Türkiye, Mavi Marmara raporunu sundu

Türkiye, Mavi Marmara baskını ile ilgili nihai raporunu Birleşmiş Milletlere sundu. Raporda İsrail kuvvetlerinin tam donanımlı ve iyi planlanmış bir saldırı düzenlediğine vurgu yapıldı. Rapora göre yapılan katliam ve işkence:

  • GİRİŞ11.02.2011 16:12
  • GÜNCELLEME11.02.2011 16:12
Türkiye, Mavi Marmara raporunu sundu

 BM Soruşturma Paneli Nezdinde Türkiye'nin temas noktası Büyükelçi Mithat Rende, "İsrail hükümetinin bu olayda (Mavi Marmara saldırısı) sergilediği tutumun, İsrail ve Türk toplumlarının tarihi hafızalarına hakaret teşkil ettiğini" söyledi.

İsrail'in Mavi Marmara saldırısının ardından, BM Güvenlik Konseyinin kabul ettiği Başkanlık Açıklaması uyarınca, BM Genel Sekreterinin talebiyle oluşturulan Soruşturma Paneline Türkiye'nin sunduğu nihai raporun ayrıntıları, Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

Soruşturma Paneli'ne, New York'ta yerel saatle 09.00'da sunulan raporla ilgili konuşan Rende, Türk ve Yahudi halkları arasında tarihe dayanan güçlü bağların olduğunu, bu bağların beşyüz yılı aşkın geçmişi olduğunu kaydetti.

"Türk halkı, en zor günlerinde Yahudi halkının yanında yer almıştır. En son İkinci Dünya Harbinde böyle olmuştur" diye konuşan Rende, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla, İsrail'e yangın söndürülmesi için gönderilen iki yangın uçağının da bu çerçevede değerlendirilmesinin mümkün olduğunu kaydetti.

Rende şunları söyledi:

"Şüphesiz, bu güçlü dostluk bağlarına rağmen, İsrail hükümetinin bu olayda sergilediği tutumun, İsrail ve Türk toplumlarının tarihi hafızalarına hakaret teşkil ettiğini düşünüyorum. Bu son sergilenen tutum, gerçekten bu hafızaya yakışmıyor."

Türkiye'nin isteğinin ve raporda yapmaya çalıştığının, "hakikatin, gerçeklerin saptanması" olduğunu vurgulayan Rende, "Amacımız hiç bir zaman İsrail halkının kötülenmesi olmamıştır. Fakat, 9 masum sivilin öldürülmüş olmasının hiçbir şekilde gerekçelendirilmesi, mazur gösterilmesi mümkün değildir" dedi.

Rende, "Bugün uluslararası hukuku ihlal edenler, aynı uluslararası hukuk kurallarından gelecekte istifade etmek zorunda kalabilirler" diye konuştu.

"İSRAİL ASKERLERİNİN KURŞUN YAĞMURU, YOLCULARIN BEYAZ BAYRAKLAR SALLAMALARINA VE GEMİNİN ANONS SİSTEMİ ÜZERİNDEN MUHTELİF LİSANLARDA YAPILAN TESLİM OLDUKLARINA DAİR DUYURULARA RAĞMEN DEVAM ETMİŞTİR"

Türkiye'nin Mavi Marmara Saldırısıyla ile hazırladığı nihai raporda, yardım konvoyunun yola çıkmasından önce Türk, İsrailli ve Amerikan yetkililer arasında, "Konvoyun zorlayıcı bir engellemeyle karşılaşması halinde rotasını Mısır'ın El Ariş limanına çevireceği hususunda anlaşmaya" varıldığı belirtilerek, olayların İsrail'in bu anlaşmaya uymadığını ortaya çıkardığı kaydedildi.

İsrail'in Mavi Marmara saldırısının ardından, BM Güvenlik Konseyinin kabul ettiği Başkanlık Açıklaması uyarınca, BM Genel Sekreterinin talebiyle oluşturulan Soruşturma Paneline Türkiye'nin sunduğu nihai rapor açıklandı.

Nihai raporun 45 maddeden oluşan sonuç bölümünde, raporda belirtilen hususlar ışığında, Komisyonun bazı "nesnel ve hukuki" sonuçlara vardığı belirtildi.

Uluslararası insani yardım konvoyunun "bir sivil inisiyatif" olduğu ve barışçıl amaç güttüğünün belirtildiği raporda konvoyun İsrail açısından tehdit teşkil etmediği vurgulandı.

Raporun sonuç bölümünde konvoyun yola çıkışı ve ardından İsrail tarafından gemilerle iletişimin kesilmesi şu ifadelerle anlatıldı:

"Konvoy tarafından kullanılan tüm Türk limanları, Uluslararası Gemi ve Liman Yönetimi Güvenliği Sertifikasına sahipti. Türk limanlarından yola çıkan tüm katılımcılar, gemiler ve eşyalar uluslararası standartlara uygun olarak tüm sınır ve gümrük kontrollerine tabi tutulmuştur.

Gemilerde ateşli silah bulunmamaktaydı. Konvoyun yola çıkmasından önce Türk, İsrailli ve Amerikan yetkililer arasında, konvoyun zorlayıcı bir engellemeyle karşılaşması halinde rotasını Mısır'ın El Ariş limanına çevireceği hususunda anlaşmaya varılmıştı. Olaylar İsrail'in bu anlaşmaya uymadığını ortaya koymuştur.

Başka önleme başvurmadan önce İsrail kuvvetleri tarafından gemiyi denetleme ve aramaya dair girişimde bulunulmamıştır. İsrail kuvvetleri gemilerin iletişim olanaklarını kesmiştir. Bu ise gemileri, yolcuları ve mürettebatı risk altında bırakmıştır.

İsrail kuvvetleri, gemilerle kurulan son irtibattan yaklaşık 2 saat sonra konvoya karşı saldırı başlatmıştır. Saldırı en yakın sahilden 72 deniz mili uzaklıkta, uluslararası sularda gerçekleşmiştir.

İsrailli askerler geminin kontrolünü ele geçirdiğinde dokuz yolcu ölmüştü. İsrail bir insanoğlunun temel hakkı olan 'Yaşam Hakkını' ciddi şekilde ihlal etmiştir."

-"ÖLEN DOKUZ YOLCU TOPLAM 30 MERMİ YARASI ALMIŞTIR"-

Ölenlerden beşinin yakın mesafeden açılan ateşle başlarından vurulduğunun kaydedildiği raporda, "Furkan Doğan'a üçü başına olmak üzere toplam 5 mermi isabet etmiştir. İlk mermi ayağına isabet eden Furkan Doğan'ın düşmesi üzerine, iki İsrail askeri onu tekmelemiş ve kendisine infaz tarzında ateş etmiştir. Fotoğrafçı Cevdet Kılıçlar da uzak mesafeden atılan ve alnının ortasına isabet eden tek kurşunla öldürülmüştür. Ölen dokuz yolcu toplam 30 mermi yarası almıştır" denildi.

Saldırı nedeniyle 50'yi aşkın yolcunun farklı ciddiyet derecelerinde yaralandığının belirtildiği raporda, yaralı yolculardan birinin hala komada olduğu kaydedildi.

Saldırıya katılan İsrail kuvvetleri hakkında bilgilerin de verildiği nihai raporda, şu ifadelere yer verildi:

"Saldırı, firkateynlerden, zodyaklardan, helikopterlerden, denizaltılardan ve tam donanımlı seçkin komando birliklerinden oluşan çok büyük bir İsrail kuvveti tarafından gerçekleştirilmiştir.

Saldırı öncesinde İsrail kuvvetleri, yakın zaman içerisinde güç kullanılacağının belli edilmesi amacıyla, havaya ateş açmak gibi mutad uyarı yöntemlerine uygun bir şekilde hareket etmemiştir.

İsrail kuvvetleri öncelikle Mavi Marmara'ya zodyaklardan çıkmaya çalışmışlardır. İsrail kuvvetleri bu aşamada silahla ilk atışları yapmışlardır.

İsrail saldırısının niteliği ve boyutu yolcular arasında paniğe yol açmıştır. Hayati tehlike algılayan yolcular meşru müdafaada bulunmuşlardır.

İsrail askerleri, yolcuların meşru müdafaaya geçmesi üzerine, en az şiddet içeren seçeneği tezekkür etmek amacıyla durumu yeniden değerlendirmeye yönelik ara vermemiştir.

İsrail kuvvetleri güvertedeki yolculara zodyaklar ve helikopterlerden gerçek mühimmat kullanarak ateş açmış ve ilk zayiatlara neden olmuştur."

-"SALDIRININ BAŞLAMASIYLA ROTA DEĞİŞTİRİLMİŞTİ"-

Raporda, saldırı başlar başlamaz Kaptanın Mavi Marmara gemisinin rotasını İsrail kıyılarının ters istikametinde, Batı yönünde 270 dereceye değiştirdiği ancak, İsrail firkateynlerinin sancak yönünde uç kısımdan yaklaşarak, konvoyun yönünü İsrail'e çevirmeye zorladıkları belirtildi.

İsrailli askerlerin helikopterlerden Mavi Marmara'ya halat kullanarak indiklerinin kaydedildiği nihai raporda, "Üç asker, yolcular tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Bu askerler ölümcül olmayan yaralarının tedavisi amacıyla alt güvertelere taşınmışlardır. İsrailli askerler, üst güverteye indikleri andan itibaren ayrım gözetmeksizin ateş ederek yolcuları öldürmüş ve yaralamışlardır" denildi.

İsrail askerlerinin "kurşun yağmurunun, yolcuların beyaz bayraklar sallamalarına ve geminin anons sistemi üzerinden muhtelif lisanlarda yapılan teslim olduklarına dair duyurulara rağmen" devam ettiğinin vurgulandığı raporda, şunlar belirtildi:

"İsrail kuvvetleri diğer gemilere de saldırmıştır. İsrail askerleri tarafından uygulanan şiddet konvoyun her gemisinde vuku bulmuştur. Konvoydaki yaralı sayısı çeşitli milletlerden toplam 70'i aşmıştır. Hiçbir durumda yolcular İsrailli saldırganlara karşı ateşli silah kullanmamıştır.

İsrail askerleri tüm konvoyu kontrolü altına aldığında, gemiler İsrail'in Aşdod limanına yönlendirilmiştir. Saatler süren Aşdod yolculuğu sırasında, kaptan da dahil olmak üzere Mavi Marmara'da bulunan yolcular ve diğer gemilerdeki bazı yolcular ciddi derecede fiziksel, sözlü ve psikolojik kötü muameleye maruz kalmıştır.

Bu kötü muameleler hapishanelere/hastanelere nakil esnasında ve Ben Gurion Havaalanı yolunda da, yolcular sınır dışı edilmek üzere uçaklara binene dek sürmüştür.

Bu süreç boyunca, konvoyda temsil olunan milletlerin neredeyse tümünden yolcular ayrım gözetilmeksizin İsrail kuvvetlerinin yoğun şiddetine maruz kaldılar."

-"İSRAİL YOL AÇTIĞI ZARARLARIN VE KAYIPLARIN TAZMİNİNDEN SORUMLUDUR"

Türkiye'nin Mavi Marmara Saldırısıyla ile hazırladığı nihai raporda, "İsrail, 31 Mayıs 2010 tarihli saldırısının sonucu olarak, diğer unsurların yanısıra, yolcuların yaşam hakkını, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını, keyfi tutuklama veya gözaltı yasağını; ayrıca, işkence veya diğer zalimane, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele ya da cezalandırma yasağını ihlal etmiştir" denildi.

İsrail'in Mavi Marmara saldırısının ardından, BM Güvenlik Konseyinin kabul ettiği Başkanlık Açıklaması uyarınca, BM Genel Sekreterinin talebiyle oluşturulan Soruşturma Paneline Türkiye'nin sunduğu nihai rapor açıklandı.

Nihai raporda, açık denizlerde seyir özgürlüğünün "öteden beri evrensel olarak kabul gören bir uluslararası hukuk kuralı" olduğu vurgulanarak, açık denizlerin, "barış zamanı hukuku"na tabi olduğu kaydedildi.

"Deniz ablukası hukuku"nun sadece uluslararası silahlı çatışmalarda uygulandığının hatırlatıldığı raporda, "İsrail, Filistin'i Devlet olarak tanımamaktadır. Dolayısıyla İsrail, Hamas ile olan uyuşmazlığına mütemadiyen, uluslararası nitelik taşımayan bir silahlı çatışma muamelesi yapmıştır.

-"İSRAİL'İN SALDIRISININ KINANMASI GEREKMEKTEDİR. BUNUN DIŞINDAKİ HER TÜRLÜ TASARRUF, SON DERECE ÖNEMLİ AÇIK DENİZLERDE SEYİR ÖZGÜRLÜĞÜ HAKKINDAN, TEHLİKELİ BİR EMSAL TEŞKİL EDECEK SAPMA OLUŞTURACAKTIR"

Uluslararası toplum ve BM, İsrail'i, Gazze Şeridi'ni de içeren Filistin Toprakları'nda işgalci güç olarak görmeyi sürdürmektedir. İsrail tarafından Gazze Şeridi'ne uygulanan 'deniz ablukası' uluslararası hukuk kapsamında hukuka aykırıdır ve dolayısıyla bu ablukanın icrası hukuk dışıdır" denildi.

"Abluka"nın hayata geçirilmesi ve uygulanması bakımından da hukuka aykırı olduğunun savunulduğu raporda, şunlar vurgulandı:

"Abluka'nın 'ucu açık' niteliği uluslararası teamül hukuku kapsamındaki zorunlu bildirim şartlarına, bilhassa da süre ve kapsamla ilgili şartlara uymamaktaydı. 'Abluka' makul, orantılı ve gerekli olmadığından hukuka aykırıydı.

'Abluka' beklenen askeri avantajla kıyaslandığında Gazze Şeridi'ndeki halkı uğrattığı zarar bakımından aşırı nitelikteydi. 'Abluka' Gazze Şeridi'ndeki bütün sivil halka yönelik toplu cezalandırma teşkil etmiş olması nedeniyle hukuka aykırıydı.

İsrail'in 'abluka' ile amaçladığı nihai hedef, Gazze Şeridi'ndeki halkı Hamas'ı destekledikleri için cezalandırmak olmuştur. İsrail'in 2007 yılında, başka seçenekleri olmasına rağmen 'abluka' uygulamayı tercih etmiş olması ve kendisinin sözde askeri amaçlarını karşılamamasına rağmen bunu ısrarla sürdürmesi bu yüzdendir."

-"İSRAİL, YOL AÇTIĞI ZARARLARIN VE KAYIPLARIN TAZMİNİNDEN SORUMLUDUR"-

Uluslararası toplumun, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik 'ablukasını' bir toplu cezalandırma biçimi olarak kınadığının belirtildiği raporda, "Uluslararası teamül hukuku uyarınca, insani yardım taşıyan gemilere hukuka uygun biçimde saldırılması mümkün değildir" denildi.

Nihai raporda, İsrail'in saldırısının hukuki sonucu ve İsrail'e uygulanması istenen yaptırımlar şu şekilde yer aldı:

"İsrail, 31 Mayıs 2010 tarihli saldırısının sonucu olarak, diğer unsurların yanısıra, yolcuların yaşam hakkını, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını, keyfi tutuklama veya gözaltı yasağını; ayrıca, işkence veya diğer zalimane, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele ya da cezalandırma yasağını ihlal etmiştir.

İsrail yol açtığı zararların ve kayıpların tazmininden sorumludur.

İsrail'in saldırısının kınanması gerekmektedir. Bunun dışındaki her türlü tasarruf, son derece önemli açık denizlerde seyir özgürlüğü hakkından, tehlikeli bir emsal teşkil edecek sapma oluşturacaktır."

KAYNAKHABER 7-AA

1 DAKİKADA 7 GÜNDEM

Yorumlar4

  • Muhammed 6 yıl önce Şikayet Et
    SAMİMİ OLUN. Arkadaşlar birbirimize karşı samimi olalım dünya da insan hakları sadece Türkiyeyemi işliyor israil uluslararası sularda vatandaşlarımızı katlederken dünya gözlerinimi yumuyor herşey aslına döner merak etmeyin ama şunu bilin TÜRKİYE FİLİSTİN DEĞİL diş geçiremezsiniz
    Cevapla
  • Küskün yorumcu 6 yıl önce Şikayet Et
    ABD Veto edemez. Zira Saldırı anında El Aris e gidecegine dair yapılan anlasmada Abd, Israil ve TR nin imzaları var. Haa eger ABD bunu veto ederse -ki umarım eder- ne kestane kalır ne karpuz hepsi çizilmiş olur ve Davostaki İsrailden beter duruma düser ABD. Simdilik israil beter duruma dusmedi diyenler olabilir ama dikkatla bakarlarsa yanlıs düsündüklerini anlarlar. ABD bir daha ortadoguda hata yapma lüksü yok
    Cevapla
  • sanal doctor 6 yıl önce Şikayet Et
    .... Ve ölmeye gidildiği gün&8230 Yaşamanın amacını sorgulayanlar, Bir daha düşündüler Bile bile yaşamanın, Bile bile ölüme götürdüğünü&8230 (Erkam Cengil)
    Cevapla
  • Erhan Türüdü 6 yıl önce Şikayet Et
    Karar. Hangi karar alınırsa alınsın A.B.D veto edecek ve sadece kınama olacak.Arkalarında Amerika varken her türlü rezilliği yapmaya devam edecekler.Ancak fatura hem bunlara çıkacak hem bunları destekleyenlere hem de sessiz kalanlara.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun