Doğan'a göre Özal'ı Özal yapan 3 sır

Turgut Özal, 13 yıl önce Cumhurbaşkanı iken göçüp gitti. Ardından tartışmalar bitmek bilmedi. Seven çok sevdi, sevmeyen hiç sevmedi. Kuzeni Hüsnü Doğan Özal'ı anlattı.

Doğan'a göre Özal'ı Özal yapan 3 sır
Doğan'a göre Özal'ı Özal yapan 3 sır
GİRİŞ 16.04.2006 08:35 GÜNCELLEME 16.04.2006 08:35

Hüsnü Doğan'ın (*) Zaman'daki yazısı


Özal'ı büyüten üç sır sivil, demokrat ve dindar...

Türkiye Cumhuriyeti’nin sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatının üzerinden on üç yıl geçti. Ülkemizin yetiştirdiği en önemli devlet adamlarından, bu vatanın her taşında toprağında büyük hizmetleri bulunan; düşünceleri ve icraatı bakımından düne, bugüne ve yarına damgasını vuran Turgut Özal’ı minnet, şükran ve rahmetle yad ediyorum.


Turgut Özal, 13 Ekim 1929 tarihinde Malatya’da doğdu. Babasının ve annesinin memuriyeti dolayısıyla ilkokul, ortaokul ve liseyi Söğüt, Silifke, Mardin, Kayseri, Konya gibi yurdun çeşitli yörelerinde tamamladı. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden elektrik yüksek mühendisi olarak mezun oldu. 1950’lerin başında bir yıl Birleşik Amerika’da ihtisas yaptı. 1965 yılına kadar Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde, 1967 yılına kadar da Başbakanlık müşaviri olarak çalıştı.


1967 Şubat’ında Devlet Planlama Müsteşarlığı’na atandı. 12 Mart 1971 Muhtırası’na kadar bu görevi sürdürdü. 1971-1973 arasında iki yıl süreyle Washington’da Dünya Bankası’nda çalışan Özal, 1973’te Türkiye’ye döndü. 1973-1979 yılları arasında özel sektörde çeşitli görevlerde bulundu. 2 Aralık 1979 tarihinde Başbakanlık Müsteşarlığı’na atanan Özal aynı zamanda ikinci defa Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de yüklendi. Yokluklar, kıtlıklar ve kuyruklar içinde ekonomisi iflasın eşiğine gelmiş bir ülkenin sorunlarını çözmek için kolları sıvadı.


1980 yılı başından itibaren 24 Ocak Ekonomik İstikrar Tedbirleri’nin mimarlığını ve uygulamasını yaptı. Tedbirler kısa zamanda olumlu sonuçlarını verdi. Şüphesiz ki 24 Ocak 1980 paketi sıkıntısız olmadı ama 1970’lerde yıllar boyunca dünyadaki ekonomik gidişata bigane ve vurdumduymaz kalan bir ülke için bu tedbirler kaçınılmazdı. Bu tedbirlerin bir kısmı ileriye dönüktü; ama tedbirler daha çok günün ekonomik sorunlarını çözmeye yönelik yangın söndürme çareleriydi.

Türkiye onun liderliğinde çağ atladı

12 Eylül 1980 İhtilali’nden sonra Özal, ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına getirildi. 1982 baharında tekrar demokratik sisteme geçişin takvimi belli olmaya başlamıştı. Muhtemelen 1983 yılı sonunda veya en geç 1984 yılının ilk yarısında seçime gidilecek, buna göre de siyasi partilerin kuruluşuna izin verilecekti. Eski siyasilere ve siyasi partilere izin verilme ihtimali çok zayıftı. Bu itibarla Özal’ın parti kurma ve kazanma şansını yüksek buluyor, bu maksada yönelik çalışmalara başlanması gerektiğini düşünüyordum. Ayrıca Konsey hükümetinde daha fazla kalmasının aleyhine olacağını görüyor, hükümetten ayrılma zamanını geciktirmemesi kanaatini taşıyordum. Bu amaçla 1982 Haziran başında düşüncelerimi yazılı olarak kendisine bildirdim. Banker krizini takiben Özal 1982 Temmuz’unda görevinden istifa etti.

Aslına bakılırsa askerî yönetim kendilerinden sonra siyasetin nasıl olması gerektiğine karar vermişti. Buna göre sağda ve solda birer siyasi parti olacaktı. Bu partiler daha sonra Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) ve Halkçı Parti olarak ortaya çıktı. Bana göre askerî yönetimin Özal’a parti kurma izni vermesinin nedeni, Özal’ın kuracağı partinin % 10 barajını geçemeyeceğini, az farkla geçse dahi bunun demokratik görünüm bakımından faydalı olacağını düşünmesidir.

Özal’ın bir parti kurması gerektiğinin sebeplerini şöyle izah edebilirim: Özal iyi yetişmiş, yıllarını dopdolu geçirmiş bir kimseydi. Devlet hayatında, özel sektörde, yurtdışında büyük tecrübeler kazanmıştı. İçeride ve dışarıda tanınıyordu. Ülke meselelerini iyi kavramanın ötesinde ne yapılacağını biliyordu ve dünyadaki gelişme trendlerini yakından izleyen biri olarak Türkiye’ye atılımlar yaptıracak birikime sahipti. İnisiyatif sahibi, cesur ve kararlı olması yanında dinamik, takipçi ve çalışkandı. Herkesle kolay diyalog kurabilen mizaca sahipti, meseleleri iyi bilmenin ve kendine güvenin tabii sonucu olarak ikna kabiliyeti çok yüksekti.


Doğru bildiğini söylemekten ve yapmaktan çekinmeyen biriydi. Halkın arzuladığı mütevazı, mutedil, muhafazakar nitelikleri haizdi. Noksanları vardı; ama artıları eksilerinin hayli üstündeydi. Tarihî bir fırsat ortaya çıkmıştı. Özal, toplumu daha geniş çerçevede kucaklayan bir yapıda birleştirerek, siyaseti önceki dönemlerden farklı, makul ve daha etkili bir çizgide götürebilirdi. Bütün bunlara eklenecek önemli bir husus daha vardı: Türkiye uzlaşma, diyalog, hoşgörü, özveri gibi demokrasinin ve toplumsal anlaşmanın temel unsurları sayılabilecek kavramların fazla gelişmediği bir ülkeydi. Bu sebepledir ki, çözümü uçlarda arayanlar kendileri için her zaman elverişli bir ortam buluyor, belirli gayretle çözülebilecek sorunlar zamanla birikerek krize dönüşüyordu. Özal’ın kavgadan hoşlanmayan, sorunları suhuletle çözmeye çalışan mizacı siyasi hayatımızda daha yumuşak, sakin ve verimli bir dönemin başlamasını sağlayabilirdi. Özal’ın bu vasıfları sayesinde 1988 ortalarına kadar ülkemiz büyük atılımlar yaptı. Ne zaman ki eski siyasiler tekrar siyaset sahnesinde yerlerini aldılar, siyasi mücadele tarzı eskiye dönmeye başladı. Kabul etmek gerekir ki değişen şartlar Özal’ı da az çok etkiledi ve kendi mutedil üslubundan bazı şeyler kaybetti.

Özal’ın kurduğu Anavatan Partisi 6 Kasım 1983’te yapılan genel seçimlerde % 45,3 oy alarak tek başına iktidar oldu. 1970’leri koalisyon hükümetleri ile geçiren Türkiye, nihayet yeniden tek parti hükümetine kavuşmuştu. Hazırlıklı ve kararlı Özal ilk dönem iktidarında hayli süratli çalıştı ve reform üzerine reform yaptı. Bir bakıma Türkiye’ye çağ atlattı.

‘Türkiye bu vakti bir daha bulamaz’

Bu arada bir hatıramı nakletmek istiyorum: 1984 Ekim ayıydı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kurulu ve bürokrasi hızlı ve gece gündüz demeden çalışıyor, Resmi Gazete bazı günler gayet hacimli çıkıyor, bazı arkadaşlarımız konuları takip edemiyor, bu yüzden şikayetler giderek artıyordu. Bunu dile getirmek amacıyla bir gün Bakanlar Kurulu toplantısı başlarken sesimi yükselterek: “Sayın Başbakan’ım bir maruzatım var.” dedim. “Söyle Hüsnü.” dedi.


“Efendim biraz daha yavaş gidemez miyiz?” diye şikayetleri yansıtmaya çalıştım. Benden ummadığı bir ifadeyle karşılaşan Özal: “N’oldu Hüsnü, seninde mi gözün korktu?” deyince “Hayır efendim, isterseniz daha hızlı gidelim ama... anlatamıyoruz.” diye cevap verdim. Bunun üzerine Özal ne demek istediğimin farkına vardı ve durumu şöyle bağladı: “Haklısın ama, Türkiye bu vakti bir daha bulamaz.” Daha sonra hızımızı kesmeden uzun yıllar yolumuza devam ettik .

Özal döneminde neler yapıldığını ana hatlarıyla şöyle özetleyebilirim: Ekonomide serbest piyasa düzenini esas alan yapısal değişim programı uygulamaya konuldu. Her yönüyle dışa açık ekonomik politikaların öngörüldüğü, kamu yatırımlarının kalkınmada öncelikli yöreler dışında münhasıran altyapıya yönlendirildiği bir döneme girildi. 1930 yılından beri sert kurallarla uygulanan kambiyo rejimi kökten değiştirildi, döviz korkulu rüya olmaktan çıkarıldı.


Bugün Türkiye dünyanın en liberal kambiyo sistemlerinden birine sahiptir. KDV uygulamaya konuldu. Sermaye Piyasası kuruldu. Hep kendi içine kapalı halde kalmış bir ekonomik sistem dışarı açıldı. İhracat ve ithalatta, döviz gelirlerinde büyük artışlar sağlandı. İhracat, turizm, bavul ticareti ve diğer döviz girişi kalemlerinde ciddi artışlar oldu. Ödemeler dengesi düzeldi. Dışarıdan mal gelmesini yasaklayan gümrük rejimi tedricen ileri ülkeler seviyesine yaklaştırıldı. Türkiye her malın her yerde bulunduğu bir ülke haline geldi. Altın, sigara, silah kaçakçılığı sona erdi. Haksız kazançların en büyük kaynağı olan tahsisler ortadan kaldırıldı.

Altyapı yatırımlarına büyük önem verildi. Enerji, otoyol, haberleşme, belediye ve köy hizmetleri yatırımlarında önemli mesafe alındı. GAP projesi hızla ilerledi. Atatürk Barajı ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yapıldı. Toplu Konut Fonu kuruldu, konut yapımında önemli gelişmeler sağlandı. Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Fonu kuruldu. Savunma sanayiinde önemli adımlar atıldı. Tarımda önemli verim ve üretim artışları kaydedildi. Sekiz yıl süresinde yapılan ağaçlandırma daha önce ancak 23 yılda yapılabilmişti. İnsan hakları konusunda önemli adımlar atıldı. Ceza Kanunu’nun 141, 142 ve 163. maddeleri kaldırıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargı yetkisi ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na kişisel başvuru hakkı tanındı, “İşkence, Kötü ve Aşağılayıcı Davranışlarla Mücadele Sözleşmesi” imzalandı.

1980’li yıllarda Özal’ın yaptıkları bu ülkede çok şeyi değiştirdi. Milletimiz uzun süredir devam eden makus talihinin değiştiğini, daha iyiye gitmenin ve Türkiye’nin 10-15 yıl gibi kısa sayılabilecek bir zamanda dünyanın sayılı devletleri arasında yer almasının pekala mümkün olduğunu gördü. Bunu gören sadece biz değildik. 1990 başlarında Batı dünyasının önemli yayın organları Türkiye’yi “bölgesinin yıldızı, lider ülke, önder ülke” olarak görüyorlardı. Sonradan Türkiye’yi Avrupa Topluluğu’na layık görmeyen dönemin Almanya Başbakanı Kohl “asrın başında Avrupa’nın hasta adamı olan Türkiye’nin asrın sonunda güçlü bir devlet olacağını” söylüyordu. Ülkemiz, yıldızının parladığı anı yakalamıştı, itibarı yüksekti. Türkiye IMF’yi unutmuş, aksine IMF ekonomik sıkıntı içerisinde olan ülkelere Türkiye’yi örnek gösteriyor, Türkiye bu ülkelere yol gösteriyordu.

Kitleler onu yüreğine gömdü...

1989 sonbaharında yeni cumhurbaşkanı seçilecekti. Özal cumhurbaşkanlığına aday olup olmama konusunda istişarelerde bulunuyordu. Ne düşündüğümü sorduğunda yukarı çıkmasının doğru olmadığını ifade ettim. Nedenini sorduğunda verdiğim cevap şuydu: “İyi bir cumhurbaşkanı olacağınızdan kuşkum yok. Ancak parti henüz stabil hale gelmedi. Partinin stabil hale gelmesi bence daha önemli.” 1990-1991 Körfez Krizi’nde Özal’ın politikası doğruydu. Ancak iç politik nedenler dolayısıyla istediği inisiyatife sahip olamadı ve amacına ulaşamadı.


20 Ekim 1991 seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı Özal’ın sıkıntıları daha da arttı. Bir taraftan yeni hükümetin cumhurbaşkanı yetkilerini kısmak için yaptıkları, diğer taraftan ekonomik politikada alınan yanlış kararların ileride telafisi zor sonuçlar doğuracağını görmesi Özal’ı gerçekten üzdü. Özal’ın arzusu Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya’nın dahil olduğu bir bölgede gelişmenin, çağdaş uygarlığı yakalamanın öncülüğünü yapmaktı. Komşu ülkelerle işbirliğini ve barışı ileri seviyelere götürmek için çok uğraştı. Teknolojideki gelişmeleri iyi takip ediyordu, globalleşmenin dünyanın gelişmesindeki ufku yakalamıştı, kimsenin bunun dışında kalmasının mümkün olmadığını görüyordu.

Özal, cumhurbaşkanlığı döneminde ülke sorunları ve çözümleri hakkındaki düşüncelerini çeşitli platformlarda dile getirdi. Bunlara “İkinci Değişim Programı” adını vermişti. İkinci Değişim Programı, Özal’ın devlet yönetimi, ekonomik ve sosyal politikalar ve dış siyasetle ilgili düşüncelerinin ana hatlarıydı. Düşünceyi ifade hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, teşebbüs hürriyetini demokrasinin ve gelişmenin esası olarak tanımlıyor, Türkiye’de siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması ve devamlılığı ve ülkenin birlik ve bütünlüğünün korunması bakımından başkanlık sistemini elzem görüyordu.

Özal, son dış gezisini Türki cumhuriyetlere yaptı. Gezi sanıyorum on gün kadar sürmüştü. 15 Nisan 1993 günü öğleden sonra uçağı Ankara Esenboğa Havaalanı’na indi. Çok yorgun ve bitkin olduğu uçak merdiveninden inerken belli oluyordu. Yanımıza geldiğinde yüz renginin de hayli beyaz olduğunu gördüm. Basın toplantısı yaptı ve Köşk’e hareket etti. Özal, bir süreden beri Cumhurbaşkanlığı’ndan inmeyi ve tekrar siyasete dönmeyi düşünüyordu. Parti kurma çalışmaları için de beni görevlendirmişti. Kendisiyle acil görüşmem gerektiği halde onun yorgunluğunu dikkate alarak ertesi günü bekledim. 16 Nisan 1993 Cuma günü akşamı telefonla aradım.


Çevre Sokak’ta bir sergi açmaya gittiğini söylediler. Bir süre sonra saat 19.30’da kendisi beni aradı. Hazırlıklar hakkında görüşmemiz gerektiğini bildirdim. Beni ertesi gün yani 17 Nisan Cumartesi saat 17.00’de beklediğini söyledi ve “Gel o işi karara bağlayalım, bitirelim.” dedi. Bu, merhum Özal ile son konuşmam oldu. O gece sabah 4.30’a kadar çalışmalarımı sürdürdüm. Sabah 10’dan itibaren çalışmama devam ederken saat 11 civarında Özal’ın hastaneye kaldırıldığı haberi geldi. Sonradan öğrendiğime göre Özal saat 10.30 civarında vefat etmişti.

17 Nisan 1993 günü aramızdan ayrılan Özal’ın ardından bu büyük milletin gösterdiği vefa, sevgi, kadirbilirlik her bakımdan düşünülmeye, incelenmeye değerdir. Özal, milletiyle kaynaşmış, onun için umudun, sevginin, güvenin ve Türkiye’yi ileri bir ülke haline getirmenin sembolü olmuştu. Özal, farklı görüşlerde olanların büyük uzlaşmasını sağlamış, dünü ve bugünü barıştırarak modern ve ileri bir ülke haline gelmenin temelini atmıştı. Vefatının on üçüncü yılında başbakanımız ve sekizinci cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ı minnet, şükran ve saygıyla anıyor, Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum.

(*) Tarım Orman ve Köyişleri, Devlet, Milli Savunma, Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı


16.04.2006

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Çin Ziyaretinin Açık Göstergeleri
Süper Lig'de gol kralı belli oldu! Taca 2 ortak var