Türk sosyolojisine eleştirel bir katkı

Akademisyen Yazar Yasin Aktay, Türkiye'de sadece yüzyıllık mazisi olan sosyoloji camiasının sayısı oldukça kabarık bir camia olduğuna dikkat çekiyor ve camianın yeterli sosyoloji yapıp yapmadığını sorguluyor...

Türk sosyolojisine eleştirel bir katkı
Türk sosyolojisine eleştirel bir katkı
GİRİŞ 06.09.2010 17:53 GÜNCELLEME 06.09.2010 17:53

Gazete okurlarının Yeni Şafak sütunlarındaki köşe yazılarından, Sosyoloji meraklılarının Akademik makalerinden ve konferaslardan tanıdığı akademisyen yazar Ya­sin Ak­tay'ın "Türk Sosyolojisine Eleştirel Bir Katkı" adlı eseri Küre yayınlarından okurlarla buluştu.

1990’da OD­TÜ Sos­yo­lo­ji Bö­lü­mü’nden me­zun ol­du. Ay­nı bö­lüm­de 1993’te “Po­li­ti­cal and In­tel­lec­tu­al Dis­pu­tes on the Aca­de­mi­sa­ti­on of Re­li­gio­us Know­led­ge” baş­lık­lı tez­le yük­sek li­san­sı­nı ve 1997’de “Body, Text, Iden­tity: Is­la­mist Dis­co­ur­ses of Aut­hen­ti­city in Mo­dern Tur­key” baş­lık­lı ça­lış­ma­sıy­la da dok­to­ra­sı­nı ta­mam­la­dı. Prof. Dr. Ak­tay, ha­len, 1992 Ey­lül’ün­de araş­tır­ma gö­rev­li­si ola­rak baş­la­dı­ğı S­elçuk Üni­ver­si­te­si Sos­yo­lo­ji Bö­lü­mü’nde öğ­re­tim üye­si ola­rak aka­de­mik ça­lış­ma­la­rı­nı sür­dür­mek­te­dir. Ay­nı za­man­da Stra­te­jik Dü­şün­ce Ens­ti­tü­sü’nün baş­kan­lı­ğı­nı ve ens­ti­tü bün­ye­sin­de ya­yın­lan­mak­ta olan Stra­te­jik Dü­şün­ce der­gi­si­nin Ge­nel Ya­yın Yö­net­men­li­ği’ni yü­rüt­mek­te­dir. Yur­ti­çi ve yurt­dı­şın­da bir­çok der­gi­de ma­ka­le­le­ri ya­yın­la­nan, Bryan S. Tur­ner, Mu­ham­med Ar­ko­un ve Ira La­pi­dus gi­bi isim­ler­den çe­vi­ri­le­ri bu­lu­nan Ak­tay’ın ki­tap­la­rın­dan ba­zı­la­rı şun­lar­:

Ön­ce Söz Var­dı: Yo­rum­sa­ma­cı­lık Üze­ri­ne Bir De­ne­me (A. Top­çu­oğ­lu ve E. Gö­ka ile); Po­st­mod­ernizm ve İs­lam, ­Kü­res­ell­eşme ve Or­yan­ta­lizm (A. Top­çu­oğ­lu ile); Türk Di­ni­nin Sos­yo­lo­jik İm­kâ­nı: Ale­vi­lik ve İs­lam Pro­tes­tan­lı­ğı; Din Sos­yo­lo­ji­si (M. Emin Kök­taş ile); Mo­dern Tür­ki­ye’de Si­ya­si Dü­şün­ce: İs­lam­cı­lık (6. Cilt Edi­tö­rü); Kü­re­sel Kent­leş­me: Kon­ya Ör­ne­ği; Kor­ku ve İk­ti­dar: Komp­lo Üre­ti­mi ve Elit Ta­hak­kü­mü.

