-İsrail sınırına kadar olan bölgede bir güvenli bölge oluşturarak İran’ın “Şii Hilali”ni engellemeye çalıştığını görüyoruz. Böylece İran’ın kara sınırı üzerinden Lübnan’da etkili olmasının önüne geçilmek ve İsrail’e sınır olması engellenmek isteniyor. Zaten İsrail başbakanı Netanyahu’nun BM’nin 72. genel kurulunda yaptığı konuşmada sarf ettiği “İsrail İran’ın Suriye’de kalıcı askeri üsler kurmasını, Suriye ve Lübnan’da ölümcül silahlar üretmesini engellemek için harekete geçecektir” sözleri de, ABD başkanı Trump’ın Vietnam’da Rusya ile vardığı anlaşmayı anlamak için bir ipucu olabilir. Burada hem Rusya’nın hem de ABD’nin İsrail’in hassasiyetlerini dikkate aldığı görülüyor. Fakat Rusya açısından bu tür anlaşma ve açıklamalar riskler doğuruyor. Bir tarafta İran, diğer tarafta İsrail’in olduğu dengeyi ne kadar koruyabileceğini zaman gösterecek. ABD Irak sınırından İsrail’e kadar uzanacak bölgeyi İran’ın nüfuzundan arındırırken, gelecekte enerji hatlarının kullanımı planlıyor da olabilir. Türkiye’nin Fırat Kalkanı harekâtı ile Akdeniz’e ulaşma şansını yitiren PYD, bu projeyi ABD eliyle İsrail üzerinden gerçekleştirebilir.

- Rusya’nın PYD politikası değişiyor mu?

Astana sürecinin gösterdiği şekilde, Suriye’de siyasi çözüme geçilmesinin zamanın geldiği konusunda uzlaşmayla varan Rusya ile Türkiye, bundan sonra sivil bir anayasa ve siyasi çözümün tamamlanmasına önderlik edecekler. Fakat buradaki risk, Astana sürecinde rol almayan ABD’nin, alınan kararları kabul edip etmeyeceğinde düğümleniyor. ABD kendi politikasını yürütüyor.

Türkiye ile Rusya arasında bir de PYD krizi var. Soçi zirvesinden önce, Rusya’nın önderliğini yaptığı Suriye Halkları Kongresi’ne PYD’nin de davet edilmesi Türkiye’nin tepkisini çekti. Her ne kadar Rusya PYD ismini yayınladığı davetli listesinden silse de, bu durum gelecekte iki ülke arasında görüş ayrılıklarına neden olabilir. Burada Rusya’nın nasıl bir strateji izleyeceği önemli. Rusya Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alarak PYD’yi kongreye “resmen” davet etmese bile, PYD ile görüşmelerini sürdürmeye devam edecektir. Çünkü Rusya PYD’yi ABD’nin mutlak kontrolüne bırakmak istemiyor.

Türkiye’nin kendi sınırlarında PKK’nın bir kolu olan PYD üzerinden güvenlik sorunu yaşıyor olması dolayısıyla, muhtemel Münbiç/Afrin operasyonları sık sık gündeme geliyor. Fakat Suriye’de siyasi çözüme geçilirse Münbiç/Afrin operasyonlarının yapılabilmesi de mümkün olmayabilir. Bu nedenle Rusya’nın, PYD’yi masada ikna etmek için Türkiye’nin Afrin operasyonunu gündeme getirdiği, Türkiye’yi ikna etmek için de PYD kartını elinde tuttuğu görünüyor. Türkiye’nin Rusya’ya, ulusal güvenliği için tehdit oluşturan PYD’nin terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olduğunu hatırlattığını, Ankara’nın bu konudaki hassasiyetlerini yineleyerek Türkiye’nin “kırmızı” çizgilerine bir kez daha dikkat çektiğini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından anlıyoruz.

- S-400’lerde süre uzatımı Rusya’nın aleyhine işleyebilir

S-400 füze savunma sistemi temelinde Rusya ile savunma alanında atılan ortak adımları Türkiye’nin çok önemsediğini Cumhurbaşkanı Erdoğan da dile getirdi. S-400 konusu NATO ülkeleri tarafından da dikkatle takip ediliyor. Türkiye her ne kadar S-400’leri NATO’dan bağımsız ve kendi milli güvenliği için tedarik ettiğini duyursa da Batı’da bu durumun Türkiye aleyhine kullanıldığını görüyoruz. S-400’lerin alınmasına dair Rus kamuoyunda da bir şüphe var. Bazı çevreler Türkiye’nin S-400 konusunu ABD’ye karşı bir tehdit gibi kullandığını ve aslında onları satın almayacağını dile getiriyorlar. Fakat Türkiye’nin bu konudaki samimiyeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri Rusya’yı ikna etmiş gibi duruyor. Burada en büyük risk S-400’lerin teslim tarihinde yaşanabilir. Rusya ilk teslimat için iki yıl sonraya tarih veriyor. Ancak bu süre zarfında siyasi ve askeri koşullarda meydana gelebilecek değişiklikler, Rusya’dan bu sistemin alınması konusunda pürüze neden olabilir.

KAYNAKAA

SON 24 SAATTE NELER OLDU?

Yorumlar1

  • selami 5 gün önce Şikayet Et
    sanmıyorum değişmez pyd yi amerikanın elinden almaları çok zor
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun