Yaşar Alptekin'e reddedilmeyi yaşatan kadın

İlk kez tiyatro sahnesine çıkan oyuncu Yaşar Alptekin, evliliğe hazırlandığını açıkladı. Alptekin, evleneceği kadın ile ilgili önemli ipuçları verirken nasıl reddedildiğini de anlattı.

Eklenme: 03 Ekim 2011, 16:43 / Güncelleme: 03 Ekim 2011, 16:43 / 34,019 Okunma / 5 Yorum
Yaşar Alptekin'e reddedilmeyi yaşatan kadın Haberinin Galerisi

Arzu Erdoğral'ın röportajı

Fotoğraflar: Sümeyye Ezer

İstanbul Temaşa Tiyatrosu’nun Halit Ertuğrul'un ünlü eseri Düzceli Mehmet'i tiyatro sahnesine taşıdığını ve sinema oyuncusu Yaşar Alptekin’inde ilk kez tiyatro sahnesine çıktığını duyduğumdan beri oyunu izleme niyetim vardı. Bahçelievler Kültür Merkezinde oyunun yeniden sahnelendiğini duyunca hemen harekete geçtim. Alptekin, bizi her zamanki samimiyeti ile karşıladı. Düzceli Mehmet’i izlerken oyunun farklı bir formatta sahneye taşındığını gördüm. Oyuncular bir anda seyircilerin arasından çıkınca şaşkına dönüyorsunuz. Final sahnesi için ise elinizde bir mendil bulundurmanız gerekiyor.

“Oyunun adı Düzceli Mehmet ama bir tek Düzce'ye gidemedik” diyen Yaşar Alptekin ile gerçekleştirdiğimiz röportajda da hem oyunu hem de kendisi ile ilgili birçok konuyu samimi bir şekilde konuştuk. Sevenlerine evlilik müjdesi veren Alptekin’in gençlerden de bir isteği vardı.

OYUNUN ADI DÜZCELİ MEHMET, AMA BİR TEK DÜZCE’YE GİTMEDİK!

Hayat nasıl gidiyor? Neler yapıyorsunuz?

Hayat 7 senedir çok güzel gidiyor. Rabbim nice güzel seneler nasip eder inşallah. İnsanın bakan gözü, gören göz olunca her şey daha güzel oluyor.

İslam ile tanışınca bazı insanların bir süre sonra o ortamdan sıkılacağını iddia edenler var. Sizde böyle bir şey oldu mu?

Diğerlerini bilemem ama bende böyle bir şey olmadı. Çok memnunun hayatımdan. Zerre kadar sıkılganlığım, namazla ilgili bir problemim olmadı elhamdülillah. Halen ilk günkü heyecanım ile namazımı kılıyorum. Her namazımı ilk ve son namazımmış gibi kılıyorum.

Düzceli Mehmet adlı eseri oyun haline getirdik. Bu yıl ikinci senemiz. Davet edildiğimiz yerlere gidiyoruz. Bunlar belediyeler oluyor, dernekler oluyor. Kars'dan Gümüşhane'ye davet edildiğimiz her yere gittik. Oyunun adı Düzceli Mehmet ama bir tek Düzce'ye gidemedik.

Düzceli Mehmet’te Halit Bey’i oynuyorum. Ama diğer karakter olan Mehmet’in benimle örtüşen çok tarafları var. Gerçi ben ateist değildim ama dinden biraz uzaktım. Aslında ben tiyatrocu da değilim. Tiyatro ayrı bir eğitim, ayrı bir yetenek isteyen iş. Gerçi 30 sene sinema oyunculuğum var ama sinemada yanlış yaptığın zaman tekrarını yapmak mümkün. Ya da arkadan biri sufle verir siz onu tekrar edersiniz. Burada her şey ezbere dayalı. En ufak yanlış seyirci tarafından fark ediliyor. İlk olarak teklif bana geldiğinde kabul etmedim. 3 kez geldiler üçünde de kabul etmedim. En sonunda Erkan diye bir arkadaşım bunun çok güzel bir hizmet olacağını söyledi. Hizmet kelimesi beni cezp etti. Evet dedim. Ben ne olursa olsun bunu yapmalıyım. Ben tiyatrocuyum diye tiyatroya başlamadım. İyi bir hizmet olacak umuduyla başladım. Gelen çoğu genç tiyatro sonunda çok fazla etkileniyor. Ben böyle düşünmemiştim, böyle bakmamıştım. Namaza başlayan birçok genç arkadaşımız olduğunu duyuyoruz. Benim için bu diğer yaptığım işlerden çok daha sevindirici.

İÇİNDE AŞK YOKSA TİYATRO YAPAMAZSIN!

Sinema ile tiyatronun farkı ne desek?

Bir kere tiyatroda alkışı anında alıyorsunuz, hissediyorsunuz. Sinemada sizi biri, bir yerlerde izliyor ama siz bunun farkında bile değilsiniz. Ezbere dayalı bir sistem tiyatro. Duruşunuz, izleyiciye sesinizi duyurmanız ve ezberiniz önemli. Çok farklıklılar var. Çok özveri isteyen bir iş. Maddi olarak da çok az bir kazancı var. Bu işi aşkla yapmanız gerekir. İçinizde aşk yoksa zannetmiyorum yapabilesiniz. Bir insanın tiyatro ile geçinmesi çok zor. Büyük tiyatrocuları demiyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz. Ama açıkça söylemek gerekirse bende yoktu tiyatro aşkı yoktu. Son bir senedir var.

SAĞLAM BİR ATEİSTİN SAĞLAM BİR MÜSLÜMAN OLMASI ÇOK ETKİLEYİCİ

Düzceli Mehmet’i anlatır mısınız biraz bize?

Düzceli Mehmet ateist, Allah'ı inkâr eden bir çocuk. Hocası Halit Bey ile konuşmaya başlıyor ve soruları ile yavaş yavaş onu ikna etmeyi başarıyor. İkna kabiliyetiyle ona güzel örnekler veriyor. O ateist çocuk sonradan namaza başlıyor. Namaza başladıktan 8 ay sonra memleketine gidiyor. Annesinden helallik almaya. Çünkü annesini çok üzmüş. (Maalesef maneviyatı olmayan gençler anneye, babaya çok kötü davranıyor.) Fakat 1999 depreminde seccadenin üzerinde vefat ediyor. Bu gerçek yaşanmış bir hayat hikâyesi. Bir çok insana örnek olacak ve Halit Ertuğrul'un bizzat yaşadığı bir hikaye. Halit ağabeyin öğrencisiymiş, çocuk vefat edince çok üzülmüş. "Çocuğum kadar üzüldüm, çok etkiledi beni, düşündükçe hep üzülüyorum" dedi. Çok sağlam bir ateistin, sağlam bir Müslüman olması hakikaten çok etkileyici.

En çok hangi oynadığınız sahne etkiliyor sizi?

Ben onu ikna etmeye çalışırken, her hangi bir ateistin soracağı soruları soruyor. Her sorusuna cevap veriyorum, kırmızı kitapla tanıştırıyorum onu. Kitaba dalıyor. Kafasının içindeki soruları kitapta buluyor. Ondan sonra çok etkileniyor. Uzun saçlı rock takılan bir çocuk. Odamda imtihan kağıtlarını incelerken yanıma geliyor. Başımı kaldırmadan buyur diyorum. Başımı kaldırdığımda saçlarını kestirmiş daha efendi kıyafetler giymiş olarak görüyorum onu. Bu beni çok etkiliyor. Onunla birlikte ağlıyoruz. Çok güzel sahnelerimiz var.

Kırmızı kitap dediğiniz nedir?

Bediüzzaman Said Nursi'nin Risalesi.

SÖZLERDEN ZİYADE HAL DİLİMİZİ KULLANMALIYIZ

Siz bir kız babasınız. Onu yetiştirirken en çok nerede zorlanıyorsunuz?

Ben insanlara baskı yapılmamasının taraftarıyım. Hal dili çok önemli. Biz istediğimiz kadar insanlara yanacaksın desek bile onların çelik kalkanları var. Biz konuşmaya başladığımız zaman bizim konuştuklarımız tenis topu gibi geri dönüyor. Ama hiçbir şey söylemeden hal dilimizi kullanırsak onlar bir müddet sonra onun etkisi altında kalıyor. Göz görür taklit eder, taklit sonra hakikate dönüşür. Sözlerden ziyade hal dilimizi konuşturmamız gerekir. Benim bir çok dinlediğim hayat hikayesi var, sonradan Müslüman olan. Mesela; Çinli bir çocuk var yurtta kalıyor. Yurttaki çocuklardan şüpheleniyor. Bu çocuklar herhalde benim paramı çalmak için bana bu kadar iyi davranıyor diyor. Dolar dolu cüzdanını masanın üzerinde bırakıyor. Bir hafta bırakıyor. Hiç çalınmıyor. Bir gün yemek yerken hadi göreve diyorlar. Sürekli görev görev denilince bu Çinli çocuk şüpheleniyor. Bunlar canlı bomba mı, militan mı acaba diye. Bir gün yine hadi göreve denilince Çinli atlıyor. "Bende geleceğim göreve "diye söyleyince "Sen otur yemeğine devam et" deniliyor. "Hayır, bende geleceğim" diye ısrar edince o zaman gelmesini kabul ediyorlar. Gidiyorlar hep birlikte mescide namaz kılmaya başlıyorlar. Ben kendisinden dinledim arkadaşın. O zaman şöyle bir şey uyandı bende diyor; Ben bu çocukların yemeğini yedim, evinde kaldım. Hiç kimse bana sen bu evde kalıyorsun, yemeğimizi yiyorsun demedi. Bu beni çok etkiledi ve ondan sonra Müslüman olmaya karar verdim… Bu Çinli arkadaşın isminin hatırlamıyorum ama Müslüman olduktan sonraki adı Abdülhamit. Evlendi Çin'e gitti. Çin'de hizmetine devam ediyor.

İstanbul'a okumak için mi gelmiş?

İstanbul'a Fatih Üniversitesine okumaya gelmiş. Hatta babası da para yollamıyor. Gel işin başına geç diyor. Ülkesine geri dönmesini istiyor. Sokakta kalıyor bir gün. Çocuklar bunu eve çağırıyor. Yurtta kalmaya başlıyor. Bu onun çok hoşuna gidiyor. Paramı çalmadılar, bana çok iyi davranıyorlar. Yemek veriyorlar, bana yatacak yer sağlıyorlar. Bir insan bu kadar iyi olamaz. Bunun arkasında bir çıkar var diyor. Müslümanlığı, İslam dini bilmediği için bir çıkar arıyor. Sonrasında bir bakıyor. Bunlar çok temiz insan. Etkileniyor ve namaz kılmaya başlıyor.

BÜTÜN KEŞKELERİMİ ÇÖPE ATTIM

Yaşar Alptekin nasıl bir gençti? Şuan genç olsaydınız farklı olur muydunuz?

O günlere pek fazla gitmeyelim de. Genç olsaydım olgunlaşmamış, erdem sahibi olmayan bir insan olurdum belki de. Şuanda genç olma gibi niyetim yok. Şeytanın en sevdiği şeydir "Keşke." Benin keşkelerim hiç yok. Bütün keşkelerimi çöpe attım. Tek keşkem var "Keşke namazı daha genç 15- 16 yaşındayken tanısaydım." Güzelliğini o yaşta fark etseydim. Biliyorum ki gençken yapılan ibadetin sevabı daha makbul ve daha bol. Gençken namazla, hizmetle ve şuan ki dostlarımla gençken tanışmayı isterdim. O zamanlar dostum yoktu. Dost zannettiğim menfaat peşinde koşan insanlar vardı. Bir müddet sonra beni terk edip gittiler. Demek ki onlar bana ait değilmiş. Onlar benim dostum değilmiş! Ben eski dostlarımı uçan balona benzetiyorum. Uçan balonun havalanması için siz balondaki yükü aşağıya atmak zorundasınız. Ne kadar yükü aşağıya atarsanız balonda o kadar havalanır. Bende o yükleri attım. Yükselmeye başladım.

BİR KEREDEN BİRŞEY OLMAZ DÜNYANIN EN TEHLİKELİ CÜMLESİ

Gençler popüler kültürden çok fazla etkileniyor. Düzceli Mehmet gibi düşünen birçok gencimiz var. Bu yaşam tarzı uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklara sürükleyebiliyor. Siz bazı gençlerin bu halde olmasını bağlıyorsunuz?

Kapitalizmin bizi tüketici bir topluma itmesi; Televizyonlar, dizi filmlerdeki yanlış aile kavramları (küçük çocukların sevgilisi olması, alkol içmesi, sigara içmesi) hepsi birer etken. Ama burada ailelere çok büyük görevler düşüyor. Aileler şunu yapıyor. Benim oğlum yapmaz. Benim oğlum, sigara içmez, uyuşturucu kullanmaz. Peki, tamam senin oğlun içmiyor da, bu içenler uzaydan mı geldi? Onlarında anneleri babaları benim çocuğum yapmaz diyor. Hiçbir anne, baba evladına güvenmemeli. Hatta kendine de güvenmemeli. Ben kendime de güvenmiyorum. Hiç kimse benim çocuğum içmez dememeli. Çocuğuna çok fazla baskı uygulamadan uzaktan kumanda takip etmeli. Eve giriş, çıkış saatlerini kontrol etmeli. İyi bir arkadaş çocuğu cennete, kötü bir arkadaş cehenneme götürür. Arkadaş seçimi çok önemlidir. Arkadaşlarına çok dikkat etmelidirler. Kiminle geliyor, kiminle gidiyor. Üstleri, başları ne? Çünkü verdiği harçlığı anne baba biliyor. Haftalık 50 milyon veriyor. O verdiği parayla çocuk o üstündekini, başındakini alamaz. Bu gayri ahlaki bir şeyler yapıyor demektir. Müdahale etmesi gereken durumda anne, bana müdahale etmeli. Ama anne, baba çocuğunu uzaktan seyretmeli. Hatta ben bazen kızımın hata yapma lüksünü de eline veriyorum. Hata yapsın ki anlasın. Demişler ya atalarımız "Bir musibet, bin nasihatten daha hayırlıdır" Ben ne kadar çocuğuma desem de sobaya yaklaşma elin yanar diye o gidecek elini yakacak. Elini yakınca bir daha o sobanın yanına gidebilecek mi? Hayır. Çocuklarımızın hata yapma lüksünü onlara vermeliyiz. Deneme yanılma sistemi ile onlarda tecrübe sahibi olmalı. Ama bu çok ince bir çizgidir. Aşağıya tükürsen sakal, yukarıya tükürsen bıyık misali çok hassas bir nokta. Onun için anne, babanın bu konuda çok dikkat etmesi lazım. Özellikle ergenlik çağında. Bakın ben Yeşilay Derneği ile de çalıştım. Orada gördüğüm genelde uyuşturucu kullanan çocukların yüzde 90’ı ayrı yada evin içerisinde huzursuzluk olan ailelerin çocukları. Bu çocuklar mutluluğu dışarıda arıyor. Dışarıda neler var? Kurtlar Vadisindeki gibi yengeç yengeç yürüyen ağabeyler, uyuşturucu kullananlar var. Bak bizimde moralimiz bozuk, al bir fırt rahatlarsın, bir fırttan bir şey olmaz diyor. Ama bir kereden bir şey olmaz dünyanın en tehlikeli cümlesidir. Dikkat edin, müptela olan insanların hepsi bir kereden bir şey olmaz diye uyuşturucuya başlamıştır. Hepsi de arkadaş kurbanıdır. Hep bir arkadaş vardır ortada. Her suçlu kendine bir suç ortağı arar. Eğer içiyorsa kendine yandaş arar. Önce bedava verirler. Sonra alıştırıp ona satmaya başlar. Böyle zincirleme olarak gider.

BEN DELİYİM AMA NAMAZ DELİSİYİM!

Hayatta olmazsa olmazınız nedir?

Namaz… Namaz olmazsa ben çıldırırım. Ben deliyim ama namaz delisiyim. Kemiklerimde, eklemlerimde, ruhumda, namaz delisi… Kalbim adeta namaz diye atıyor. İnsan dişini fırçalamayınca kendini kötü hisseder ve dişini fırçalama ihtiyacı olur. Onun gibi… Ben namazı geciktirmiyorum ama istisnai durumlarda geciktirdiğim zamanlarda heyecanlanıyor. Çünkü benim her uzvum namaza o kadar alıştı ki namaza başladığım zaman bir ohh çekiyorum. Diyorum ki; Rabbim sana yine kavuştum. Senin huzurundayım. Camiden çıkarken de, borcunu ödemiş bir iş adamı edası ile çıkıyorum. Hani borcunuz vardır, ödeme yaptıktan sonra da dükkandan huzurlu bir şekilde ayrılırsınız ya işte ben o edayla çıkıyorum. Özellikle de gençlere tavsiye ettiğim namazınızı camide ve cemaatle kılın. Bu çok önemli. Evde namaz kıldığınızda şeytan normalde aklınıza gelmeyen şeyleri aklınıza daha rahat getirebiliyor. Ama yalnız olmayıp cemaatle namaz kıldığınızda asla bunlar aklınıza gelmiyor. Çünkü safları sıklaştırıyorsunuz ve şeytan size yaklaşamıyor. Hemen ezan okunur okunmaz kılınan namazı da ben yeni pişirilmiş yemeğin hemen yenilip çok büyük bir lezzet alınmasına benzetiyorum. Ama o yemeği bir müddet beklettikten sonra aynı lezzeti alamazsınız. İşte anında kılınan namazda anında yenilen yemek lezzetindedir. Bu örnekte olduğu gibi ötelediğiniz namaz bir sonraki namazın lezzetini alıyor sizden.

Tahammül edemediniz bir şey var mı hayatta?

Edepsizlik. Bu huyumu hiç sevmiyorum. Bazen kaş yapayım derken göz çıkarıyorum, Allah beni affetsin. Ama edepsizliğe hiç tahammül edemiyorum. Mesela bacak bacak üstüne atan kişilere hiç tahammül edemiyorum. Sinirleniyorum, nefret ediyorum. Konferanslara gittiğimde bakıyorum yayılmışlar, bacak bacak üstüne atmışlar, hemen onları da rencide etmeden diyorum ki; Biliyor musunuz, bacak bacak üstüne atmanın yada elini cebine sokarak yürümenin Türkçe karşılığı nedir? Ben seni takmıyorum, ben büyüyüm. Ben demek ve kibir Allah’ın en sevmediği şey. Ancak orada o hareketinle kibir yapmış oluyorsun. Gençlere soruyorum; Hangi din adamını bacak bacak üstüne atarken gördünüz? Bir tanesini bana gösterin. Yok… Bu edep çizgisidir. Ben bir Osmanlı hayranıyım. Osmanlı ne diyor; Edep yahu edep… İnanıyorum ki; iman eşittir edep. Edep olmadan iman, iman olmadan edep olmaz. İmanla edep adeta birbirinin kardeşi. Namaz kılıyorsun, elin cebinde dolaşıyorsun, bacak bacak üstüne atıp uygunsuz hareketlerde bulunuyorsun. O zaman ben kıldığın namazı gözden geçir diyorum. Sen namazı kıldığını zannedip kılmıyor olabilirsin! Namazı 19 Mayıs hareketi gibi sadece bedensel yapıyor olabilirsin! Ve o kıldığın namazı ruhunla değil sadece bedeninle kılıyorsan kendine eziyet etmiş oluyorsun. Namazı ruhunla kılarsan bir an önce bitsin demek yerine bitmesin dersin. Bir kadına gelinlik bir adama da damatlık çok güzel yakışır. İşte namazda öyle güzel bir elbisedir ki, hakkı ile giyebilen insanı güzelleştirir. Üzerimdeki ceketi omumuzdan sarkıtarak giyersem çok kötü durur üstümde öyle değil mi? Namazı da namaz gibi kılarsan hayatına ve kendine güzellik katar.

UFUKTA EVLİLİK VAR

kullanDamatlık ve gelinlik dediğinizde bir çağrışım yaptı. Peki, Yaşar Alptekin evliliği düşünüyor mu?

Düşünüyorum. Şuanda da sıcak gelişmeler var. Allah nasip ederse, yakın bir zamanda bir hanımefendi ile evlilik yolunda ilerliyoruz. 11 bayan ile görüştüm şu ana kadar. Ama bir türlü olmadı. İnsan 50 yaşından sonra biraz seçici oluyor. Kadınlarda şunu hissettim; Bana ben olduğum için değil de Yaşar Alptekin olduğum için meylediyorlar. Bu beni hep rahatsız etmiştir. Ama şu an evlenmeyi düşündüğüm bayan beni ben olduğum için seviyor. Kefilim ona.

O zaman yakın zamanda ufukta evlilik var diyebiliriz?

Allahın izni ile evet…

Hanımefendiyi tanıyor muyuz?

Yok meşhur biri değil. Ev hanımı. Bir kızı var. İstanbul dışında yaşıyor.

BEN KIZIMA HEM ANNELİK HEM DE BABALIK YAPTIM

Kızınız ne dedi evlilik kararınıza?

Kızımın onayını aldım. Benim kızıma bir sözüm var. 4,5 yaşındaydı, karşısına geçip; Bak sen evleninceye kadar ben evlenmeyeceğim dedim. Çünkü üvey annenin elinde bazı çocukların çok acı çektiğini gördüm. İstediği kadar iyi olsun, çocuğun yaptığı bir şey gözüne batıyor. Hele kendi çocuğu olunca ona daha fazla önem veriyor. Ben çocuğumun o sıkıntıyı yaşamaması için hem annelik hem de babalık yaptım ona. Zaten geçen yıl kendisi söyledi. Baba evlen yarın öbür gün ben evlenince sen bu evde yalnız başına kalacaksın dedi. Onun onayını aldıktan sonra arayışa girdim. Hatta öyle bir şey oldu ki ; Bir ağabeyimiz bir bayan ile evlilik için bizi görüştürdü. Onun da bir erkek çocuğu vardı. Ben evlilik için uygun olduğunu düşündüğümde haber geldi beni yaşlı bulmuş. İstemedi beni. 50 yaşına kadar tatmadığım bir duyguyu tattırdı bana. Reddedilmek nasıl bir duyguymuş onu tattırdı. Çünkü o ana kadar hep reddeden taraf olmuştum. Çok kötü bir duyguymuş. O gece benim için çok zor bir geceydi. Tavanlara bakıp bakıp durdum. Psikolojim bozuldu o süreçte. Ama çok şükür o psikolojiyi atlattım. Tabi her insan evleneceği insanda farklı özellikler arayabilir. Herkes birey olarak güzeldir. Önemli olan ikili ilişkilerde, evliliğe giden yolda o birlikteliği sağlamak.

Evlilikte sizi korkutan bir şey var mı? Örneğin bazı insanları kıskançlık korkutur…

Benim en çok korktuğum şey o. İlk evliliğimde eski eşimin beni en çok etkileyen şeyi “kıskanç kadın kendine güvenmeyen cahil bir kadındır” demesiydi. Evlendikten 6 ay sonra her şey değişti. Ben buna tahammül edemedim. Tabi ki kıskançlık her insanda olan bir duygudur. Ama karşı tarafı rahatsız ediyorsa bu tehlikelidir. Bende kıskanç bir insanım ama kıskançlığımla ben asla karşı tarafı rahatsız etmem.

ARTIK KLASİK BİR İNSANIM!

Umarım bu kez her şey sizin için güzel olur…

Umudum var çünkü eskisi kadar meşhur ve genç değilim. Artık klasik bir insan oldum. Hani yeni bir ayakkabı aldığında üstüne toz bile gelmesini istemezsin. Bir zaman sonra eskidiğinde arkasına basarsın, bakkala giderken giyersin. Yine o ayakkabı senin için değerlidir ama ilk aldığın heyecanın yoktur. Bende artık dediğim gibi klasik bir insanım.

SAKIP SABANCI VEFAT ETTİ YAŞAR ALPTEKİN DOĞDU

Hayatta unutamadığınız bir şey var mı?

Fatih Camisi ve Sakıp Sabancı’nın cenaze namazı. Benim dönüm ve kırılma noktam, miladım orası. Birisinin ölümü bir diğerinin doğumuna vesile oldu. Sakıp Sabancı vefat etti Yaşar Alptekin doğdu. Milattan önce ve milattan sonra vardır ya. Benim içinde namazdan önce ve sonra var. Yani N.Ö, N.S…

Yaşamınız boyunca yapamayıp da, mutlaka ben bunu yapmalıyım dediğiniz bir şey oldu mu?

Yok, benim şöyle bir hayat düsturum var. Dün dünde kalmıştır, yarın ne olacağını da Rabbimden başka kimse bilemez. Bize kalan sadece şu an. Şu an ne yaptığım ve ne yapacağım önemli. Yarının hesabını yapmam. Yarın yaşayacağımı biliyor muyum? Bilmiyorum. Yaşayıp yaşamayacağımın hesabını yapmam, yaparsam Rabbim güler bana. Derki; kulum sen ne biliyorsun ki hesap yapıyorsun. O nedenle bugün ne yapıyorum ona bakarım.

ALLAH AFFEDİCİDİR AFFETMEYİ SEVER

Gençlere şu an içinizden ilk geçen şeyi söyleyin desem ne söylersiniz?

Günah işlemekten ziyade günaha yaklaşmasınlar. Abdestsiz dışarı çıkmasınlar. Ben günahkârım, ben onu yaptım bunu yaptım Allah beni asla affetmez demesinler. Unutmasınlar ki Allah affedicidir. Affetmeyi sever. Yeter ki “bir günah işledikten sonra onun huzuruna çıkıp, Allah’ım ben bir günah işledim, pişmanım, bir daha yapmayacağım, beni affet” desin. Rabbim onu affeder. Bizim günahımız ne kadar büyük olursa olsun Rabbimin rahmeti bizim işlediğimiz günahtan kat ve kat daha büyüktür. Yeter ki biz af dileyip onun huzuruna çıkalım.

Yaşar Alptekin ile aynı sahneyi paylaşan Erkan Fırat’a da (Düzceli Mehmet) onun ile olmak nasıl bir duydu? Diye sorduk.

Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1983 doğumluyum. Yaklaşık 12 senelik tiyatro oyuncusuyum. Daha doğrusu oyunculuk yapmaya çalışıyorum. Düzceli Mehmet kitabını geçen yıl tiyatroya uyarladık. Düzceli Mehmet’te oyuncu olarak devam ediyorum.

Nasıl bir rol sizin için?

Düzceli Mehmet biraz dişi bir rol. Aynı zamanda gerçek bir hikaye olduğu için sorumlulukları olan bir rol. İnançları olmayan, kural tanımayan bir genç. Halit hocası ile birlikte değişim yaşayan ve doğruları bulan bir genç.

Böyle birini canlandırmak nasıl?

Biraz eğlenceli. Çünkü hiç bilmediğimiz ve anlamadığımız şeyleri sürekli sorgulayan bir adam. Böyle bir adamı canlandırmak oyuncuya iyi bir enerji veriyor. Bu enerjide oyunculuk anlamında kişiye artı katıyor.

Düzceli Mehmet dışında farklı oyunlarda da rol aldınız. Toplamda tiyatrocu olmak nasıl bir duygu?

Çok güzel. Her gün akşam başka birini canlandırıyorsunuz. Kendi hayatınızdan 1-2 saat de olsa kendinizi soyutluyorsunuz. Başka birinin kimliklerini başarı ile canlandırmak güzel bir duygu.

Yaşar Alptekin ile aynı sahneyi paylaşmak nasıl?

Eğlenceli. İnsanlar bilmeyebilir ama Yaşar ağabeyin şakacı bir kimliği var. Sürekli enerjik ve şakalar yapan biri. Onunla birlikte aynı sahneyi paylaşmak keyifli diyebilirim.

Sahnede hiç unutamadığınız bir an oldu mu?

Evet. Kötü bir anım var. Bir kadın oyuncu arkadaşımızın eşi vefat etmişti. Ve o gece sahneye çıkmamız gerekiyordu. Çünkü 800 seyirci vardı. Ancak arkadaşımız sahneye çıktığında bayıldı. O an oyunu toparlamak, seyirciye bunu belli etmemek insanı zorlayan anlar.

Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz?

Düzceli Mehmet devam ediyor. Bundan sonra da bizden olan hikâyeleri sahnelemeye devam edeceğiz.

D Ü Z C E L İ M E H M E T

‘Sağdakiler ne mutlu onlara, soldakiler ne bahtsızlar onlar’

(56-vakıa-8-9)

Manevi hiçbir inancı ve kuralı kabul etmeden yaşarken, öğretmeninin sevgi ve şefkat dolu ilgisiyle dönüş yapan Düzceli Mehmet, bambaşka bir insan olur. Nefsi ile sürekli mücadele eden Mehmet, aradığı gerçek aşkı bulur ve dünyevi işlere veda eder. Geçirdiği bir trafik kazasından sonra hayatı büsbütün değişen Düzceli Mehmet'in ibret dolu hikâyesi, birbirinden ilginç olaylarla devam eder.

Eser : HALİT ERTUĞRUL

Yönetmen: ERKAN FIRAT

Uyarlayan: ERKAN GÜNDÜZ

Oynayanlar: YAŞAR ALPTEKİN, ERKAN FIRAT, FATİH KURT,

NURDAN ALBAMYA, A. KAAN BAŞKIRAN, ERKAN GÜNDÜZ,

İLHAN OCAK

Kostüm Tasarım: TUBA SALGIN

Dekor Tasarım: NİHAT & MİTHAT

Işık Tasarım: FARUK CEYLAN

Müzik: ERDOĞAN AKIN

Ses-ışık: ONUR AKÇİÇEK

www.on5yirmi5.com

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri