Menderes'in Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse, 31 Aralık 1961'de Hakka uğurladığımız Adnan Menderes'in Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'yi anlatan çarpıcı bir makale kaleme aldı. İşte o yazı:

Menderes'in Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri
Menderes'in Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri
GİRİŞ 30.12.2013 11:08 GÜNCELLEME 30.12.2013 11:08
Bu Habere 2 Yorum Yapılmış

“Dün milletimiz için hayırlı bir iş yapmamışız Vasfiye Hanım!”

Sabahleyin gazeteleri okurken, aleyhinde haber göremeyince eşi Vasfiye Hanım'a böyle seslenirmiş Tevfik İleri: “Demek ki, dün milletimiz için hayırlı bir iş yapmamışız Vasfiye Hanım!” Menderes'in Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'ydi o. 27 Mayıs sabahı darbecilere ilk meydan okuyan mebustu. Askerler Demokrat Partili mebusları Harp Okulu'na götürüp tıkmışlar. Burası bombalanacak diye de bir şayia çıkarmışlar. Herkes paniklemiş. Ama o bir köşeye çekilip namaza durmuş. Bir albay gelip bağırmaya başlamış “Tevfik İleri nerede?” diye. Namazda yakalamış onu. Hem kıyamda hem rükûda hem secdede tekmelemiş. Selam verince yakasına yapışıp “ben senin belalınım, seni öldüreceğim,” demiş. Ama aynı sertlikle cevabını almış: “Asıl bela, kendisini bela olarak gönderenin kim olduğunu bilmemektir.”   

Yüksek Mühendis Mektebi'nde başladı Tevfik İleri'nin siyasi hayatı. Aksiyon adamı olacağı daha o yıllarda belliydi. MTTB başkanlığı yaptı. 1930 yılında Razgrad'da Türk mezarlığını tahrip eden Bulgarları protesto mitingleri düzenledi.  Karayolları kontrol mühendisliğinden, Nâfia (Gelirler) Müdürlüğüne birçok görev ifa etti. Erzurum'dan Çanakkale'ye, Samsun'dan Ankara'ya birçok şehirde bulundu. 1938'de Erzurum'da ölen 32 günlük çocuğunu toprağa verirken şöyle demişti: “…ve nihayet her yurt köşesi gibi kalbimizle bağlı olduğumuz Erzurum'a şimdi canımızla da bağlanmış olduk…” Evladının defnini bile vatan sevgisine bağlayan, tevekkülü vatan toprağıyla buluşturan bir aşk bu.

Onun ve arkadaşlarının vatan aşkı 14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'yle iktidara kavuştu. Samsun mebusu oldu. 10 yıl sürecek vekillik döneminde Ulaştırma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, Devlet Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı yaptı. Hep icracı görevler üstlendi. Ama en önemlisi o, Menderes'in Milli Eğitim Bakanı'ydı. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünün açılışında o vardı. Din derslerinin ilkokul müfredatına alınmasının, yirmi yıl aranın ardından imam-hatiplerin tekrar açılmasının altında hep onun imzası vardı. Köy Enstitüleri'ni Öğretmen Okullarıyla birleştiren cesur milli eğitimciydi. Hatipliği parmak ısırtacak cinstendi. İdealistti. Memleket aşkını hep hisseden hissettiren bir kişilikti. Milliyetçiği sözle değil, icraatla yaptı. Türk Sanat Tarihi Enstitüsü'nü kuran da, Türk Kültür eserlerinin yayınını başlatan da oydu. Ama hep endişe duydu bu vatan aşkının akamete uğratılmasından. İmam-Hatip okullarına kastı olanlardan hep saldırı bekledi. “Çok dikkatli olalım. Bu okulları doğmadan boğmak istiyorlar, mevcutları kapatmam için Türkiye'nin bütçesi kadar rüşvet teklif ediyorlar” deyip durdu.

Seçimle yenmişlerdi milletin makus talihini. Hem de üç kez. Ama şalvarlı, çarıklı köylülerin Kızılay'da, Meclis'te dolaşmalarına, oradan ülkeye hükmetmelerine tahammül edemedi darbeciler. Halkın iradesini hiçe saydılar. Diğer mebuslar gibi Tevfik Beyi de yolladılar zindana. Eşi Vasfiye Hanıma, kızları Ayşe ve Cahide'ye, oğlu Cahit'e de evlerini zindan ettiler. Evin önüne asker diktiler. 27 Mayıs'ı bayram yapanlar birkaç saat sonra kapıyı çaldılar “Neden bayrak asmıyorsunuz?” diyerek. Kahredici bir soruydu bu, vatanın görüp göreceği en vatansever ev için. Evlendiği gün eşi Vasfiye Hanım'a “Önce vatanımızı, milletimizi seveceğiz, sonra birbirimizi” diyen Hemşinli Tevfik'in eviydi burası. Yassıada'da cehennemî bir hayata mahkum edildiğinde bile milleti için dua eden Tevfik'in. 18 Martlarda öğrencileri toplayıp ilk defa Çanakkale'ye götüren Milli Eğitim Bakanı Tevfik'in.

27 Mayıs 1960 onun için de sonun başlangıcıydı. Darağacı listesinde o da vardı. Yassıada'da Menderes'in yoldaşıydı. Darbeyi kendine yediremedi. Kahrından kanser oldu. Darbecilerin insafı idamı müebbede dönüştürecek kadardı. Yassıada'dan Kayseri cezaevine gönderdiler onu. Hastalık ilerledi ve Ankara Hastanesi'ne taşıdılar. Ama keder büyüktü. Hemşin'de başlayan dünya sürgünü Ankara'da son buldu. Menderes'in idamına ancak 3 ay dayanabildi. 1961'in son günü yoldaşına kavuştu; “Menderessiz yeni bir yılı istemem” der gibi. 24 Eylül'de Kayseri cezaevinden eşi ve çocuklarına elveda satırları yazarak sona yaklaşıldığını haber vermişti sanki: “Allah var. Büyük Allah var. Her şeyi görüyor, biliyor… Gerisi laf u güzaf. Yapılacak tek şey tebessüm etmektir. Size mal mülk, servet bırakmadım. Ama şerefli, namuslu, erkek bir ad bırakabildim. Hiçbir zaman başınız yere bakmayacaktır. Bununla müteselliyim, siz de bununla iftihar edeceksiniz.”

Kızı Cahide 27 Mayıs'ın hemen sonrasını ancak yıllar sonra anlatabildi: “Babamı tevkif ettikten sonra diğer Demokrat Parti mebuslarına olduğu gibi bizim eve de arama için bir ekip geldi. Birden içeri daldılar… Kütüphanede, raflarda, annemin yatak odasında, çekmecelerde arama yaptılar. Sonradan annemin mücevherlerini aradıkları anlaşıldı. Tabii hiçbir şey bulamadılar, çünkü annemin doğru dürüst bir mücevheri yoktu. İçlerinden biri, ‘benim karımın bile daha fazla mücevheri var. Sizin de hiçbir şeyiniz yokmuş' dedi ve çıkıp gittiler…”

Acılarla, zulümlerle dolu bir hayattı onunkisi. Ama acılarını şikayete dönüştürmedi hiç. Yaşanacak bir kaderi olduğuna inandı. Allah'a dayandı, sa'ye sarıldı, hikmete râm oldu. Mütevekkildi hep… Son mektuplarından birinde şöyle diyordu biricik Vasfiyesine: “… Günlerden Çarşamba diyorlar. 27 Temmuz. Saat beş. Dünya İblis cenneti, ahiret İsmail teslimiyetidir. Rahat uyudum. 4:30'da uyandım. Vasfiyem de ve belki kızlarım da bu saatte uyanıktır. Ve Allah'a niyaz etmektedirler. Hemen kalktım abdest aldım, namazımı kıldım. Ve Allahımızın lütfu olan bu güzel ve alacakaranlık sabahta muazzez memleketimiz, yuvalarımız, çocuklarımız ve kendimiz için dua ve niyazda bulundum…”

Eşi Vasfiye Hanım geri kalmadı ondan. Zindan hayatının birinci yıldönümünde darbecilerin edatlar ve bağlaçlar dahil 50 kelimeyle sınırlandırdığı mektup yazma hakkını şu sözlerle kullanmıştı: “Canım Tevfikciğim, bugün Kurban Bayramı'nın ikinci günü. Aynı zamanda seninle bedenlerimizin ayrılık yılı arifesi. Kocaman bir sene geçti aradan. Ve bu kocaman bir senenin hülasasını yaparsak kâr zarar diye, bence kâr tarafımız ağır basıyor. Gerçi, çok ıstıraplar çektik ve çekmekteyiz, işte bu çiledir bence bizi kârlı çıkaran.”

O da 50'şer kelimelik mektuplarla cevap veriyordu Vasfiyesine: “Dün ilk defa yıkandım… Ayın 6'sında komutanın müsaadesiyle Adnan Bey'le görüştüm… İyidir. Osmanlı Tarihi okuyor. Bir de Kur'an-ı Kerim. ‘Dört günde hatmedeceğim' dedi. O da huzur-ı kalp içinde…”

Ruhun şad olsun Tevfik İleri. Sen bakandan öte bir ağabeydin bu ülkeye. Vatan hizmetkârı bir derviştin. Bu vatan seni hep hissetti. Hatırlar mısın Tevfik Ağabey? Seni Kayseri cezaevinden alıp tedavi için Ankara Hastanesi'ne götürmüşlerdi darbeciler. Sen üşümüştün de bir hemşire sana  fazladan battaniye vermişti. Askerler azarlamıştı hemşireyi. Ne demişti o hemşire cevap olarak hatırladın değil mi?: “Ben size mesaimle bağlıyım, hislerimle değil.” Senin hayatını hissederek yazan Sadık Yalsızuçanlar, Harakâni'nin derviş tanımını hatırladı seni bize anlatmak için: “Derviş, yuvasından yavrularına yiyecek bulma umuduyla ayrılan, yiyecek bulamayan, yolunu yitiren ve bir daha yuvasına dönemeyen kuşa benzer…” Senin ağabeyin Menderes darağacı yolunda şöyle demişti onlara: “Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes'in ölümü sizi ebediyete kadar takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir…” Ağabeyin haklıydı. Şimdi onları hayırla anan yok. Ama siz hep hayırla anılıyorsunuz. Siz yiyecek aramaya çıkmıştınız fâni alemde. Onlarsa avlanmaya. Onlar sizi avladıklarını, sizin yuvaya dönmediğinizi zannediyorlar. Ama biz biliyoruz siz yuvadasınız Tevfik Ağabey… Hem de bâki olanda… Makbul bir kul olarak… Şahit ol Yâ Rab!..

Not: Bu makalenin esin kaynağı Sadık Yalsızuçanlar'ın Vefa Apartmanı başlıklı kitabıdır. Tevfik İleri'nin hayatını konu alan bu anı roman için Sadık Yalsızuçanlar'a müteşekkiriz.

YORUMLAR 2
  • ZEKERİYA 3 yıl önce Şikayet Et
    Allah rahmet eylesin
    Cevapla
  • kübra 3 yıl önce Şikayet Et
    Makamı Cenneti Ala olsun. Ne mübarek bir insanmış Tevfik İleri.
    Cevapla
DİĞER HABERLER
Türkiye'ye karşı Nükleer propaganda
Son Dakika: Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar