International Crisis Group: Türkiye, Paris ve Abu Dabi'de alarm zillerini çaldırıyor

International Crisis Group'tan Hannah Armstrong tarafından kaleme alınan analizde, Türkiye'nin Afrika açılımı değerlendirildi.

International Crisis Group: Türkiye, Paris ve Abu Dabi'de alarm zillerini çaldırıyor
International Crisis Group: Türkiye, Paris ve Abu Dabi'de alarm zillerini çaldırıyor
GİRİŞ 01.08.2021 11:49 GÜNCELLEME 01.08.2021 11:54
Bu Habere 37 Yorum Yapılmış

International Crisis Group'tan Hannah Armstrong tarafından kaleme alınan analizde, "Ankara, Sahel başkentleriyle bağlarını güçlendiriyor, camiler, hastaneler inşa ediyor ve ihracat pazarları açıyor. Türkiye, dünya çapında yardım ve ticaret yoluyla siyasi ve ekonomik bağlar kuruyor" ifadeleri kullanıldı.

2005’i Afrika yılı” olarak ilan etmesinden bu yana Türkiye, dünya çapında yardım ve ticaret yoluyla kıta genelinde siyasi ve ekonomik bağlar kurdu. Bu hamleye öncülük eden Recep Tayyip Erdoğan, ilk olarak 2014 yılına kadar Türkiye başbakanı ve o zamandan beri cumhurbaşkanı olarak Afrikalı liderlerle ilişkiler geliştirdi, Türk şirketlerinin yeni pazarlara erişmesine yardımcı oldu ve Türkiye’yi yoğun bir şekilde Müslüman olan Afrika’da İslami kültürün koruyucusu olarak gösteren projeleri finanse etti.

Ankara, Afrika’da nüfuz kazanma çabalarında sadece Batılı devletleri değil, Arap devletlerini de geride bıraktı. Türkiye’nin varlığı, birçok batılı ve Körfez gücünün jeopolitik çıkarlarını tehdit ederek bölgedeki varlıklarını sarsıyor.

Sahel ülkelerindeki (Senegal, Moritanya, Mali, Burkina Faso, Nijer, Nijerya, Çad, Sudan, Eritre) Fransız liderliğindeki yaklaşım şimdiden sekteye uğradı. Fransa ile gergin bir ilişki içinde olan Türkiye’nin, bölgede kendisini alternatif bir güvenlik ortağı olarak sunması tansiyonu daha da yükseltebilir. Kasım 2020’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye’yi “sömürge sonrası kızgınlığı kullanmak” ile suçlayarak Fransa’nın Batı Afrika bağlarını baltalamakla suçladı.

Afrika'daki SAHEL Bölgesi

Türkiye’nin Sahel faaliyetleri şimdiye kadar esas olarak bir yumuşak güç projeksiyonu çalışması olmuştur. Ankara’nın bölgedeki faaliyetleri daha çok kalkınma desteği ve ticari angajmana odaklanmıştır. Türkiye ayrıca Nijer ile de bir savunma anlaşması imzaladı. Aynı zamanda, Somali’de büyük bir etki yaratmıştır. Türkiye ile Mısır ve bazı Körfez ülkeleri arasındaki gerilimleri bastırmaya yönelik son çabalar, Türkiye’nin daha geniş bir etkiye ulaşabileceğini gösteriyor. Batılı ülkeler Sahel’de rekabet etmek yerine, sorunlu bölgenin çıkarları için işbirliği yapmanın yollarını bulmalıdır.

YUMUŞAK GÜÇ

Türkiye’nin Sahel’de bulunma nedeni şu ana kadar öncelikle ekonomik görünüyor. Gerçekten de Ankara’ya göre bölgedeki başlıca önceliği ticareti genişletmek. Ancak bazı gözlemciler Türkiye’nin Somali’deki ve daha geniş Afrika Boynuzu’ndaki rolüne bakıyor ve Sahel’deki angajmanının ne kadar ileri gidebileceğini merak ediyor.

Türkiye’nin rakipleri, Somali ve Sudan gibi Müslüman Afrika ülkelerindeki artan varlığını genellikle ideolojik veya jeopolitik ağırlığını artırma arzusu olarak görüyor. Aslında bu algı tamamen yanlış değil. Ankara’nın 2011’de yıkıcı bir kıtlıkla karşı karşıya kalan Somalililere kapsamlı desteği, Türkiye’ye karşı bölgede muazzam bir sempati kazandırdı. Türkiye daha sonra bu nüfuzunu yerel müttefiklerin çıkarlarını desteklemek için kullandı.

Ankara, 2017 yılında Mogadişu’da, türünün Türkiye dışındaki en büyük eğitim üssü olan bir askeri üs açtı. Ayrıca Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun kilit noktalarına askeri güç aktarma stratejisi için kritik olan Mogadişu limanı gibi sağlam bir dayanak oluşturmayı başardı. Türkiye şu anda Somali’nin en etkili yabancı aktörlerinden biri ve birçok Somalilinin umut olarak gördüğü bir model.

Ankara bölgede birçok büyükelçilik açarken, dini ve siyasi elitleri etkilemenin yanı sıra zorluklarla mücadele eden nüfusların ihtiyaçlarına da hitap etmeye başladı. Örneğin Mali’de, ülkenin en güçlü dini derneği olan Mali Yüksek İslam Konseyi için başkentin lüks bir mahallesinde bir cami inşa etti ve eski Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita’nın memleketindeki bir camiyi rehabilite etti.

Nijer’in kuzeyindeki Agadez kentinde, Ulu Camii ve Aïr Sultanı’nın sarayını restore etti. Bu adımlar, Türkiye’nin bölgedeki tarihi bağlarını vurgulamasına da izin verdi. Aynı zamanda Türkiye; sağlık, su ve eğitim alanlarında çok ihtiyaç duyulan yardımlar yaptı. Hastaneler inşa etti ve küçük eyalet ve kasabalara mobil klinikler gönderdi. Türk Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA), Türk yardım kuruluşları ve STK’lar da kırsal kesimde yaşayanların dini eğitim ve suya erişimini iyileştirmek için adımlar attı.

Afrika’nın başka yerlerinde olduğu gibi yerel halk Türkiye projelerini memnuniyetle karşıladı. Bu faaliyetler Türk tüketim malları için yeni pazarların açılmasına yardımcı oldu ve Ankara’nın Türk inşaat, enerji ve madencilik şirketleri için sözleşmeleri güvence altına alma çabalarını hızlandırdı.

Türkiye’nin Sahel ile olan ticareti bölgeye Çin ve Fransa’nın yıllık yüz milyonlarca dolarlık ihracatına kıyasla hala küçük olsa da, son on yılda önemli ölçüde büyümüştür. Örneğin, Mali ile Türkiye arasındaki ticaret 2003’te sadece 5 milyon dolarken 2019’da 57 milyon dolara çıkarak on kattan fazla arttı.

Ayrıca sahra altı Afrika’nın başka yerlerinde olduğu gibi, Sahel’de de Türk şirketleri tipik olarak altyapıya odaklanıyor. Türk şirketleri Nijer’in Haziran 2019 Afrika Birliği zirvesine ev sahipliği yapmasında kilit rol oynayan yeni bir uluslararası havaalanı ve beş yıldızlı bir otel de dahil olmak üzere bir dizi projesini teslim etti. Mali ile Bamako’da metrobüs sistemi için bir anlaşma imzaladı.

SERT GÜÇ

Ankara, Sahel’de ticari fırsatları kovalarken, Türk yetkililer yatırımlarını korumak için askeri gücü gerekli gördüklerini söylüyorlar. Türkiye, bölgede güvenlik konusunda önce işbirlikçi bir yaklaşım benimsedi.

Ankara ayrıca G5 Sahel kuvvetine destek oldu ve ilk aşamada 5 milyon dolar destek verdi. Ankara ve Nijer gelecekte Türkiye’den Nijer’e doğrudan operasyonel destek için zemin hazırlayabilecek bir savunma anlaşması imzaladı.

Bu anlaşma; Fransa’nın Nijer’in kuzeyinde ve Libya sınırına yakın Madama üssünü  potansiyel olarak BAE’ye devredeceği raporlarının ortaya çıkmasından yalnızca bir yıl sonra sonuçlandırıldı. Türkiye-Nijer anlaşması Paris ve Abu Dabi’de alarm zillerini çaldı. Her iki başkent de bunu komşu Libya’daki Türk etkisini genişletmenin potansiyel bir yolu ve Türkiye’nin Somali’de olduğu gibi Nijer’de bir üs kurmayı umduğunun bir işareti olarak gördü.

REKABET Mİ İŞBİRLİĞİ Mİ?

Birçok Sahelli, Ankara’nın bölgeye hızla girmesini alkışlasa da, bazı Körfez Arap ve Batılı devletler olumsuz tepki verdi. Ankara’nın askeri nüfuzunu genişletmeye çalıştığı algısı, BAE’yi de rahatsız etti.

Batılı ortaklara gelince, onlar ekonomik bir rakip olarak Türkiye’den endişe duyuyorlar ve Türkiye’nin zaten yoğun bir şekilde askerileştirilmiş bölgede yeni iddialı duruşunu tehlikeli görüyorlar. Batılı diplomatlar Türk etkisini hem abartma hem de küçümseme eğilimindedir.

Örneğin bir Avrupalı ​​diplomat, Türkiye’nin Sahel’deki faaliyetlerini “saldırı” olarak nitelendiriyor. Aynı zamanda bu diplomat, Ankara’nın müdahalelerinin daha büyük bir stratejik planın parçası olmaktan çok fırsatçı olduğunu da belirtiyor.

Sahelliler arasında Türkiye için büyük iyi niyet birikmiş durumda. Pek çok ülke halkı Türkiye’yi Avrupa, Rusya veya Çin’den daha fazla ortak noktaları olan ve kazanacakları çok şey olabilecek güçlü bir uluslararası aktör olarak memnuniyetle karşılıyor. Türkiye’yi Avrupa Birliği veya Fransa’dan daha az baskıcı ve benzer çıkarlara sahip bir ortak olarak görme eğilimindeler.

En büyük tehlike, Ankara’nın varlığını genişletmeye devam etmesi ve böylece şimdiye kadar bölgesel katılımı nispeten sınırlı olan BAE gibi Körfez aktörlerini mücadeleye daha fazla katılmaya motive etmesidir.

Avrupalı ​​ortaklar Türkiye ile işbirliği yapma konusundaki isteksizliklerinin üstesinden gelmelidir. Ankara, Avrupa’nın desteklediği altyapı, kalkınma projeleri ve çok taraflı girişimlere katkıda bulunabilir. Etkisi Avrupa’nınkiyle örtüşen bir ülke ile Sahel’de işbirliği yapmanın potansiyel faydalarını göz önünde bulundurmalıdır…"

KAYNAK: M5
YAZDIR
YORUMLAR 37
  • Yozgatlı 1 ay önce Şikayet Et
    Kudursun köpekler biz yolumuza bakalım.türkiye yi küçük görenler tepeden bakanlar aslında bizim ne kadar güçlü olduğumuzun farkındalar ve her tür şirret işlere kalkışıyorlar ama evelsllah üstesinden gelecek güç kudretimiz var ,Allahın izniyle
    Cevapla
  • Fehmi 1 ay önce Şikayet Et
    1. Ve 2. Dünya savaşında kafirler gizlice dünya yönetimini pay etmişler türkiye suriye iraka giriyor ses abd den geliyor afrikaya libyaya giriyor ses fransadan geliyor
    Cevapla
  • Fatih'in Torunu 1 ay önce Şikayet Et
    Günaydın
    Cevapla
  • Yörük 1 ay önce Şikayet Et
    BAE gibi bir tasmalı eniğin adının bile Türkiye gibi bir devletin olduğu yerde adının geçmesi bile ülkemize karşı haksızlık olur..
    Cevapla
  • Vatandaş 1 ay önce Şikayet Et
    Ankarada anaparak hedeflerini de CHP yapti degilmi sizin kalbiniz de ruhunuzda bozuk ve kirli
    Cevapla
  • Hüseyin ULUÇAY 1 ay önce Şikayet Et
    70 yıldır CHP ne yaptı?
    Cevapla
  • ne demezsin 1 ay önce Şikayet Et
    Tabi canım CHP liler de zaten sütten çıkmış ak kaşık. Türkiye aleyhinde ne kadar şer odağı varsa onlara gönüllü uşaklık etmelerinden belli oluyor. Türkiye lehine bir iş yaptıklarını göremezsin alayının.
    Cevapla
  • Sadri Kayi 1 ay önce Şikayet Et
    Bu günkü iktidarı eleştirenler, ya inkarcidir, yada bu ülkenin düşmanıdır. Yiğidi öldür hakkını yeme. Reis bu ülkeyi nereden nereye getirdi. Ben daha gerisini bilmem lakin Özal Rahmetlinin hakkını yememek lazım. Vesselam.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
DİĞER HABERLER
Yakarak ilerliyor! 100'den fazla ev yok oldu
Şampiyonlar istemişti! Havaalanında coşkulu karşılama