Kaplan: Çocuk edebiyatı yoktur

Bir çok ödül sahibi olan ve şiirleri ünlü sanatçılarca bestelenen Sadettin Kaplan, özellikle çocuklara yönelik kitaplarıyla üretkenliğini sürdürüyor.

Kaplan: Çocuk edebiyatı yoktur
Kaplan: Çocuk edebiyatı yoktur
GİRİŞ 10.08.2009 11:42 GÜNCELLEME 10.08.2009 11:42

Ahmet Sarıkoç'un röportajı

> Edebiyat dünyasına ne zaman girdiniz?

> Girmiş miyim? Farkında değilim ama benim kendimce içinde mutlu olduğum bir dünyam var. Yazıp çizdiğim, okuyup anlamaya, anlayıp anlatmaya çalıştığım bir özge dünya bu…

> Sonra Tuba, Esra, Emre serileri.  Bu kitaplarla çocuklara neyi anlatmak istediniz?

> Bunlar onar kitaplık seriler. Tuba; ilköğretimin ilk iki sınıfı için, Esra; üç ve dördüncü sınıf, Emre ise beşinci sınıf yaş seviyesi ve müfredatı çerçevesinde hazırlanmış resimli kitaplardır. Bu onar kitabın seri adları, aynı zamanda kitaplarda anlatılan hikâyelerin kahramanlarının da adlarıdır. Anlatmak istediklerime gelince… Elbette geleceğimizi emanet edeceğimiz yarının teminatı olan çocuklarımıza vatan, millet, bayrak sevgisini, şanlı geçmişimizi, anne-baba sevgisini, insanlığı, var oluş gayemizi, kısaca bizi biz eden hasletlerimizin toplamını çocukların rahatça anlayıp özümseyeceği hikâyeler içinde sunmak istedim. Sanırım bunda başarılı da olduk. Sizler gibi bu kitaplarla büyüyenlerin bu konudaki samimi itirafları yanında, yine sizler gibi gençlerin söylem, eylem ve duruşlarından anlıyorum…

> Bu söyledikleriniz doğrultusunda çocuk edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz?

> “Çocuk Edebiyatı” diye bir şey yoktur diyorum. Çocuklara yönelik bir edebiyat vardır ki, bu çok önemlidir… Çocuklara yönelik edebiyat, bu edebiyatı küçümseyip “Çocuk Edebiyatı” diyen (deyim uygun düşerse) çoluk çocuğun üstesinden gelebileceği bir şey değildir… Çocuk; yürürken elimizden tutan, gülümserken güneşi serinleten, ağlarken arşı titreten ve yarınları terli avuçlarında taşıyan, yüreğinde onyüzbinmilyon sevgiyi tüy gibi taşıyabilen kocaman adamdır… Büyükler için yazdığım kitaplarda oldukça rahatım. Çünkü, onları tıpkı benim gibi boy ve beden solarak iri insanlar okuyacaktır. Bir dirhemlik hatamız, onların indinde de yine bir dirhem olarak kalacaktır. Oysa o engin gönüllü, düş ve hayalleri Kaf Dağı’nın ötesine uzanan çocuk dediğimiz büyük insanların terazisi bir başkadır. Bir dirhemlik hatamız, onların hassas terazilerinde tartılırken, binlerce türde özgül ağırlıklara bölünüp çarpılarak bin misli ağırlıkla günah hanemize yüklenecektir… İşte bu yüzden, çocuklar için yazdığım zaman kendi özümde yanar eririm… Bilmeden de olsa, o pırlanta yüreklere bir damlacık katran düşürüveririm endişesiyle bir suçlu gibi titrerim… Ülkemizde son yıllarda Çocuklara Yönelik Edebiyat üzerinde önemle durulduğunu görüyoruz. Ticarî amaçlarla birden bire çoğalan “Çocuk Kitapları Yayıncılığı”nın olumsuz etkileri bir yana, bu işi bilen yazarlar ve yine bu işe aşkla bağlı yayıncıları görmekle mutluyuz… Bana göre yerli yazarlarımızın ortaya koydukları eserler, yabancı yazarların sanat seviyelerinden hiç de aşağı değildir.

 Millî Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı gibi devlet kurumları okullar düzeyinde bu gibi eserlerin çocuklara ulaşmasındaki hizmetlerini biraz daha ileri seviyeye çıkarabilseler; çocuklar kadar güzel kitaplar, kitaplar kadar güzel çocuklarla daha sık ve daha çok buluşabilirler diye düşünüyorum… 

> Günümüzde çocuklar ve gençler pek okumuyor. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?  

> Bu sorunuzun birden çok cevabı vardır. Öncelikle eğitimdeki sistem, ders kitapları dışında çocuklarda okumaya zaman ve heves bırakmıyor gibi geliyor bana… Eğitimden çok öğretim söz konusudur. Teste dayalı, okul-dershane-yol… Çocukların bütün zamanı bu üçgen içinde geçiyor… Nerdeyse tüm ilköğretim okullarımız, hatta liseler, bazı istisnalar dışında çift tedrisat üzerine bina edilmiş durumda… Sabah yıldızıyla kalkan öğrenci, trafik keşmekeşi içinde servis, otobüs, tramvay gibi ulaşım araçlarında uykulu gözlerle sallana silkelene okuluna gidiyor. Saat 13.00 sularında yeniden yola düşen çocuk, evinde ayaküstü atıştırdığı iki lokmayı çiğneyerek yeni bir koşuya başlıyor. Dershane yolları… Ve Ülker yıldızıyla değil, ondan nice sonra doğuveriyor evinin kapısına… Ödevler… Kısa bir zaman çalabilirse bu koşturmacadan, belki biraz müzik ya da çizgi film keyfi yapabilir (mi?) Ama yine de aferin çocuklara ve gençlere. Ben tramvayda, belediye otobüslerinde ayaküstü çok da seçkin kitaplar okuyan gençleri gördükçe içimde büyük bir umut ve mut filizleniyor…

> Edebiyatın her türünde eserleriniz var. Çocuklara yönelik olanlar bir yana, büyükler için roman, hikâye, deneme, inceleme, araştırma ve şiir türünde bir çok kitabınız var. Siz bu çalışmaların neresindesiniz?

> Elbette içindeyim. Neresinde olacaktım ki?.. 

> Sormak istediğim o değil efendim. Hem nesir, hem şiir,.. Unutulmayan Sevdâlar serisinde çıkan yedi kitapla birlikte onbeşin üzerinde romanınız var. Romancı mısınız? Deneme türünde kitaplarınız var. Sonra hikâyeleriniz…

> Anladım… Bunca edebî tür içinde kendimi nereye koyduğumu soruyorsunuz… Ben kendimi şair kabul ediyorum. Eğer dikkatle incelediyseniz, romanlarımda da, denemelerimde ve hikâyelerimde de cümleler mısra haysiyeti taşır. Her cümle, hatta her kelime kendi sanat gücüm oranında bir musıki gibi bestelenir… İsterim ki, geleceğin mimarları olan siz değerli gençler, bizi bu yönümüz ve bu vasfımızla hatırlayasınız… Ancak, şunu hemen belirteyim ki; hangi türde yazıyorsam, o kisveyi giyinir, o türün hakkını vermeye gayret ederim. Tıpkı sizlerin her dersinize aynı titizlikle özenmeniz gibi…   

> Kitaplarınızdan biri  de “Yirminci Yüzyıl Türk Edebiyatında Beş Şair” Neden Beş Şair adını tercih ettiniz?

> Belli bir amacım yok. Ama belki sizler için rahmetli Tanpınar’ın “Beş Şehir” adlı “Şehrengiz” eserini çağrıştırabilir. Bunu başkaları da hatırlattı. Çağrıştırması da çok güzel… Ahmet Hamdi; “Beş Şehir” adlı o kıymetli eserinde İstanbul, Bursa, Konya, Erzurum ve Ankara’yı ele almış… Biz de: “Beş Şair” adlı naçiz eserimizde Tevfik Fikret, Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Nazım Hikmet ve Necip Fazıl gibi 20. Yüzyıl Türk Edebiyat semasının beş parlak yıldızından söz ettik. Onların birbirleriyle olan ilişkileri, kavgaları, sanatları hacimli bir kitapta toplandı. Tüm edebiyat öğrencilerinin bir başucu kitabı olarak yerini aldı. Bir de çok daha hacimli olarak hazırlamış olduğumuz  “Sultanların Şiirleri ve Şiirin Sultanları” adı altında şair padişahların hayatları, edebî kudretleri ve şiirlerinin o günkü dilden ve günümüz Türkçesi ile sadeleştirilmiş hallerini içine alan; ayrıca bilinen ilk Türk Şairi Arpıncır Tigin’den Kağızmanlı Hıfzı’ya kadar gelmiş geçmiş divan ve halk şairlerinin hayatlarını, eserlerinden örnekleri, edebi türleri, divan şiirindeki mazmunları çok geniş olarak ele aldığımız oldukça hacimli bir kitabımız daha var. Beş şair, bu kitabın bir tamamlayıcısıdır aslında. Yoksa sen bu kitabı okumadın mı?..  

> Şiirleriniz bestelendi, bunlardan da bahseder misiniz?

> Aklımda kaldığı kadarıyla, TRT repertuarında bulunan bestelenmiş şiirlerimizin bestekârları Cavit Ersoy, Engin Çır, Faruk Şahin, Alaaddin Şensoy... Ayrıca kasete okunan bestelenmiş şiirlerimizin bestekâr ve yorumcuları Hasan Sağındık ,Cem Karaca ve Mustafa Yıldızdoğan'dır. Mehmed'in Mektubu, Balacan, Handır Şarkılar, Ayşe Nine, Anadolu'da Niceler, vs. On-onbeş kadar var. Alioglu. Com.  İnternet sitesinde Balacan ve Mehmed'in Mektubu'nun seslendirilmiş şekli var.

> Üzerinde çalıştığınız bir eser var mı?

> Birden fazla dosya var… Ömrümüz böyle geçip gidecek…  

> Dünya klasiklerinden etkilendiğiniz kitaplar var mı? Bu kitaplarda sizi etkileyen öge nedir?

> Gençken etkilendiğimiz, bir şekilde bizi bir yerlerimizden yakalayıp sürükleyen yabancı ve Türk yazarlar olmuştur… Bunları büyük bir minnetle anıyorum. Burada tek tek saymanın da bir anlamı olacağını sanmıyorum… Ama beni etkileyen öge, o eserdeki eser sahibinin sanat kudretidir… Vadideki Zambak’ta Balzac’ı, Suç ve Ceza’da Dostoyevski’yi görür, onunla halleşirim… Çile’nin sayfalarında gezinirken Necip Fâzıl’ın o vakur çehresiyle karşılaşır, “poetika”sını anlamaya çalışırım. Kendi Gök Kubbbemiz’de, Yahya Kemal’in Rakofça Kırları’nın hür havasıyla gelişmiş mehabetli gövdesinden çağlayan şiir şelalesinin sesini dinlerim… Bilmem anlatabiliyor muyum?..

> İlk okul dönemlerinde kitap tercihiniz nelerden yana oldu? Bu tercihte büyükleriniz tavsiyelerini dinlediniz mi?

> Benim ilkokul dönemlerimde, “Başöğretmen”in odasındaki tahta dolabın içindeki birkaç piyes kitabının dışında kitap gördüğümüz mü vardı? Evimizde de, kim bilir kaçıncı yüz kez okuyarak ezberlediğim ve şiir bölümlerinin altına aynı tarzda dörtlükler yazmaya çalıştığım Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Arzu ile Kamber gibi halk hikâyeleri vardı. Ki, Unutulmayan Sevdalar Serisi içinde bunlarla aynı adı taşıyan ama tamamen telif olan yedi romanımız var… Bizim kitap tercih etme gibi bir lüksümüz olmadığı gibi, büyüklerimizin de tavsiye etme şansı ne yazık ki yoktu Ahmetçiğim…

> Sakız Çiğneyen Serçe ve Uçan Simitler adlı kitaplarınızı bana imzalamıştınız. Bu kitaplar benim ilk okuduğum kitaplardı. Peki sizin ilk okuduğunuz kitap ne idi? 

> Kerem ile Aslı… Ve bu tür kitaplar dışında ilk okuduğum kitap, hafızam beni yanıltmıyorsa “Kumlar Çiçeği” diye bir kitaptı. Ne yazık ki yazarını hatırlamıyorum… 

> Kültürümüzde Klasik kitapların yerini genç arkadaşlarımız için anlatır mısınız?

> Klasik kitaplardan muradınız nedir bilemem ama, eğer yabancı yazarların klasikleşmiş eserlerinden söz ediyorsanız; burada eseri tercüme eden ve bu tercüme eseri yayınlayan yayıncı önemlidir… Özellikle klasik eserler ve yüz temel eser gibi bir furyada önüne gelen kitap yayınladı… Aynı yazarın, aynı eseri değişik yayıncılar ve çevirmenler sayesinde yazarının bile tanıyamayacağı bir hüviyete büründü… Hele Türk yazarlarının eserleri, sözde sadeleştirme uğruna tüm edebî sanatlarından sıyrılıp, yazarının kemiklerini sızlatacak hale getirildi. Tüm bunlarda amaç tamamen hoyrat bir ticari anlayıştır… Bence gençler, kütüphanelere giderek, mesela Ömer Seyfettin’in hiç değilse “sadeleştirilmemiş” bir eserini okumaya çalışmalıdır diye düşünüyorum…

> Yazmak isteyen arkadaşlarımız için tavsiyeleriniz nelerdir?

> Ne tavsiyem olacak? Bu çileye talip olan varsa, hiç durmasın yazmaya başlasın… Sanat, bardaktan taşan ilk damlayla başlar. Önce çok okuyarak o bardağı doldurmalıyız. Sonra, sonra taşacak damlalar sanatımızı oluşturacaktır… Gençlerimizden her zaman umutluyum… 

(www.sanatalemi.net)

YORUMLAR 1
  • RAMAZAN AYDIN 16 yıl önce Şikayet Et
    Tek kelimeyle, "aferin".... Sevgili Ahmet, Saadettin Kaplan'la yaptığın röportaj çok güzel olmuş, aferin. Eminim, ileride çok dah güzellerini yapacaksın. Güzel yazmak için gerekli olan sermaye, ancak çok okumaklar elde ediliyor. Yeni röportajlarını bekliyoruz...
    Cevapla
DİĞER HABERLER
Ev sahibi olmak isteyenler dikkat! Bankaya ilk giden anahtarı kapıyor!
İYİ Parti’den istifa eden Ersin Beyaz, AK Parti’ye katıldı