'Kabe'nin ruhu fotoğrafa da yansır'

Hac fotoğraflarını dünyaca ünlü National Geographic, Geo, Bunte gibi dergilerin kapağına taşıyan ünlü fotoğrafçı Mehmet Biber'e göre; 'Deklanşöre Kabe'de ayrı basılıyor'

'Kabe'nin ruhu fotoğrafa da yansır'
'Kabe'nin ruhu fotoğrafa da yansır'
GİRİŞ 11.11.2007 19:59 GÜNCELLEME 11.11.2007 19:59

Ünlü Türk fotoğrafçı Mehmet Biber, Kâbe’de çektiği fotoğraflarda bir ruh olduğunu ve en sevdiği fotoğrafları hac seyahatleri sırasında çektiğini söylüyor.


1968 yılında Alman Bunte dergisinde yayınlanan Hac foto-röportajının ardından National Geographic ve Geo gibi dergilerden teklifler üzerine kutsal toprakları görüntüleyen ünlü fotoğrafçı Biber, 10’un üzerinde de olimpiyat takip etmiş.

Biber, fotomuhabiri olarak ilk kez deklanşöre bastığında 19 yaşındaydı. Kısa sürede Türk basınının aranan isimleri arasına girdi. 1952 yılında İstanbul Fotoğraf Ajansı’nda başlayan kariyeri ABD başkanlarıyla birlikte yurtdışı seyahatlerine katılması ve sayısız önemli olayı takip etmesiyle devam etti. Kamerasına takılanlar arasında Nixon, Ronald Regan, George Bush, Muhammed Ali, Adnan Menderes, Celal Bayar, Turgut Özal, Şah Rıza Pehlevi gibi isimler var.

İlk fotoğraflarını 1952 yılında İstanbul Express için çekmeye başladı. Biber, bu dönemi şöyle anlatıyor: “Spor muhabiri olarak işe başladım; fakat fotomuhabirlerinin hep önde, olayın içinde olma tarafı beni kendine çekti. İşe başladığım dönemde ajansta yatıp kalkardım. İstanbul Express bir okul gibiydi. Sami Kohen, Halit Kıvanç hep birlikte çalıştık. Büyük format makinelerle çalışıyordum. Gittiğim her iş için tek bir kare çekme şansım vardı. Şimdi her şey çok kolay, kimse ne kadar çektiğini sormuyor.”

Spordan politikaya her alanda fotoğraf çekti Mehmet Biber. Aynı dönemde NBC televizyonu için de kameramanlık yaptı. Ünlü fotoğrafçı Biber, “Türkiye’de televizyon yoktu; fakat ben NBC için haber görüntüsü çekiyordum. Boğaz’dan Rus gemilerinin geçişi, Kissenger’in Türkiye gezisi derken hem fotoğraf hem de video görüntüsü olarak sayısız olayı belgeledim.” sözleriyle Türkiye’de televizyonun bile olmadığı dönemlerde yaptığı çekimleri anlatıyor.

“Hürriyet’e çok şey verdim; fakat karşılık alamadım”

1962 yılında Dünya Güreş Şampiyonası’nı takip etmek için Amerika’ya gider ve renkli film öğrenmek için orada kalır. O dönemde çalıştığı gazeteden izin istemiş; fakat gazeteden talebine bir türlü cevap gelmemiş. 6 ay sonra işe gelmediği için tazminatsız olarak işten çıkarıldığına dair bir mektup alır. 1962’de Amerika’ya zorunlu olarak yerleşen fotoğrafçı, 1971 yılına kadar New York’ta Birleşmiş Milletler’de çalışır.

Dünyanın tüm liderleri en az bir kez o dönemde Mehmet Biber’in kamerasına takılır. Türkiye ve çevresinde olup biten tüm olayları Time, Stern, Der Spiegel gibi dergiler için takip eden ünlü fotoğrafçı, o dönem sadece işini yaptığını söylüyor: “Yaptığım işlerin çığırtkanlığını hiçbir zaman yapmadım. Sadece işimi yaptım. Ben sanat fotoğrafçısıyım ya da fotomuhabiriyim diyerek ortalıkta dolaşmadım. Türkiye’den kimse yaptığımız işlerin farkında değildi. Leica gibi bir firma, bana lens gönderiyor, makine gönderiyor; ‘lütfen deneyin ve değerlendirin’ diyor.” sözleriyle yaptığı işin ülkesinde yeterince destek görmediğini de ifade ediyor. 92-95 yılları arasındanErol Simavi’nin fotoğraf editörlüğü sistemini Hürriyet’e kurması için çağırdığı Mehmet Biber, Hürriyet’e çok şey verdiğini; fakat karşılığını alamadığını söylüyor.

10 yaz, 7 kış olimpiyatını fotoğraflayan Mehmet Biber, kaçırdığı çok bir şey olmadığını, bir tek Küba’ya gidemediğini söylüyor: “Küba’ya o dönemde dünyaya kapalıydı. Türk gemileri Küba’ya buğday taşıyordu. Gazeteye yazdım ve bu işi organize etmelerini istedim. Bir cevap gelmedi. Gökşin Sipahioğlu, aynı yöntemi kullanarak gitti. En çok üzüldüğüm olaylardan biridir.”

Türk basınının durumunu da pek iç açıcı görmediğini ifade eden ünlü fotoğrafçı, “Basın, fabrika oldu. Her şey fabrikasyona döndü. Patronlar kendi çıkarları doğrultusunda gazeteleri kullanıyorlar. Politikacılar da onlarla müşterek çalışıyor. Çalışanların durumu ise daha kötü. Sigortasız çalışan onlarca insan var. Fotomuhabirinin makinesi kırılıyor, kimsenin umurunda değil. Yapılan işe kıymet verilmiyor. Ben National Geographic’in kadrolu elemanı olmamama rağmen hacca giderken bile sigortam yapılırdı. Hâlâ fotoğraflarımı kullandıkları zaman bile ücretini öderler. 40 yıldır girilemeyen Arnavutluk’a onlar için gitmiştim ve sadece bir hafta kaldım, dönüşte onuruma parti vermişlerdi. Burada ilişkiler hem maddi hem de manevi olarak çok daha iyi. Bakın hâlâ bir Türk gazetesi için geçen yıl çektiğim ve kullanılan fotoğrafların telifini almak için 1 yıldır uğraşıyorum ve alacağımı da zannetmiyorum.” diye konuşuyor.

“Kutsal Topraklara Seyahat: Hac” fotoğraf albümünün sahibi Mehmet Biber, kutsal toprakların farklı bir havası olduğunu ve bunun fotoğrafa da yansıdığını ifade ediyor. Biber, 7 ayrı seferden ortaya çıkan albümdeki fotoğrafların her birinin dünyanın en önemli dergileri ve gazetelerinde hâlâ kullanıldığını belirtti. Mehmet Biber, “İlk hac seyahatim Alman Bunte içindi. Ardından Geo dergisi hacca gönderdi. Geo’dan gören Stern ve son olarak National Geographic için gittim. Benim en sevdiğim fotoğraflar hac fotoğraflarıdır.” diyerek kutsal topraklara yaptığı seyahatleri özetliyor.

Elindeki yüz binlerce fotoğrafı dijital ortama aktarmaya çalışan Mehmet Biber, Ajans Biber’in tüm dünyanın emrinde olduğunu ve kısa bir süre sonra internet ortamında herkesin hizmetinde olacağını da söyledi. Özellikle spor fotoğrafı çekmeyi sevdiğini belirten Biber, taşıdığı ağır makineler yüzünden iki bel ameliyatı geçirmiş. Fotoğraf çekmeye devam eden Mehmet Biber, kendisinin biraz fazlaca mütevazı davrandığını; fakat bu meslekte, insanın kıymetini ancak kendisinin bileceğini bilerek buna göre davranmak gerektiğini söylüyor. Sürekli gündemi takip etmek ve çok çalışmak gerektiğini belirten Mehmet Biber, her zaman bir amatör heyecanı yaşayarak işe devam ettiğini anlatıyor.

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
AYM'den CHP'nin "128 milyar dolar" iftirasına ret: Karar çıktı, yalan çöktü!
İsrail'de büyük Türkiye paniği: "İran'dan çok daha büyük ve stratejik bir tehdit"