Yazarın eserine yazdığı önsöz, kitabın neden kaleme alındığını ve içeriğinin nasıl oluşturulduğunu dile getirmeye yetiyor. Biz de kitaptan sizlere göz kirası olarak bu bölümü sunuyoruz:

Tür­ki­ye’de ilk sos­yo­lo­ji kür­sü­sü­nün res­men ku­ru­lu­şu­nun üze­rin­den yüz­yıl­lık bir sü­re geç­miş bu­lu­nu­yor. Bu uzun ta­ri­hî geç­mi­şi­ne rağ­men, baş­ta Cum­hu­ri­ye­tin ilk yıl­la­rın­dan iti­ba­ren ya­şa­nan dö­nem­sel ko­puş­lar, ar­dın­dan da 1940’lı yıl­lar­da DTCF’nde ya­şa­nan tas­fi­ye ve 27 Ma­yıs İh­ti­la­li son­ra­sın­da Hil­mi Zi­ya Ül­ken gi­bi bir is­min İÜ Sos­yo­lo­ji kür­sü­sün­den ay­rıl­mak zo­run­da bı­ra­kıl­ma­sı gi­bi olay­lar ne­ti­ce­sin­de Türk sos­yo­lo­ji­si, üni­ver­si­te sis­te­mi­ne er­ken bir ta­rih­te dâ­hil ol­ma­nın avan­taj­la­rın­dan ya­rar­la­na­ma­dı.

Tek par­ti dö­ne­min­de sos­yo­lo­ji­ye yük­le­nen res­mi ide­olo­jik mis­yo­nun sos­yo­lo­ji­nin ken­di adı­na ge­li­şi­mi­ne bü­yük bir ket vur­muş ol­du­ğu bi­li­nen bir ger­çek­tir. Da­ha son­ra­ki yıl­lar­da da sos­yo­lo­ji uzun yıl­lar si­ya­set­le olan iliş­ki­si, spe­kü­la­tif-teo­rik bir ni­te­li­ğe sa­hip ol­mak­la aşı­rı am­pi­riz­me rağ­bet et­mek ara­sın­da­ki ge­ri­lim ve yer­li­lik ile it­hal dü­şün­ce ara­sın­da­ki ge­ri­lim hat­la­rın­da kal­mış, bu hat­lar­da şe­kil­len­miş­tir. Bü­tün bu hat­lar­da bir Türk sos­yo­lo­ji­sin­den ne öl­çü­de bah­se­di­le­bi­le­ce­ği her za­man bir tar­tış­ma ko­nu­su ol­muş­tur. Çün­kü bir di­sip­lin ola­rak sos­yo­lo­ji­nin sı­nır­la­rı, so­run­la­rı ve il­gi alan­la­rı Ba­tı­lı bir çer­çe­ve­de şe­kil­len­miş­tir.

Türk Sosyoloji Tarihine Eleştirel Bir Katkı

Arka Kapak yazısı:

Sosyoloji her şeyden önce bir bilgi disiplinidir ve bütün bilim disiplinleri gibi kendi ilgi alanlarını da bir şekilde belirler hangi sorunlarla boğuşa¬cağını, hangi kavramlarla düşüneceğini, hangi konuya el atacağını ve bu esnada hangi tür bilginin doğru veya yanlış sayılacağının kriterlerini de belirleme eğilimine sahiptir bu yönüyle sosyoloji, her şeyden önce avrupa'da son îkî-üçyüz yıl içinde ortaya çıkmış olan sanayileşme-kentleşme tecrübesinin yarattığı yeni toplumsal ilişkileri yine batılı bir çerçevede inceleyen bir disiplindir.

Bugün türkiye'de sosyoloji yüzyıllık bir tecrübeye sahip ve gittikçe artan sayıdaki sosyoloji bölümleriyle birlikte oldukça kalabalık bîr camia haline geldi. Ancak bu sosyolojik bilginin ve camianın yeterli bîr sosyolojisinin yapılıyor oldügü anlamına gelmez: sosyolojik bilgi bizi kendi gerçekliğimize daha fazla mı yaklaştırıyor yoksa bu alanda üretilen bilgiler sonucunda gerçeklikle aramıza teorinin kalın duvarlarını mı örüyoruz?Elinizdeki kitapta yer alan yazılar, türkiye'de belli kurumsal ve nicel özelliklere sahip sosyolojik bilginin kendisi üzerindeki düşünme denemelerinden oluşuyor ve türk sosyolojisinin öz'eleştirisîne bîr katkı olarak değerlendirilmeyi umuyor

Küre Yayınları:  0212 520 66 41 www.kure yayinari.com

Sos­yo­lo­ji her şey­den ön­ce bir bil­gi di­sip­li­ni­dir ve bü­tün bi­lim di­sip­lin­le­ri gi­bi ken­di il­gi alan­la­rı­nı da bir şe­kil­de be­lir­le­mek du­ru­mun­da­dır. Han­gi so­run­lar­la bo­ğu­şa­ca­ğı­nı, han­gi kav­ram­lar­la dü­şü­ne­ce­ği­ni, han­gi ko­nu­ya el ata­ca­ğı­nı ve bu es­na­da han­gi tür bil­gi­nin doğ­ru ve­ya yan­lış sa­yı­la­ca­ğı­nın kri­ter­le­ri­ni de be­lir­le­me eği­li­mi­ne sa­hip­tir. Bu açı­dan da dü­şü­nül­dü­ğün­de, sos­yo­lo­ji, her şey­den ön­ce Av­ru­pa’da son iki-üç­yüz yıl için­de or­ta­ya çık­mış olan bir sa­na­yi­leş­me-kent­leş­me ve­ya mo­dern­leş­me-kü­re­sel­leş­me tec­rü­be­si­nin ya­rat­tı­ğı ye­ni top­lum­sal iliş­ki­le­ri yi­ne Ba­tı­lı bir çer­çe­ve­de an­la­ma­ya ve­ya an­lam­lan­dır­ma­ya ça­lı­şan bir di­sip­lin­dir.

An­cak di­ğer bü­tün di­sip­lin­ler gi­bi, Ba­tı­lı­laş­ma­nın mo­dern­leş­me üze­rin­den dün­ya­nın ge­ri ka­lan kıs­mı­na ya­yıl­ma­sıy­la bir­lik­te, sos­yo­lo­jik dü­şün­me bi­çi­mi di­ğer ül­ke­ler ta­ra­fın­dan bir şe­kil­de iç­sel­leş­ti­ril­me­ye baş­lan­dı. Bu­nun an­la­mı, Ba­tı­lı bir bağ­lam­da or­ta­ya çık­mış olan özel so­run­la­rın bir şe­kil­de bü­tün dün­ya­nın so­run­la­rı gi­bi dü­şü­nül­me­ye baş­lan­ma­sı ol­muş­tur. Bil­gi dü­zen­le­ri, bi­lim di­sip­lin­le­ri sa­de­ce be­tim­le­yi­ci bir iş­lev yü­rüt­mez­ler. On­lar ay­nı za­man­da dün­ya­yı in­şa da eder­ler. Bu yüz­den Ba­tı­lı bir çer­çe­ve­de or­ta­ya çık­mış sos­yo­lo­jik te­ori­le­rin hep­sin­de dün­ya­yı yi­ne Ba­tı­lı bir ba­kış açı­sıy­la in­şa et­me eği­li­mi var­dır. Mic­hel Fo­uca­ult’un da çok iyi ışık tut­tu­ğu gi­bi, bil­gi di­sip­lin­le­ri­nin bu ya­nı esa­sen çok ko­lay ka­çı­nı­la­bi­le­cek bir şey de de­ğil­dir.

Av­ru­pa­lı bir bağ­lam­da or­ta­ya çık­mış olan sos­yo­lo­ji di­sip­li­ni­nin Tür­ki­ye’ye uyar­lan­ma im­kân­la­rı­nı sor­gu­la­mak Türk sos­yo­lo­ji­si­nin her za­man önem­li il­gi alan­la­rın­dan bi­ri ol­muş­tur. Ge­nel­lik­le alı­şıl­dık bir bi­çim­de Zi­ya Gö­kalp ve Prens Sa­ba­hat­tin’le ve bu iki­si­nin ara­sın­da ge­çen bir tar­tış­ma ola­rak baş­la­tı­lan Türk sos­yo­lo­ji ta­ri­hi­nin ilk dö­ne­mi­nin si­ya­set­le olan iliş­ki­si dik­kat çe­ki­ci­dir. Si­ya­set ve sos­yo­lo­ji ara­sın­da­ki iliş­ki­nin Tür­ki­ye’ye öz­gü ta­ri­hi de Türk sos­yo­lo­ji­si­nin şe­kil­len­me­sin­de önem­sen­me­si ge­re­ken önem­li bir nok­ta­dır. 

Sos­yo­lo­ji bir yan­dan nes­nel­ci, po­zi­ti­vist bir tek­nik-bi­lim-mes­lek ala­nı ol­ma bas­kı­sı al­tın­da tu­tul­muş­tur. Fa­kat öte yan­dan sos­yo­lo­ji­nin ha­tır­lan­ma­sı ge­re­ken bir ger­çe­ği da­ha var­dır: Sos­yo­lo­ji­nin en ba­şa­rı­lı ör­nek­le­rin­de, ha­len bü­tün sos­yo­lo­jik te­ori­le­re yön ve­ren pa­ra­dig­ma­la­rın­da dün­ya-kur­ma id­dia­sı, ya­ni si­ya­si is­te­mi hiç­bir za­man ek­sik ol­ma­mış­tır. Bu­gün sos­yo­lo­jik te­ori­le­re yön ve­ren Marx ya da Durk­he­im gi­bi sos­yo­lo­ji­nin ön­cü­le­ri­nin nes­nel bi­lim yap­mış ol­duk­la­rı­nı söy­le­mek zor­dur. Bu yar­gı­mı­zı, sos­yo­lo­ji­nin di­ğer ön­cü­le­ri­ni de kap­sa­ya­cak şe­kil­de ge­niş­let­me­miz müm­kün­dür. Bu du­rum Tür­ki­ye’de de ay­nı şe­kil­de de­vam et­miş­tir. Adın­dan söz et­ti­ren ve sos­yo­lo­ji­de iyi-kö­tü bir ge­le­nek oluş­tu­ra­bi­len isim­ler, ay­nı za­man­da mes­lek­le­ri­ni si­ya­si is­tem­le­riy­le kay­naş­tı­ra­bil­miş isim­ler­dir. Bu du­rum ön­ce­lik­le sos­yo­lo­ji­de Ha­ber­mas’ın de­yi­miy­le bil­gi oluş­tu­ru­cu bir is­tem ola­rak, ya­ni si­ya­si bir is­tem ola­rak öz­gür­le­şim ile an­la­ma­cı ve­ya açık­la­ma­cı bir is­tem ola­rak bi­lim ara­sın­da­ki den­ge­yi kur­ma­nın sa­nıl­dı­ğı ka­dar ko­lay ol­ma­dı­ğı­nı an­la­tır.

Bu­gün Tür­ki­ye’de sos­yo­lo­ji yüz­yıl­lık bir tec­rü­be­ye sa­hip­tir. Ay­nı za­man­da git­tik­çe ar­tan sa­yı­da sos­yo­lo­ji bö­lü­mü ile bir­lik­te ol­duk­ça ka­la­ba­lık bir ca­mi­a ha­li­ne gel­miş­tir. 1980’le­re ka­dar Tür­ki­ye sos­yo­lo­ji­si hak­kın­da ko­nuş­ma­mız ge­rek­ti­ğin­de bel­ki yet­miş-sek­sen yıl­lık bir tec­rü­be hak­kın­da ko­nuş­ma­mız ge­re­ki­yor­du, an­cak bu tec­rü­be­ye mu­ka­bil sa­yı­sı ol­duk­ça dar bir aka­de­mis­yen ke­si­min­den bah­se­di­le­bi­lir­di. Çün­kü hem bö­lüm sa­yı­sı, hem de bu bö­lüm­ler­de­ki ör­gen­ci ve ho­ca sa­yı­sı ol­duk­ça az­dı. Bu­gün ise Tür­ki­ye’de 43’ü dev­let ve 20’si va­kıf üni­ver­si­te­sin­de ol­mak üze­re 63 sos­yo­lo­ji bö­lü­mü bu­lu­nu­yor. Bu bö­lüm­le­rin öğ­ren­ci kon­ten­ja­nı yıl­da top­lam (2008 ÖSYM so­nuç­la­rı­na gö­re) 2838’dir. Si­ya­set bi­li­mi, ila­hi­yat fa­kül­te­si, ik­ti­sat, Hu­kuk ve sa­ir bö­lüm­ler­de­ki sos­yo­lo­ji alt bö­lüm­le­ri ve sa­yı­la­rı 15’i bu­lan Sos­yal Bi­lim­ler li­se­le­ri de göz önün­de bu­lun­du­rul­du­ğun­da sos­yo­lo­jik bil­gi­nin ol­duk­ça ge­niş bir ca­mia­ya ulaş­tı­ğı, ek­me­ği­ni biz­zat sos­yo­lo­ji mes­le­ğin­den ka­za­nan ge­niş bir ke­si­min oluş­muş ol­du­ğu gö­rü­le­bi­lir. Bu ge­niş in­san kay­na­ğı sos­yo­lo­jik bil­gi­nin üre­til­me­si­ni de be­ra­be­rin­de ge­tir­mek­te­dir. 1984 yı­lın­da Sos­yal Bi­lim­ler Der­ne­ği’nin bir top­lan­tı­sın­da o za­ma­na ka­dar ya­pıl­mış bü­tün sos­yo­lo­jik ça­lış­ma­la­rın bir tür li­te­ra­tür sa­yı­mı­nı yap­mış olan Ba­hat­tin Ak­şit, 15-20 say­fa için­de bu li­te­ra­tü­rün sa­yı­mı­nı ta­mam­la­ya­bil­miş­ti. Oy­sa gü­nü­müz­de sos­yo­lo­jik içe­rik­li tez, ki­tap, ma­ka­le ve söy­le­şi ya­yı­nı­nın ko­lay ko­lay tü­ke­ti­le­me­ye­cek bir aşı­rı ço­ğal­ma­sıy­la kar­şı kar­şı­ya­yız. Bir yan­dan aka­de­mik for­mat­ta ya­pı­lan tez­ler, di­ğer yan­dan aka­de­mi-dı­şın­da ya­pıl­mış sos­yo­lo­jik ni­te­lik­li ça­lış­ma­lar­la bir­lik­te ar­tık sos­yo­lo­jik bil­gi­nin en azın­dan ni­cel üre­ti­min­den yok­sun ol­ma­dı­ğı­mız söy­le­ne­bi­lir.

Ne var ki bu sos­yo­lo­jik bil­gi­nin ve ca­mia­nın ye­ter­li bir sos­yo­lo­ji­si­nin ya­pı­lı­yor ol­du­ğu ay­nı öl­çü­de söy­le­ne­mez. Sos­yo­lo­jik bil­gi ar­tan bir bi­çim­de üre­til­mek­te ama bu bil­gi­nin ken­di­si hak­kın­da­ki bil­gi o ka­dar da ya­pıl­ma­mak­ta­dır. Oy­sa sos­yo­lo­ji­nin ayırt edi­ci va­sıf­la­rın­dan bi­ri­si onun bi­lim nes­ne­le­ri ara­sı­na biz­zat ken­di­si­ni de ko­ya­bil­me­si, ya­ni dü­şü­nüm­sel bir ni­te­li­ğe sa­hip ol­ma­sı­dır. Sos­yo­lo­jik bil­gi bi­zi ken­di ger­çek­li­ği­mi­ze da­ha faz­la mı yak­laş­tı­rı­yor, yok­sa bu alan­da üre­ti­len bil­gi­ler so­nu­cun­da ger­çek­lik­le ara­mı­za te­ori­nin ka­lın du­var­la­rı­nı mı örü­yo­ruz? Bu so­ru­yu di­sip­li­nin ken­di­si mi so­rar yok­sa bu so­ru di­sip­li­ne men­sup in­san­la­rın sı­ra dı­şı bir il­gi­sin­den mi kay­nak­la­nır? Kuş­ku­suz her bi­lim di­sip­li­ni için­de bu sı­ra dı­şı va­sıf­la­ra sa­hip in­san­lar çı­ka­bi­lir, an­cak sos­yo­lo­ji­nin bir yan­da da ku­rum­sal an­lam­da men­sup­la­rı­nı bu sor­gu­la­ma­ya teş­vik eden özel il­gi­le­ri­ni kay­det­mek ge­re­ki­yor.

Bu ki­tap­ta yer alan ya­zı­lar Tür­ki­ye’de bel­li ku­rum­sal ve ni­cel özel­lik­le­re sa­hip olan sos­yo­lo­jik bil­gi­nin ken­di­si üze­rin­de­ki dü­şün­me de­ne­me­le­rin­den olu­şu­yor. Hep­si bir ara­da dü­şü­nül­dü­ğün­de bi­le bir Türk sos­yo­lo­ji­si ta­ri­hi ola­rak ele alın­mak­tan uzak­tır, an­cak bu hal­le­riy­le ma­ka­le­ler Türk sos­yo­lo­ji­si­nin öz-eleş­ti­ri­si­ne bir kat­kı ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­yi umu­yor. Türk sos­yo­lo­ji­si, öz-dü­şü­nüm­sel­li­ği­ni art­tır­dık­ça di­ğer araş­tır­ma nes­ne­le­ri hak­kın­da üre­te­ce­ği bil­gi­nin ge­çer­li­li­ği ve gü­ve­ni­lir­li­ği­nin da­ha bir far­kı­na va­ra­cak­tır. 

“Türk Sos­yo­lo­ji­si­nin Öz-dü­şü­nüm­sel­li­ği­ne Kat­kı” baş­lık­lı bi­rin­ci ya­zı bu amaç­la si­ya­set ve sos­yo­lo­ji­nin ek­lem­len­di­ği nok­ta­la­ra de­ğin­mek­te­dir. Di­sip­li­ni her tür­lü si­ya­set­ten ve öz­nel­lik­ten uzak tut­ma id­dia­sı ta­şı­yan sos­yo­lo­jik ça­lış­ma­la­rın içer­di­ği na­if­lik gös­te­ri­lir­ken hem Ba­tı’da hem de Tür­ki­ye’de şu ana ka­dar kay­da de­ğer bü­tün sos­yo­lo­jik tez­le­rin so­nu­na ka­dar si­ya­set­le içi­çe­li­ği­ne dik­kat çe­kil­mek­te­dir. Bu bağ­lam­da sos­yo­lo­ji­nin si­ya­set­siz­leş­ti­ril­me­si gi­ri­şim­le­ri­nin en azın­dan yön­tem­sel ola­rak ufuk­la­rı­nın ne ola­bi­le­ce­ği­ne da­ir çı­kar­sa­ma­lar­da bu­lu­nul­mak­ta­dır.

Mu­hay­yi­le bi­lim­le bağ­da­şır mı? Ya­kın za­man­la­ra ka­dar bu so­ru­ya kuş­ku­suz olum­lu ce­vap ve­ri­le­bi­lir­di. Oy­sa mu­hay­yi­le bu­gün her tür­lü bi­lim et­kin­li­ği­nin en önem­li iti­ci mo­ti­vas­yon­la­rın­dan bi­ri ka­bul edi­li­yor. Ay­nı du­rum sos­yo­lo­ji söz ko­nu­su ol­du­ğun­da en azın­dan 1950’ler­de C. Wright Mills’in Sos­yo­lo­jik İm­ge­lem isim­li ese­rin­den son­ra bi­raz da­ha aşi­na bir tar­tış­ma­ya işa­ret eder. “Sos­yo­lo­ji­nin Yi­tik İm­ge­le­mi” baş­lık­lı ma­ka­le­de sos­yo­lo­ji­yi her tür­lü de­ğer­len­dir­me­den ve mu­hay­yi­le­den uzak tut­ma­ya ça­lı­şan na­if gi­ri­şim­le­rin bir eleş­ti­ri­si ya­pıl­mak­ta ve sos­yo­lo­ji­nin bu na­if nes­nel­ci bas­kı­la­rın al­tın­da mu­hay­yi­le­ci-im­ge­lem­ci ni­te­li­ği­ni bü­yük öl­çü­de yi­tir­miş ol­du­ğu an­la­tıl­mak­ta­dır.

“Türk Dü­şün­ce­sin­de Ka­yıp Hal­ka: Si­ya­sal” baş­lık­lı üçün­cü bö­lüm­de de ön­ce­lik­le bir Türk dü­şün­ce­si­nin var­lık im­kân­la­rı de­ğer­len­di­ril­mek­te, ar­dın­dan si­ya­sal kav­ra­mı­nın bi­lim­sel li­te­ra­tür­de hor ve ha­kir gö­rül­me­si­nin zi­hin­sel ar­ka pla­nı ir­de­len­mek­te­dir. Si­ya­sa­lı aşa­ğı­la­yan, onu ha­ya­tın dı­şı­na it­me­ye ça­lı­şan ve bu­nu bü­yük öl­çü­de ba­şa­ra­bi­len de­ği­şik zi­hin­sel stra­te­ji­ler bu bö­lüm­de sı­ra­lan­mak­ta­dır. Si­ya­se­ti ba­zen da­ha faz­la ya­pı­yor gi­bi gö­rü­nen ama yap­tı­ğı­nın as­lın­da si­ya­sa­lı ha­yat­tan kov­mak­tan baş­ka bir an­lam ifa­de et­me­yen pa­ra-po­li­tik, arc­he-po­li­tik, ul­tra-po­li­tik ve an­ti-po­li­tik tu­tum­lar­dan ör­nek­ler­le si­ya­sa­lın bir tür ia­de-i iti­ba­rı de­ne­ni­yor.

Dör­dün­cü bö­lüm­de Türk sos­yo­lo­ji­si için­de bir ge­nel­le­me­ye yol aç­ma­ma­ya dik­kat ede­rek, ama bir sos­yo­lo­jik por­tre de­ne­me­sin­den sos­yo­lo­ji­nin bir kul­va­rı­nın, bel­ki de bir pa­ti­ka­sı­nın ge­li­şi­mi an­la­tıl­mak­ta­dır. Ken­di­ni İs­tan­bul Üni­ver­si­te­si’nde ya­pı­lan teo­rik-spe­kü­la­tif ni­te­lik­li bir sos­yo­lo­ji­ye kar­şı da­ha am­pi­rik bir sos­yo­lo­ji id­di­asıy­la ta­nım­la­yan Mü­bec­cel Kı­ray’ın OD­TÜ’de te­sis et­ti­ği sos­yo­lo­ji ge­le­ne­ği­nin ge­li­şi­mi­ni Ba­hat­tin Ak­şit ör­ne­ği üze­rin­den iz­le­mek müm­kün ola­bi­lir. Ak­şit ör­ne­ği ile hem am­pi­riz­min hem de Mark­sist sos­yo­lo­ji çiz­gi­si­nin Türk sos­yo­lo­ji­si­ne na­sıl bir kat­kı­da bu­lun­du­ğu ve bu kat­kı­nın ne­re­ye doğ­ru ge­liş­ti­ği so­mut­luk ka­zan­mak­ta­dır. O yüz­den bu bö­lü­mün salt bir Ak­şit por­tre­si ol­mak­tan öte bir bağ­la­mı ol­du­ğu­nu söy­le­mem ge­re­ki­yor.

“En­te­lek­tü­el ve Ce­ma­at” baş­lık­lı ya­zı­nın ko­nu­su sos­yo­log­lar­la de­ğil, bel­ki sos­yo­log­la­rın da bir par­ça­sı ol­duk­la­rı en­te­lek­tü­el ha­yat­la il­gi­li­dir. En­te­lek­tüe­lin bir ce­maa­te men­sup ol­ma­sı müm­kün mü­dür? Bir ce­maa­te men­sup ol­mak en­te­lek­tü­el­li­ğe bir ha­lel ge­ti­rir mi? En­te­lek­tü­el, ce­ma­at ku­rup in­san­la­rı pe­şin­den koş­tu­rur mu? Türk sos­yo­lo­ji­sin­de ken­di­ne ce­ma­at kur­muş isim­ler bu­nu han­gi va­sıf­la­rıy­la ya­par­lar? Güç­lü dü­şün­ce­le­rin­den do­la­yı mı, yok­sa kur­duk­la­rı ce­ma­at mi dü­şün­ce­le­ri­ne bir güç-po­pü­ler­lik ka­zan­dır­mak­ta­dır? Bu so­ru­lar Tür­ki­ye’de sos­yo­lo­jik bil­gi­nin iti­ba­rı açı­sın­dan cid­di so­ru­lar sor­ma­mı­zı ve bu so­ru­lar et­ra­fın­da do­lan­ma­mı­zı ge­rek­li kıl­mak­ta­dır.

Erol Gün­gör hiç şüp­he­siz Türk sos­yo­lo­ji­si için­de hak et­ti­ği ye­ri ala­ma­mış bir dü­şü­nür­dür. Oy­sa kı­sa öm­rü­ne sığ­dır­dı­ğı çok de­ğer­li eser­le­ri onun Türk sos­yo­lo­ji­si­nin de­ğer­len­di­ril­me­sin­de özel bir ör­nek ha­li­ne ge­ti­ri­yor. Müm­taz Tur­han’ın sos­yal psi­ko­lo­ji çiz­gi­sin­den ge­len ve mil­li­yet­çi­lik­le İs­lam­cı­lı­ğın ek­lem­len­di­ği yer­de özel­lik­le son iki ki­ta­bıy­la (İs­lam’ın Bu­gün­kü Me­se­le­le­ri ve İs­lam Ta­sav­vu­fu­nun Me­se­le­le­ri) sos­yo­lo­jik li­te­ra­tü­re önem­li iki re­fe­rans ki­ta­bı ba­ğış­la­mış­tır. Bu re­fe­rans­la­rın ye­te­rin­ce tak­dir edil­di­ği ne ya­zık ki söy­le­ne­mez. Erol Gün­gör hak­kın­da­ki ya­zı ve dü­şün­ce­le­ri üze­ri­ne ya­pıl­mış olan bir te­le­viz­yon soh­be­ti­nin de­şif­re edil­miş met­ni, ona olan ve­fa bor­cu­mu­zun ifa­sı­na yö­ne­lik kü­çük bir gay­ret ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­li­dir. (Meh­tap TV’de Ba­hat­tin Ak­şit ve Veh­bi Ba­şer ile bir­lik­te yap­tı­ğı­mız bir soh­be­ti böy­le bir der­le­me­ye kat­ma fik­ri de­ğer­li öğ­ren­cim Fa­ruk Ka­ra­as­lan’a ait­ti. Prog­ra­mın de­şif­re­si­ni de ken­di­si yap­tı. Bir te­şek­kü­rü faz­la­sıy­la hak edi­yor.)

Ki­ta­bın son kıs­mın­da Ye­ni Şa­fak ga­ze­te­sin­de ya­yım­lan­mış iki sos­yo­log­la il­gi­li ta­zi­ye ve ka­mu­da sos­yo­log­la­rın is­tih­da­mı ile il­gi­li son du­ru­mu an­la­tan ya­zı­lar yer alı­yor.

Bu der­le­me ki­ta­bı oluş­tu­ran ya­zı­la­rın ta­ma­mı, da­ha ön­ce, çe­şit­li ya­yın or­gan­la­rın­da ya­yın­lan­mış­tı. Her ma­ka­le­nin so­nun­da, söz ko­nu­su ma­ka­le­nin ya­yım­lan­mış ol­du­ğu yer ya­yın ta­ri­hiy­le bir­lik­te zik­re­dil­miş­tir. Bu ve­si­ley­le Tez­ki­re, Di­van, Ye­ni Tür­ki­ye der­gi­le­ri­nin de­ğer­li yö­ne­ti­ci­le­ri­ne, En­te­lek­tü­el isim­li der­le­me­si do­la­yı­sıy­la Ke­nan Ça­ğan’a ve Tür­ki­ye’de Sos­yo­lo­ji baş­lık­lı kap­sam­lı der­le­me­nin edi­tö­rü Ça­ğa­tay Öz­de­mir’e şük­ran­la­rı­mı su­nu­yo­rum.

Bu ça­lış­ma­la­rın her bi­ri­si­nin ge­li­şi­min­de Sel­çuk Üni­ver­si­te­si Sos­yo­lo­ji Bö­lü­mü’nde­ki me­sai ar­ka­daş­la­rım ile öğ­ren­ci­le­ri­min gö­rü­nür-gö­rün­mez bir­çok kat­kı­la­rı ol­muş­tur. Bu­nu ken­di­le­ri­ne de bir se­lam ve te­şek­kür yol­la­ma ve­si­le­si say­ma­lı­yım.

Ya­sin Aktay

 Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz

YORUMLAR 2
  • djamel 15 yıl önce Şikayet Et
    Said, bu işler böyle ama:). Sosyoloji çocuk oyuncağı değil, tabi ki kendine has terminolojisi olacak, ama latince, ama arapça. araba motoruyla uğraşan adam dur şu terminolojiyi değiştireyim, latince kelamları türkçeye çevireyim diye uğraşmaz. çünkü bilim ve onun sonucu olan teknolojiyi kim üretirse terimleri koyma hakkı onundur.Behçet Syndrome diye bir şey var, Behçet hastalığı, bütün dünyada Behçet sendromu diye bilinir. bulan bilimadamı Türktür, biz bulduk diye Türkçe ad taktılar. yani türkçe olsun herşey diye kasmaya gerek yok.
    Cevapla
  • said 15 yıl önce Şikayet Et
    Sosyolojinin dili. Bir de şu sosyolojiyi felsefenin kavramlarından kurtaraydık. ne güzel iftariyelik hatta evladiyelik olurdu değil mi hocam?
    Cevapla
DİĞER HABERLER
Savaşın seyri değişti, altın fiyatları sert çakıldı: Yüzde 2 kayıpla 11 haftanın en düşüğü
Trump'tan İran'a son dakika müzakere çıkışı: Bedelini ödeyecekler!